İnsani Haklar, Hürriyetler ve İlmi, Kültürel Ekonomik-Sosyal Dayanışma Derneği İLKE-DER'in Cuma günü saat 20'de Belediye Turgut Özal İş Merkezi konferans salonunda düzenlemiş olduğu program, Erdal Ardıç'ın okuduğu Kur'an-ı Kerim tilavetiyle başladı, İlke-Der Başkanı Selim Özkabakçı tarafından açılış konuşması yapıldı. Daha sonra Mehmet PAMAK sunumunu yaptı.
Mehmet PAMAK "Kuran Neslini İnşa Sorumluluğu" konusunda katılımcıları aydınlattı. Yaklaşık iki saat süren konferans ilgi ile izlendi. Program soru cevap bölümü ile sona erdi.
İlke-der Başkanı Selim Özkabakçı konuşmasında özetle şunları söyledi:
"İlke-der olarak 2004 yılından beri ilmi ve kültürel çalışmalarımızla sizlerle birlikte olduk, Allah nasip ederse bundan sonrada olmaya devam edeceğiz. Bildiğiniz gibi dernek merkezimizde her hafta Cuma akşamı halka açık olarak ilmi seminerlerimiz devam etmektedir.
Bu akşamda uzun yıllardır Kur'an çalışmalarından tanıdığımız, net ve dik duruşu ile her zaman tevhidi bilincin örnekliğini gözler önüne seren MEHMET PAMAK hocamız bizleri "Kur'an Neslini İnşa Sorumluluğu" konusunda aydınlatacak.
Yaşadığımız çağda, ümmet asli kimliğini yitirmiş, cahili sistemler tarafından kuşatılmış ve Kur'an merkezli bir toplum olmaktan uzaklaştırılmıştır. Vahyin mesajı yaşamlaştırılarak bir Kur'an nesli inşa etme sorumluluğu önümüzde durmaktadır.
İlk dönem Müslümanları vahyi diri tutma yolunda canlı ve dinamiktiler. Bugün ise dünyevileşme yani sekülerleşme hastalığı Müslüman coğrafyayı bir kurt gibi kemirerek bitirmekte. Bu hastalığı yenmenin tek yolu ise vahye muhatap Kur'an neslini inşa ederek hayatın içerisinde bir pratik oluşturmaktır.
Bu çalışmaları da insan olarak yaratılmanın vermiş olduğu bir sorumluluk olarak görüyoruz. Şu anda bunun için bir araya geldik ve inşallah kafamızdaki birçok sorunun cevabını bulacağız."
Mehmet Pamak ise konuşmasında özetle şunları belirtti:
"Cahiliye toplumuna alternatif İslam cemaatini oluşturmak zorunluluğu, cahiliye toplumundan akıdevi ve ameli bir ayrışmayla oluşan bu cemaatin müntesiplerinin, cahiliye toplumuyla bütün insani ilişkilerini de kesmeleri, o toplumun hiçbir şeyi ile ilgilenmemeleri, ondan fiziken de kopmaları anlamına gelmemektedir. Aksi takdirde o topluma daveti taşımaları ve şahidlik yapmaları da imkansız hale gelecektir ki, Kur'an da bunu istememekte, ilk örnek nesil de bunu yapmamış bulunmaktadır. Tam tersine, toplumdan soyutlanmadan, aile, akrabalık, komşuluk ilişkileri, ekonomik ve sosyal alanlardaki ilişki ve etkinlikler içinde, vb bütün toplumsal alanlarda yer alıp, vahyin şahidliği bağlamında doğru ve nitelikli bir temsil ortaya koyarak toplumsal istikametin düzelmesine, tevhidi dönüşümün yaşanmasına ve kültürel seviyenin yükselmesine katkıda bulunmak sorumluluğumuz vardır. Toplumdan gizlenerek, soyutlanarak ve ilişkiyi keserek topluma bir katkıda bulunmak ve ıslahına vesile olmak mümkün değildir. Bu sebeple, toplumla ilişkide iki yanlış uçtan kaçınılmalıdır. Birisi toplumdan tamamen kopmak, uzaklaşmak, ilişkiyi kesmek, diğeri ise toplumu meşruiyetin kaynağı gibi algılayarak ona ve onun cahili değerlerine doğru savrulmaktır.
Davetçi mü'minlerin, bu büyük sorumluluğu yerine getirirken, önlerine çıkarılacak dış ve iç engelleri aşabilmek için de güç birliğine ve dayanışmaya ihtiyaçları vardır. İnsanların Kur'an'ın aydınlığında uyanıp, yerel ve küresel sömürü düzeninin sonunu getirecekleri korkusuyla, yerel ve küresel müstekbirler ve atalar dininin savunucusu geleneksel cahiliyenin temsilcileri tevhidi davete engel olmak isteyeceklerdir. Bütün bu engellere rağmen, Kur'an ve sünnet merkezli sahih din anlayışını topluma ulaştırma mücadelesi veren mü'minler olarak, Peygamberlerin örnekliğinde, geleneksel ve modern cahiliyeden arınıp, ayrışarak tevhid ve adalet toplumunu oluşturacak, ümmeti yeniden inşa edecek Kur'an nesli nüvesini oluşturmak için ıslah ve inşa çabalarımızı sürekli kılmalıyız. Cahiliye sisteminin ve kurumlarının tasallutundan, şirke dair seküler kültürün ve geleneksel bid'at ve hurafelerin kuşatmasından arınmak için öncelikle aile ve evlerimiz, daha sonra da dernek, vakıf benzeri alanlarımız, tıpkı "Erkam'ın evi" misali, İslami kimliğimizin oluşumu, gelişimi ve korunması açısından sığınaklarımız ve arınma, korunma merkezlerimiz, kitap ve hikmet eğitiminin yapıldığı mekteplerimiz haline getirilmelidir. Mü'minlerin oluşturduğu vakıf, dernek ve okul benzeri kolektif alanlar, bir yandan bu amaçla alternatif eğitim ve arınma merkezleri haline getirilirken, diğer yandan da zorba sistemin dayatmalarına karşı direnme bilincinin oluşum ve organizasyonunun yapıldığı, zulme rıza göstermeyerek adalet ve özgürlük mücadelesini sürdürecek ve yaşanan zulmü geriletmeye çalışacak kadroların yetiştiği ve organize edildiği toplumsal muhalefet alanları haline dönüştürülmelidir.
Kur'an neslinden kastedilen, aynı zaman diliminde yaşayanlardan, aklını, imanını, şahsiyetini ve hayatını Kur'an'la inşa eden her yaştan mü'minin oluşturduğu topluluktur. Yani Kur'an neslini oluşturmak denince, mevcut toplumdan ve bugünden umudunu kesip, bir eğitim projesiyle genç nesilleri yetiştirmek suretiyle geleceği kurtarmak çabası akla gelmemelidir. İlk Kur'an nesli içinde, yaşı ileri olan Hz. Ebubekir de, çocuk yaştaki Hz. Ali de vardır. İlk Kur'an nesli, Resulullah'ın (s) davetine icabet eden her yaştan mü'minin birlikte oluşturdukları bir Kur'an toplumuydu. O halde çağın Kur'an nesli dendiği zaman da, Mekke Kur'an neslinde olduğu gibi, içinde toplumsal yaş kuşakları anlamında birkaç insan neslini, dede, baba, oğul ve hatta torunun da yer aldığı dört kuşağı birden barındıran, bilgisini, aklını, imanını, şahsiyetini ve hayatını Kur'an'la inşa eden mü'minlerin topluluğu akla gelmelidir. Bu topluluğa S. Kutup'un isimlendirmesiyle "Kur'an Nesli" denilebileceği gibi, Kur'an toplumu, Kur'an cemaati de denilebilir.
İlk nesil de, bir yandan tevhidi daveti, Kur'ani eğitimi gerçekleştirirken, diğer yandan daha Mekki surelerden itibaren ekonomik, sosyal, siyasal konulardaki yönlendirmelerle, egemen cahili sisteme, zorba yönetimlere yönelik açık tavırlar koyuyor, insanları şirk sistem ve otoritelerine itaatsizliğe çağırıyor, statükoyu sarsan tevhidi mesajı yaygınlaştırıyorlardı. Şirki ve küfrü izale edip karanlıkları aydınlatmaya, zulmü ve ifsadı önlemeye ya da geriletmeye yönelik ıslah edici inkılâpçı bir mücadele yürütüyorlardı. Bir yandan da iç arınmayı, kalbi derinleşmeyi ve güzelleşmeyi, her türlü cahili kir ve pislikten uzaklaşmayı sürekli bir ahlâk haline getiriyorlardı. Ayrıca toplumda hem de Allah'ın dini adına yaygınlaşmış yanlış din anlayışlarını düzeltmeye, ıslah etmeye çaba gösteriyorlardı.
Ulusal sınırlarla çevrilmiş her ümmet coğrafyasında, tek bir Kur'an nesli öbeği, tek bir ümmet nüvesi oluşmalı ve farklı ülkelerdeki bu nüveler, öbekler dünya çapında bütünleşip vahdeti sağlayarak küresel boyuttaki tek İslam ümmetini oluşturmalıdır. Allah'ın ipi (Hablullah) olan Kur'an'a topluca sarılmak ve parçalanmamak, dağılıp ayrılmamak emri ve insanlığa şahidlik yapacak vasat ümmetin oluşturulması, tevhid ümmetinin tek olmasına dair vahyi ölçüler, uyarılar bu birliği zorunlu kılmaktadır. Kur'an nesli yerine, Kur'an ya da İslam cemaati, ilk Kur'an toplumu gibi kavramlar da kullanılabilir. Önemli olan bu tanımlamadan amacın ne olduğudur ve bunun vahyin ölçüleri ve ilk neslin oluşturduğu örneklikle ilkesel olarak örtüşmesidir. Önemli olan, davete icabetle iman edenlerin, tek cemaat ve tek ümmet olma sorumluluğu olduğunun anlaşılmasıdır. Merhum şehidimiz Seyyid Kutup, işte bu ilk yapılanmaya "ilk Kur'an nesli" adını vermiştir. "Bazı mü'minlerin Kur'an nesli oluşturmak ve ümmeti vahiyle inşa etmek diye bir derdi olur, bazılarının ise, böyle bir meselesi olmaz, onlar da bireyselliği tercih edip onunla yetinebilirler" diye bir tercih hakkı yoktur. Kur'an'da Allah'ın emrettiği ve Resulullah'ın (s) önderliğindeki ilk Kur'an nesli örnekliğinde ortaya konduğu gibi, her mü'min, önce İslam cemaatinin ve sonra da İslam ümmetinin sorumlu bir müntesibi olmak durumundadır. Bireysellik, İslami kimlik ve ilkelerle bağdaşmayan modern ve liberal bir sapmadır.
Ümmetin yeniden inşasında, bölgesel Kur'an Nesli nüvelerinin oluşumu büyük önem taşımaktadır ve önceliklidir. Her bölge, şehir ve ülkede yaşayan mü'minler, bu hedefin, bu küresel ümmet zincirinin birbirine geçecek halkalarını oluşturmak sorumluluğunu taşımaktadır. Küresel kapitalizme de, en net ve sahih cevab, ancak her bölgede oluşturulacak Kur'an nesli halkalarının birleşmesiyle gerçekleştirilecek Kur'an nesli zincirinin oluşturacağı tevhid ümmeti ile verilebilecektir. Küresel tağuti güçlerin münkeri küreselleştirmesine karşı, maruf olanın küreselleşmesi ve zulme karşı küresel bir adalet arayışıyla küresel bir itirazın gerçekleştirilmesi ve insanlığı karanlıklardan aydınlığa çıkaracak mesajın "vasat ümmet" aracılığıyla tüm dünya insanlığına etkili bir biçimde sunulması, ancak her ülkede oluşacak bu Kur'an nesli öbeklerinin, ümmet nüvelerinin küresel vahdetiyle mümkün olabilecektir. O halde işe kendi ülkemizdeki, yani dayatılmış ulusal sınırlar içindeki Kur'an halkalarını tek bir çatı altında toplamakla başlamalıyız. Kur'an eğitiminden geçen halkaların bütünleşmesini sağlamak suretiyle, kendi ülkemizde tek bir Kur'an neslini ya da tek bir ümmet nüvesini oluşturmak temel bir gereklilik ve ertelenemez bir sorumluluk olarak algılanmalıdır."



