Cübbeli Ahmet'in kumpas ve jurnal şovu CNN Türk'te ekrandan inmiyor

Cübbeli Ahmet'in kumpas ve jurnal şovu CNN Türk'te ekrandan inmiyor

​​​​​​​Cübbeli ve Cübbesiz Ahmet ortaklığında yine CNN Türk ekranları İslami camialara yönelik yeni kumpas ve hedef gösterme alanı olarak kullanılmaya devam ediliyor.

HAKSÖZ HABER

7 Eylül Pazartesi akşamı CNN Türk’te Ahmet Hakan Coşkun’un sunduğu Tarafsız Bölge programında, kamuoyunda "Cübbeli" olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü’nün yeni fitne ve tezviratlarına yer verildi. Ahmet Hakan yönetimindeki CNN Türk adeta bir operasyon kanalına dönüşmüş durumda. Ahmet Hakan, etrafına topladığı birkaç şovmenle güya tarikatları tartışıyor; bir dönem Kanaltürk ve Samanyolu Haber’de sergilenen operasyonel haberciliğin yeni bir örneği sunuluyor. Programda sanki bir tek Tuncay Özkan ile Mehmet Baransu eksik!

Dün akşamki yayında etrafındaki birçok kişinin sonradan ajan olduğunu öğrendiğini öne süren Cübbeli; Caprice Otel açılışına katılarak insanları buraya yatırıma yönlendirmesinden "yanmaz kefen" pazarlamasına kadar kendisine yönelik tüm eleştirileri geçiştirmeyi tercih etti. Kendisine gelen soruları hemen başka yönlere çeken Cübbeli, konu ihtilaflı olduğu İsmailağa Cemaati veya diğer camialar olunca ise cevval kesilip hak, hukuk tanımadan asıp kesebilmekte ve insanları rahatlıkla hedef gösterebilmektedir.

Konuyu uzatmadan, doğrudan işin tarafı olan İsmailağa Cemaati’ne bağlı Hasenat Vakfı Başkanı Muhittin Ödemiş’in sosyal medya üzerinden Ahmet Mahmut Ünlü’ye verdiği yanıtı yayımlıyoruz:


FETÖ döneminden aşina olduğumuz kumpas ve jurnalleme dili yeniden sahnede.

Kaynağı belirsiz, bağlamı bilinmeyen, bütünlüğü ve teknik gerçekliği incelenmemiş bir ses kaydı üzerinden koca bir cemaat; isimler, şahıslar ve hocalar topluca töhmet altında bırakılıyor. Bir tarafta hoca kılıklı bir şovmen, diğer tarafta onun bu provokasyonuna çanak tutan gazeteciler… “Bu iddianın yeri televizyon ekranları değil, savcılıktır” demek ve kaydın sıhhatini sorgulamak yerine, tiyatrovari şaşkınlıklarla iddiayı köpürtüyor; insanları hedef gösteriyor ve kamuoyunu tahrik ediyorlar. Bu gazetecilik değildir; ekran jurnalciliği, algı operasyonu ve itibar infazıdır.

Ortada gerçek bir suç iddiası varsa yapılacak iş bellidir: Kayıt savcılığa teslim edilir, uzman bilirkişilerce incelenir, konuşmanın tamamı ortaya konur; montaj, kesme-biçme ve bağlamından koparma ihtimali araştırılır. Adı geçen kişilere de cevap ve savunma hakkı tanınır. Bunların hiçbirini yapmadan, kaynağı meçhul bir ses kaydı üzerinden ekranda fetövarî iddialarla insanları ve koca bir cemaati peşinen suçlu ilan etmek habercilik değil, kumpas yöntemidir.

Türkiye; kesilmiş, biçilmiş ve bağlamından koparılmış kayıtlarla insanların nasıl mahkûm edildiğini, cemaatlerin nasıl kriminalize edildiğini ve derin mahfillere nasıl mesajlar verildiğini çok ağır bedeller ödeyerek gördü. Aynı kirli senaryoyu yeniden sahneye koymaya kimsenin hakkı yoktur. Kimse insanların aklıyla da devlet aklıyla da alay etmesin. Hedef gösterilen, jurnallenen Hasan Yaşar Hocanın 15 Kasım 2024 tarihinde kendi sayfasından verdiği cevap;

e0ec70d9-60b6-4fc1-9e55-ac8777faaa62

“Şahsıma atılan iftiralara tenezzül edip de cevap vermeyi hiç düşünmedim. Ancak ithamlar Müslümanlara ve müesseselerine iftira kampanyasına evrildiği için konuşmamız zaruret oldu.

Bana ait olduğu iddia edilen ses kayıtları dolaşıyor piyasada Hemen belirtelim kayıtlar servis edildiği haliyle montaj ve iftiradan ibarettir.

Şöyle ki Yayınlanan kısmın öncesinde arkadaşlarla dünya savaşının kapıda olduğundan bahsediyoruz. O esnada birisi “Hocam memleket içerde kemalizm maskesi altına batıya hizmet peşinde olan işbirlikçileri tasfiye etmeden dışarıyla savaşamaz” diye bir tespit yapıyor. Batının kılıcını özünde batı karşıtı İslamcılık adına bile bize sallayanları (FETÖ) görmüş birisinin batı dostu kemalizm adına bunu yapmayı deneyeceklerini öngörmesi gayet tabidir. Nitekim daha önce bu klikler tarafından pek çok defa darbe girişimine şahit olunan bir ülkedeyiz.

Soruyoruz “nasıl olacak o iş?” Arkadaş diyor ki “Sekizyüzbin (rakamla 800000) kişilik ordun var onunla yaparsın” Bu rakam Türk ordusunun bilinen sayısıdır. Yani dış düşmanla savaşacak olan ordu ondan önce içeriyi dizayn etmeli demek istiyor Biz de “olsa ne ala, ancak öyle bir şeyin hayal olduğunu bütün ordunun sen gibilerden oluşmadığını” söylüyor. “Bu söylemlerin netice vermeyeceğini bir birlik zemini bulunması gerektiğini” anlatmaya çalışıyor biraz da gülerek bunun bir hayalcilik olduğunu söyleyerek kardeşimizin endişelerini savuşturmaya çalışıyoruz. “Sekizyüz”ün “yüz”ünü zaten biraz hızlıca söyleyen arkadaşın “yüz” kelimesini silerek (dikkatli dinlerseniz bu kelimenin baştarafının duyulduğunu göreceksiniz) sekizbin demiş gibi göstererek bununla medrese talebelerinden oluşan kendi özel ordumuz varmış da kalkışma peşindeymişiz gibi göstermeye çalışıyor. Bir de “kime iftira atıyoruz” falan diye geveliyor. Hz. Osman’ın mektubundaki “fakbel” (kabul edin) kelimesine nokta ekleyerek “faktül” (öldürün) diye değiştiren fitneciler gibi. İddia sahibinin “sekiz bin kişilik ordu nerede deyip şaşırmıyor olmamızın” sebebi budur. Kastedilen devletin ordusudur zira niye şaşıralım. Yayınlanan kayıtta “bu ordunun sadece sen gibi medreselilerden oluşmadığını” söylediğimizde kastımızın TSK olduğu anlaşılıyor zaten.

On ay öncesinden gizli kayıt alınıyor, vaktinde kullanmak için saklanıyor, üzerinde oynayarak iftira ekliyor yetmiyor bir de “devlet bunun üzerine gitsin” diyerek gammazlayıp devlet içine yerleşmiş malum din düşmanı kliklere Müslümanları boğdurmaya çalışıyor. Bu nasıl bir gözü dönmüşlüktür. Hanım hocaların sesini bile gizli gizli çekip internette yayınlamaktan çekinmeyen ahlaksızlardan da ancak bu beklenirdi.

“Şura” üyeleri içinde şu ahlaksızlığa dur diyecek insaf ehli kimseler olduğuna inanıyoruz. Biz her söylediğine katılmıyoruz diyerek onun günahlarından kurtulabileceklerini sanmasınlar İlmi bir reddiye yayınlamamızın akabine sırf cevaplarımızı itibarsızlaştırmak için komploya tevessül etmek İlmi itirazlara verecek cevabı olmayanların ellerinden gelen bu işte Küçük bir müdahaleyle bir kaydın ne hale getirilebildiği ortadayken şahsıma nispet edilen diğer kaydın nasıl bir işçiliğin ürünü olduğunu anlamak zor değildir.

Vallahi billahi tallahi bu kayıtların hepsinde çıkarma ve eklemeler yaparak montajlanmıştır. Eğer kendinize güveniniz varsa algı ve iftirayı bırakın “alın kayıtlarınızı bir şer’i mahkemede hesaplaşalım neden özür dilemiyor helallik istemiyor diye sormuş atılmış bir iftira için özür dilenmez ama yine de özür dileriz özür dilemekle kimse küçülmez ancak sırayla gidelim önce sen Muhittin Ödemiş hocaya “müstehcen kasetleri var ve fetöcü” diyerek, Ahmet Furkan hocaya “beni odaya sıkıştırıp it diyerek bağırıp tehdit etti” diyerek Seyfettin İnanç hocaya fetöcü diyerek iftira attığın için Mahmut Eren hocaya -sen ve bütün yoldaşların kadınlara perdesiz sohbet verdiği halde- perdesiz ders değiştiriyor diye “namussuz” dediğin ve incil okutuyor diyerek iftira attığın için hepsinden öte Şeyhimiz Hazretleriyle dalga geçip iftiralar attığın için özür dilersen söz ben de özür dileyeceğim.”

HABERE YORUM KAT
7 Yorum
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir