Darbecilerin İlk Göz Ağrısı 27 Mayıs

Darbecilerin İlk Göz Ağrısı 27 Mayıs

Laik-Kemalist düzen; seçilen hükümet kendi çıkarlarına en ufak zarar verdiğinde ve halk Kemalizme iman etmeyen birilerini seçti mi, TSK marifetiyle darbeyi her zaman bu ülkenin üzerinden eksik etmemiştir.

Türkiye Cumhuriyeti tarihi darbeler tarihidir. Darbecilerin ilk çocuğu 27 Mayıs 1960 darbesiydi ve devamı geldi. Laik-Kemalist düzen; seçilen hükümet kendi çıkarlarına en ufak zarar verdiğinde ve halk Kemalizme iman etmeyen birilerini seçti mi, TSK marifetiyle darbeyi her zaman bu ülkenin üzerinden eksik etmemiştir.

27 Mayıs'ın kısa bir öyküsü:

(...)

CHP Zulmüne Karsı Taşranın Biriken Öfkesinin Yeni Adresi: DP

7 Ocak 1946'da Demokrat Parti resmen kuruldu. Program düzeyinde DP, CHP'ye nazaran daha az merkeziyetçi ve daha az bürokratik bir devlet yapısı öneriyordu. Laiklik, dış politika gibi hassas noktalarda CHP ile mutabakat içinde olunduğuna dair şifahi olarak güvence verilmişti. CHP kendi bünyesinden çıkarttığı bir grupla kontrollü bir muhalefet oluşacağı düşüncesindeydi. Ne var ki, CHP iktidarının savaş döneminde çıkardığı hükümete fiyat ve arzı belirleme ve halkı zorunlu çalıştırma yetkisi veren 1940 tarihli Milli Koruma Kanunu, 1942 tarihli Varlık Vergisi, 1925'te kaldırılmış olan Ayniyat Vergisi'nin 1943'te tarımsal üretime tekrar getirilmesi gibi uygulamaların doğurduğu hoşnutsuzlukların; tek parti döneminin bürokratik, baskıcı ve halka rağmen halkçılık geleneğinin oluşturduğu yaygın rahatsızlıkla birleşmesiyle Halk Partisi'ne karşı biriken kitlesel tepkilerin DP'yi kendisine adres olarak seçmesi DP'nin kendisi için biçilen çerçeveyi zorlamasını ve bunun neticesinde de CHP ile ilişkilerinin sertleşmesi sonucunu doğurdu.

21 Temmuz 1946 yılında yapılan, CHP'nin baskın bir seçim şekline soktuğu seçimler sonucunda DP 465 sandalyeden 65'ini alarak Meclis'te bir ağırlık oluşturmaya başladı.

1946'dan iktidarın el değiştireceği 1950 seçimlerine kadarki dönemde DP bir yandan CHP eleştirisini yoğunlaştırma yoluna giderken, bir yandan da temkinli bir strateji izlemeye çalışıyordu. O dönemde hala "İnönü'nün isterse DP Genel Merkezi'ne bir kaç jandarma gönderip, partiyi kapattırabileceğine" dair yaygın bir kanaat mevcuttu.

Bununla birlikte, CHP'yi demokrasiye uygun düzenlemeler yapmaya zorlamak için DP zaman zaman tutumunu sertleştirmekten de kaçınmadı. 1946 mahalli seçimlerinde olduğu gibi, gerekli düzenlemelerin yapılmaması üzerine 1949 Ocak ayında yapılan ara seçimleri DP boykot etti. Yine DP Meclis dışında muhalefet yapılmamasına ilişkin CHP'nin bütün tepkilerine rağmen Anadolu'da mitingler yaparak muhalefeti yaygınlaştırmaya devam etti.

1946-1950 arası dönem bir tür geçiş dönemi niteliğine sahipti. Bu dönemde CHP içinde çok partili sistemi sindirememiş otoriter yönetim yanlılarıyla, yeni sisteme uygun düzenlemelerin yapılması gerektiğini kabul edenler arasında da tartışmalar sürüyordu. Başını parti Genel Sekreteri ve 1947 Eylül'üne kadar başbakan olan Recep Peker'in çektiği sertlik yanlılarının etkisi, İnönü'nün ağırlığını öbür taraftan yana koymasıyla azaldı.

Savaş döneminde ilan edilen sıkıyönetim 1947 yılında sona erdi. Basına yönelik kısıtlamalar kaldırıldı. 16 Şubat 1950'de seçim yasası değiştirildi. Gizli oy açık tasnif ilkesi ve seçimler üzerinde bürokrasinin değil, bağımsız yargının denetimi kabul edildi. Bu dönemde CHP de eski baskıcı kimliğini unutturmaya yönelik politikalar içine girdi. Recep Peker'in yerine 1947'den 1949'a kadar başbakanlık yapan Hasan Saka, onun ardından Şemsettin Günaltay dönemleri klasik CHP uygulamalarından farklı, daha esnek, daha liberal bir görüntünün çizilmeye çalışıldığı dönemler oldu.

14 Mayıs 1950 seçimlerinde DP, eleştirisini CHP üzerinde odaklaştırdı, bürokrasiyi hedef tutmak yerine tarafsızlaştırma politikan güttü. Bunu da "devr-i sabık yaratmayacağız!" sloganıyla ifade etti.

Aslında seçim kampanyası sırasında CHP ve DP'nin vaatleri neredeyse birbirinin aynıydı. CHP de özel teşebbüs, daha fazla demokrasi gibi vaatleri ön plana çıkartıyordu. DP'nin CHP'den kendisini ayrıştırdığı vaatler ise daha hızlı icraat ve grev hakkı gibi tali konulardı. Fakat elbette kitleler sadece partileri vaadleriyle değerlendirmediler. Tek parti diktasının tüm baskı ve sindirme uygulamalarını temsil eden CHP'ye karşı biriken öfke sandığa DP İktidarı şeklinde yansıdı.

Egemen Güçlerin Seçim Rahatsızlığı ve Darbe Arayışları

22 Mayıs 1950'de Celal Bayar Cumhurbaşkanlığı'na seçildi. 2 Haziran'da da Menderes hükümeti güvenoyu aldı. İktidarın bu şekilde el değiştirmesi asker ve sivil bürokratik mekanizmada pek hazmedilememişti. Daha ilk günlerde bir grup subayın hükümete karşı bir darbe hazırlığı içinde olduklarına dair söylentiler yükseldi. Menderes hızlı hareket ederek, 15 general ve 150 albayın da dahil olduğu çok sayıda subayı emekliye ayırdı. Böylece hükümet ilk darbe girişimini kesin bir biçimde bastırmıştı. Ama DP-ordu ilişkileri hiç bir zaman normalleşmeyecek ve rahatsızlık 1960 darbesine dek devam edecekti.

1954 ve 1957 seçimlerinde de DP'nin üstünlük kazanması, CHP'de seçim dışı yollarla iktidara tekrar ulaşma eğilimlerini güçlendirmişti. DP'nin iktidara çok geniş yetkiler tanıyan yasal mevzuatı kendi amaçları doğrultusunda, muhalefet üzerinde bir baskı mekanizması teşkil edecek şekilde kullanması da, ÇHP'nin yasal olmayan yollarla iktidarı elde etme arayışlarını hızlandırmıştı. Aslında DP'ye bu imkanı veren de yine CHP'nin tek parti dönemi uygulamalarıydı. Şöyle ki, 1950 seçimlerine nasılsa garanti gözüyle baktığından CHP yönetimi mevcut yasal mevzuatı yeni geçilen çok partili sisteme uyarlamaktan kaçınmıştı. Seçimler büyük ölçüde parti-devlet özdeşliğinin İdeolojik ve kurumsal düzeyde devam ettiği bir düzen İçinde yapılmıştı. Meclis çoğunluğuna sahip iktidara neredeyse denetimsiz icra yetkisi veren yasalar ve düzenlemeleri kendi muhtemel iktidarı için düşünen CHP, yenilgiye uğrayıp DP iktidar olunca adeta kendi mezarını kendisi kazmış oldu.

27 Mayıs 1960 Darbesi

DP İktidarını Kemalist gelenekten temel bir sapma olarak değerlendirerek sürekli bir rahatsızlık içinde olan çevreler, DP'nin geniş kitleleri politik arenaya sokmaya yönelik "Vatan Cephesi" girişimi gibi, yine CHP'ye karşı Meclis'te "Tahkikat Komisyonu" kurdurması gibi çabalarını iktidarın demokrasiden saptığına dair iddialarına gerekçe göstererek askeri bir müdahaleyi kotarmaya çalıştılar. Nitekim öğrenci gösterileriyle başlatılan süreç, ordudan hükümete uyarı mektuplarıyla pişirilmiş ve 27 Mayıs 1960'da askeri bir darbe İle sonuçlanmıştır. Yönetime el koyan Orgenaral Cemal Gürsel başkanlığında 38 subaydan oluşan Milli Birlik Konseyi TBMM'nin görevlerini devr almıştı.

Darbeciler yeni bir anayasa hazırlanması için, çeşitli meslek teşekkülleri ve üniversitelerden seçilen 272 üyeli bir Temsilciler Meclisi oluşturdular. Temsilciler Meclisi'nde asker-sivil bürokrat ve aydınların açık bir hakimiyeti vardı. Batı'da liberal demokrasilerin sosyal demokrasiye doğru yönelmeleri ve sosyal devlet anlayışının ön plana çıkmasına paralel bir olgu olarak, hazırlanan yeni anayasa hak ve özgürlüklerin genişçe yer aldığı bir anayasa olarak hazırlandı. Bununla birlikte yeni anayasada gözetilen daha belirgin bir hususiyet, çeşitli organlar oluşturulmak suretiyle seçilmiş parlamentonun ve hükümetin egemenliği kullanmasına sınırlamalar, daraltmalar getirilmesidir.

1960 darbesini gerçekleştiren çevrelerin gözünde DP yönetimi, tek parti döneminde uzun yıllar boyunca bastırılan, sindirilen taşranın merkeze, merkezin temsil ettiği çağdaşlaşmaya, ilerlemeye karşı bir gericilik başkaldırısının temsilcisiydi. Halk, özellikle de kırsal kesimde yaşayan kitleler, "yeterince eğitilememiş" olduğundan politikacılarca kolaylıkla kandırılmaya müsaitti. Dolayısıyla politikacıların saf kitleleri kandırması ve toplumu çağdaş uygarlık düzeyine erişme yolundan saptırmasının önüne geçebilmek için çeşitli düzenlemelere ihtiyaç vardı.

1961 Anayasası ve Resmi İdeolojinin Seçilmişlerin İktidarını Kontrol Çabası

Anayasa Mahkemesi, Milli Güvenlik Kurulu gibi yeni organlar tesis edilmesi, Danıştay'ın yetkilerinin güçlendirilmesi gibi düzenlemeler yapılması; temelde devleti, resmi ideolojiyi temsil eden, etme iddiasında bulunan çevrelerin "iktidar"ı her zaman için garantiye alma endişelerinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Böylece önceden beri mevcut olan devletin temel ilkelerinin yeniden altının çizilmesine ilaveten, yeni oluşturulan anayasal kurumlar aracılığıyla seçilmişlerin iktidarı üzerinde bir "devlet iktidarı" kurumlaştırılmıştır. 1961 Anayasası'nın seçilmişler üzerinde kurduğu bu sınırlayıcı yapı, Menderes'in milletvekillerine hitaben söylediği rivayet olunan "siz isterseniz, hilafeti bile geri getirebilirsiniz" sözünde ifadesini bulan halk iradesinin boyutlarının sınırını ve çerçevesini çizmeye yönelik bir önlem, anayasal bir güvence olarak tasarlanmıştır. Böylelikle, resmi ideolojinin vesayetçi niteliği daha bir pekişmiştir.

1960 darbesinin bir sonucu olan 1961 Anayasası'nın seçilmiş organlar üzerinde tesis ettiği denetleme mekanizmaları, zaten birçok kısıtlama ve sınırlamalarla gerçekleşen "seçilme" prosedürünü iyice zapturapt altına almaya çalışmıştır. Fakat buna rağmen kontrol dışına çıkıldığı düşünülen durumlarda, anayasal düzenlemelerden öte, anayasaların varlık sebebi askeri darbelere başvurmaktan da geri kalınmamıştır.

1960 darbesi ile Türkiye siyasetinde 1950-60 arasında epeyce gerileyen ordunun rolü ve ağırlığı yeniden ve güçlü bir biçimde vurgulanmıştır. Özellikle 6O'lı yılların ortalarına dek siyaset büyük ölçüde asker denetimi altında yapılmıştır.

Anayasası'nın yürürlüğe girmesinden sonra 5 Ekim 1961'de yapılan seçimlerde CHP birinci parti olmakla birlikte Meclis'te çoğunluğu elde edemedi. DP'nin devamı olarak siyaset sahnesinde yer alan AP ile koalisyon hükümeti kurmak zorunda kaldı. Askerlerin denetiminin görece zayıfladığı 10 Ekim 1965 seçimlerinde ise AP, CHP'nin iki katına yakın oy almış ve tek başına hükümet kuracak çoğunluğu elde etmişti.

(...)

Not: Bu makale Rıdvan Kaya'nın Haksöz Dergisi'nin 54 sayısında (Eylül 95) yazmış olduğu "Türkiye'de darbeci siyasi geleneğin kökleşmesi ve Demokrasi" başlıklı makalesinden alınmıştır.

Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir