Yıllardır uygulana gelen camilere, öğrenci yurtlarına, hayır kuruluşlarına bağışlanmış derilerin THK jurnalleri ve kolluk kuvveti baskınlarıyla gasp edilmesinin evrensel hukuk anlayışının hiçbir yerine oturtulamayacağını ifade eden Prof. Kuzu, şunları söyledi:
"Bir genelgeye dayanılarak böyle bir uygulama yapılıyor. Oysa, bu tamamen yanlıştır. Anayasa tarafından teminat altına alınan mülkiyet hakkını ortadan kaldıramazsınız. Kimseyi, herhangi bir yere zorla bağış yapmaya zorlayamazsınız. Yine bir vatandaşın parasını ödeyerek sahip olduğu deriye el koyup arzusu hilafına değerlendiremezsiniz. Vatandaş derisini legal olan bütün organizasyonlara verebilir. Toplama yetkisinin THK'ya ait olması ayrıca tartışılabilir ama buradan, vatandaşın diyelim ki 'mahalle camisine, Kuran kursuna bağışladığı deriyi git, oradan zorla al ve götür bir başka yere ver' uygulaması çıkartılırsa, bu hukuka aykırı olur. Bunu, ömrünü hukukun hakim olmasına adamış bir hukuk adamı olarak kabullenmem, sindirmem mümkün değildir."
Prof. Dr. Kuzu, son zamanlarda bazı CHP önde gelenlerinin bile 'Sana ne kardeşim vatandaşın derisinden, ister oraya verir ister buraya' tepkisiyle gündeme geldiklerini hatırlatmamız üzerine şunları söyledi: "Bu tepkiler önemlidir. Samimiyeti bir yana, bir gerçeğin dile getirilmesidir. Bağış ile mecburiyet kavramları yan yana gelir mi?.. Hukuk sistemini çağdaşlaştırmanın mücadelesini veren bir ülkede, böyle zorunlu bağış tartışmalarının yapılması, böyle şeylerin konuşulması bile üzücüdür. Bu konunun tartışılacak tarafı yoktur. Vatandaş, derisini istediği legal oluşuma bağışlar. Kaynakların kanuna aykırı şekilde kullanımı sözkonusu olduğunda da devletin adli mercileri gereğini yapar."