Diyanet’in Dediğini Yap, Yaptığını Yapma!

Diyanet’in Dediğini Yap, Yaptığını Yapma!

Demek istediğimiz şu ki, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın fetvaları, yasak pratiğinde hiçbir değişikliğe yol açmıyor. Üstelik bugüne kadar kendi uygulamalarının fetvalarıyla uyuşmamaları da daha büyük çelişkilerin ve sorunların yaşanmasına sebebiyet ve

Vakit Gazetesi'nde yer alan habere göre, Diyanet İşleri Başkanlığı, kendisine "Başörtüsü siyasi simge mi, Allah'ın emri mi?" diye mail yoluyla sorulan soruya ilişkin şu görüşleri bildiriyor: "İslâm dininde kadının kıyafeti ile ilgili olarak zaman zaman sorulan sorular dolayısıyla konu kurulumuzca ele alınıp incelendi. Kadınların başörtülerini; saçlarını, başlarını boyun ve gerdanlarını iyice örtecek şekilde yakaların üzerine salmaları, dinimizin Kitap, Sünnet ve İslâm alimlerinin ittifakı ile sabit olan kesin emridir. Müslümanların bu emirlere uymaları dini vecibedir."

Diyanet İşleri Başkanlığı, yine soruya ilişkin cevabında, Nur Suresi'ne yaptığı atıfla, örtünmenin gayesini şöyle izah ediyor: "İslâm'ın emrettiği örtünmeden maksat, kadının zinetini ve zinet yerlerini eşi veya mahremi olmayan erkeklere göstermesi ve yabancı erkekler tarafından görülmesine meydan vermemesidir. Bu itibarla örtünün; saçın, ten renginin ve zinetlerin görülmesine engel olacak kalınlıkta, vücut hatlarını göstermeyecek nitelikte olması gerekir. Ahzab Sûresi'nin 60. ayetinde; 'Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına söyle: (Evden çıkarlarken) üstlerine vücutlarını iyice örten dış elbiselerini giysinler. Bu, onların iffetli bilinmelerini ve bundan dolayı incitilmemelerini daha iyi sağlar' buyrularak, Müslüman hanımların evlerinden çıkarken, üstlerine vücut hatlarını belli etmeyecek bir dış elbise almaları, ev kıyafeti ile sokağa çıkmamaları emredilmektedir."

Burada soruya ilişkin bir hususu hatırlatmakta fayda görüyoruz. Devletin yasakladığı başörtüsünün, yine devletin başka bir kurumdan alınan bir fetvayla çözüme kavuşturulacağını düşünmek; iyi niyetli bir girişim kabul edilse dahi, son tahlilde çözüme ilişkin doğru bir tavır değildir. Diyanet İşleri Başkanlığı, başörtüsüyle ilgili sorulara daha önce de benzer cevaplar vermiştir, fakat Diyanet'in "Başörtüsü dini bir vecibedir, farzdır" şeklinde kararı yasağın uygulamasında hiçbir şeyi değiştirmemiştir.

Örneğin, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından geçen Mart ayında düzenlenen İl Müftüleri Toplantısı'nın sonuç bildirgesinde ise başörtüsüyle ilgili olarak şu maddeye yer verildi: "On dört asırlık uygulamada kadınların başını örtmeleri dinî bir gereklilik olarak kabul edilmiş, Müslüman kadınlar da dinlerinin gereği olduğuna inandıkları için başlarını örtegelmişlerdir." Ama yine Mart ayı içinde YÖK, özellikle başörtülü öğrencilerin başvurduğu açık lise formülünü engellemek için meslek liseli adayların açık lise diplomasıyla ÖSS'ye başvuramayacağını açıkladı. Gaziantep, Nizip, İmam Hatip Lisesi öğrencisi, Hatice Kübra Bakır, il genelinde yapılan, bir kompozisyon yarışmasında birinci olduktan sonra, Gaziantep Üniversitesi'nde düzenlenen törende, başörtülü olduğu gerekçesiyle ödülünü kendisi alamadı. 15 Mart'ta Merkez Bankası başkanlığı için geçici olarak atanan Erdem Başçı'nın eşinin başörtülü olması medyada geniş yankı uyandırdı. 20 Martta annesi başörtülü olduğu için 5 yaşındaki bir çocuğun tedavisini yarıda kestirip hastaneden attırıldığı ve sonrasında çocuğun ölümüne sebebiyet verildiği ortaya çıktı. 26 Martta KPDS sınavına başörtülü adaylar alınmadı.

Yine 27 Mayıs 2006'da Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, Müslüman kadınların dinlerinin gereği olduğuna inandıkları için başlarını asırlardır örte geldiklerini belirterek, "Bu konuda münferit farklı görüşlerin bulunması, bu ana görüntüyü farklı göstermeyi haklı kılacak bir güç ve yoğunlukta değildir" dedi. Bardakoğlu, 14 asırlık uygulamada kadınların başını örtmelerinin dini bir gereklilik olarak kabul edildiğini ifade etti. Ama bu açıklamadan birkaç gün sonra Ankara'ya gelen İsveç Kralı Gustav ve eşi Kraliçe Silvia'nın akşam yemeğine davetli olan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, sırf TBMM Başkanı Arınç ve bazı bakanların başörtülü eşlerinin de davetli olmaları nedeniyle" yemeğe katılmadı.

Demek istediğimiz şu ki, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın fetvaları, yasak pratiğinde hiçbir değişikliğe yol açmıyor. Üstelik bugüne kadar kendi uygulamalarının fetvalarıyla uyuşmamaları da daha büyük çelişkilerin ve sorunların yaşanmasına sebebiyet verdi. Süleyman Demirel'in geçtiğimiz hafta televizyon ekranlarında ifade ettiği durum, buna güncel bir örnek olarak gösterilebilir.

Hatırlanacağı gibi Demirel, kendisine başörtüsü yasağıyla ilgili sorulan bir sorunun cevabında, şimdiki ve eski Diyanet İşleri Başkanlarının okumak isteyen kızlarına, "Oku, sonra istersen başını örtersin" dediklerini anlatmış ve her iki başkanın onların bu "alimâne" tavırlarını överek, sorunun çözümü gibi göstermişti. Burada temsil kabiliyeti olan iki şahsın, kendi çocuklarına başlarını açabileceklerini söylemelerinin, yasakçı zihniyeti nasıl cesaretlendirdiği ve adeta onların yasakçılığına, tersinden bir yaklaşımla, nasıl fıkhî zemin hazırladığı da yeniden gözler önüne serdi.

Her iki başkan da, kızlarına verdiği "başlarını açabilme" fetvasını, zorunluluk haliyle açıklamaları ve buna fıkhî bir yol bulmaya çalışmaları, en başta, başkanları oldukları kurumların yayınladıkları görüşlerle çelişmektedir. Kendileri başörtüsünü farz ilan etmişler ve üniversitede okumanın da bir farz olduğuna hiçbir zaman değinmemişlerdir. O halde ne olmaktadır ki, farz olmayan bir durum farz olan bir emrin uygulanmasında "zorunluluk hali" gibi bir gerekçeyle görmezden gelinebilmektedir?

Sorunun cevabı, aslında yine her iki başkanın konuya yaklaşımlarında kendilerini ele veriyor: Eski Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz "Üniversiteyi kazandı ama orada da başı kapalı olmuyor" demektedir. Bardakoğlu'da daha önce devletin kural koyuculuğundan bahsetmişti. Demek ki, her iki başkana göre kural koyucu devletin başörtüsü yasağındaki hükmü, şari olan Allah'ın hükmünden daha geçerlidir, öyle mi? Bu kabul edilebilir bir tutum değildir. Her iki başkanda, başörtüsü yasağını kabullenmiş bir vaziyette arz-ı endam ederlerken, "Başörtüsü dini bir vecibedir" şeklindeki görüşleri ne kadar ciddiye alınabilir? Söylediği ile yaptığı birbirini tutmayan ve üstelik bu hali yanlış gerekçelerle tevil etme girişimleri doğru kabul edilebilir mi?

Burada başka bir durumu daha hatırlatmakta fayda var. Başörtüsünü dini bir vecibe gören Dinayet İşleri Başkanlığı, Kur'an Kursu hocalığı yapacak olan bayan öğreticilerin seçiminde KPSS'ye girme zorunluluğu getirmiştir. Bildiğiniz gibi KPSS'ye, değil başörtülü girmek, başörtülü fotoğraf ile müracaat edebilmek dahi mümkün değildir. O halde, kendi kurumsal yapısı içinde bile yasakçılığını besleyen Diyanet'in başörtüsü konusundaki fetvalarından medet ummanın ya da onların görüşlerini dayanak göstererek yasakçılara karşı mevzi kazanılabileceğini düşünmenin herhangi bir somut karşılığı olabileceğinden bahsedilebilir mi?

Tekrar yazının başına dönerek, konuyu bir sonuca bağlayalım. Başörtüsünün bir simge olmadığını anlatma ısrarından vazgeçilmeli, aksine, başörtüsünün bir simge olduğunun altını ısrarla çizmeliyiz. Başörtüsü Allah'ın emri, Müslüman kadının kimliğidir. Başörtüsü yasağının da bir simge olduğunu göstermeliyiz, bu ülkede Müslümanlara yönelik zulmün ve haksızlığın sembolü... Bu konuda Dinayet'in sözlerinin ise mücadelemizde mevzi kazandıracağı gibi bir hayale kesinlikle kapılmamalıyız. Çünkü Dinayet, bugüne kadar ortaya koyduğu tavır ile, başörtüsü yasağı karşısında çözümün değil sorunun parçası olduğunu yeterince ispatlamıştır. Başörtüsünün Allah'ın emri olduğunu anlamak ve anlatmak için Dinayet'in fetvalarına değil, bizatihi Kuran'a müracaat etmeliyiz. Bu konuda 14 asırdır yaşayan sünneti hatırlatmalıyız ve bu uygulamaya itirazımızı daha güçlü olarak yeniden gündeme taşımalıyız.

Bıkkınlık, yılgınlık ve umutsuzluk bize yakışmaz. Yasak karşısında geri çekilenler, çözülenler ya da inisiyatif almaktan geri duranlar, bu tavırları ile yasakçıların değirmenine su taşıdıklarını görmezden gelebilirler ama unutulmamalıdır ki, imtihan sadece yaptıklarımızla sınırlı değildir, yapmamız gerekirken yapmadıklarımızdan da sorumluyuz. Başörtüsü yasağı karşısında çözümsüzlük bahanesiyle kenarda oturanlar, her hafta, adalet talep eden başörtüsü platformlarının bulunduğu bir zaman diliminde acaba vicdanlarını daha ne kadar rahat tutabilecekler?

Yasağı kabullenmek, yasaktan da büyük bir sorun haline gelmektedir ve bu umutsuzluk, ancak yeniden meydanlarda verilebilecek uzun soluklu bir mücadele ile kırılabilir. İnanıyorum ki; haftalardır süren eylemlere destek veren başörtüsü direnişçilerinin emeklerini Allah zayi etmeyecektir, bereketlendirecek ve güçlendirecektir ama bunun için sabırla ve Kuran'la direnmekten kesinlikle vazgeçilmemelidir. (Haksöz-Haber / Beytullah Emrah Önce)

Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir