1. YAZARLAR

  2. Akif Emre

  3. Çevre/ci - sömürge/cilik
Akif Emre

Akif Emre

Yazarın Tüm Yazıları >

Çevre/ci - sömürge/cilik

19 Şubat 2009 Perşembe 19:20A+A-

Geçenlerde katıldığım bir panelde İsrail sorununun Siyonizm ve küresel kapitalizm ilişkileri bağlamında emperyalizmle ilişkilendirilmeden doğru okunamayacağını söylediğimde panalistlerden akademisyen bir arkadaş bunu neo marksist bir yaklaşım olarak eleştirmişti. Sömürgecilik genellikle geçen yüzyılın ilk yarısında sona eren bir uluslar arası sistem olarak ve hata 19. yüzyılın uygar ve batılı ülkelerinin dünyanın geri kalan tüm coğrafyalarına el koyma hakkı, biraz aşırıya kaçmış hak kullanımı olarak algılanır. Sömürgecilik yerine emperyalizmi kullanmak isterseniz çok daha ideolojik, (old fashion) Marksist olmakla itham edilebilirsiniz ve soğuk savaş jargonu olarak daha itici bir kelimeyi seçmiş sayılırsınız.

Elbette bugünün dünyası 19. yüzyıl sömürge ilişkileriyle ve soğuk savaş döneminin kalıplarıyla izah edilemez. Ne var ki güçlü ülkelerin “üçüncü dünya ülkeleri” dedikleri ekonomik olarak zayıf ülkelerle kurduğu ilişkinin muhteva olarak sömürgecilikten farklı olduğunu kim söyleyebilir? Üstelik sömürgecilik daha da çeşitlenerek, birbirinden bağımsız gibi görünen ama belli başlı zengin ülkelerin dışında kalan dünyanın aleyhine olmak üzere işleyen bir süreç olarak devam ediyor. Üstelik yeni türden sömürgeleştirme biçimleri icad ediliyor.

Bunca sözü etmemin nedeni dünkü Independent gazetesinde çıkan bir haber. İngiltere her yıl yüz binlerce ton televizyon başta olmak üzere elektronik zehirli atıkları Afrika'ya gönderiyormuş. Geri dönüşümü olamayan bu atıklar çocuklar tarafından toplanıyor ve satılıyor. Afrika'daki sömürgecilik geçmişlerine bakarak bu hadise şaşırtıcı gelmeyebilir ama yakın bir tarihte İskenderun açıklarında toksit atık yüküyle "M/V Ulla" adlı geminin batırılması da yeni tür sömürgecilikle bizim ilişkimizi ihtar etmesi bakımından önemliydi. Zaman zaman basında yer alan hangi Avrupa limanından hangi zehirli atık yüklü geminin Türkiye'ye yöneldiği haberlerini de hatırlayalım.

Dahası sanayileşmiş Batılı ülkelerin artık ağır sanayi dedikleri kirli sanayiyi teknolojik olarak uygun insan ve altyapıya sahip çevre ülkelere kaydırması, atıkları bizzat üretim yaptığı ülkenin toprağına gömmesi yeni çevre sömürgeciliğinin fark edilmeyen boyutu. Bu ilişkinin en canlı örneği, artan otomobil ihracatının altında yatan kirli sanayinin Türkiye'ye kaydırılması olgusu değil midir? Sömürge boyutunun anlaşılması için stratejik teknolojiyi ellerinde tutarak asıl çevre kirliliğine neden olan ve atık bırakan montaj sanayiini kaydırmaları, aynı zamanda Türkiye'deki ucuz işgücünden faydalanan dev otomobil markalarının sözüm ona üretim biçimine bakmak yeterli.

Her anlamda bağımlı kıldığı gibi geleceğimizi de rehin alan ve yeryüzünü, yeraltını katleden bir ilişki biçimiyle karşı karşıyayız. Nükleer denemeler için kendi toprakları dışında çölleri ya da okyanusları seçen, nükleer atıkları Afrika'nın, Asya'nın ortasındaki çöllere gömen, toprağı, yeraltı sularını, okyanus hayatını geri gelmeyecek biçimde yok eden bir sömürgecilik biçimiyle karşı karşıya insanlık.

Londra'da, Paris'te daha lüks ve ucuz otomobile binmek, daha temiz hava solumak, temiz caddelerde yürümek adına insanlığın geri kalanının geleceğinin yok edilişini tezgahlayan bir hegemonik ilişki, merkez-çevre ya da koloni-kolonizatör ilişkisi çok daha acımasız, çok daha tahrip edici ve çok daha sofistike yöntemlerle devam ediyor.

Çevre sorununu bisiklete binmeye, deri kürk giymemeye indirgeyen naif karşıtlık bu temel soruna çözüm olamaz. Ya da çevre sömürgeciliği ile küresel kapitalizm ilişkisini kuramayanlar Gazze'de patlayan bombaları de önleyemez demektir. Küresel krizden kurtulmak için tasarrufu, israf etmemeyi değil tüketmeyi, her zamankinden daha çok israf etmeyi çare gösteren bir kapitalist medeniyetle karşı karşıyayız.

Sürekli tüketerek dünyayı eşya çöpüne çeviren modern kapitalist sistemle kendi dışındaki dünyayı çöplük olarak gören sömürgecilik anlayışı arasında sebep-sonuç ilişkisi kurmadan çevreyi koruyalım türünden bir çevrecilik çözüm olmayacaktır. Su kaynaklarından soluduğumuz havaya, toprağa kadar zehirlemeyi kendi çıkarları için bir sakınca görmeyenlerin uzun vadede kendilerinin de içinde yaşadığı gezegeni, insanlığın geleceğini imha ettiklerini görmemiz gerek. Meselenin bir medeniyet ve medeniyeti oluşturan değerler meselesi olduğunu her fırsatta hatırlatmamızın nedeni bu. Körü körüne batı düşmanlığı yapanlarla meseleyi medeniyet sorunu olarak ele alanların arasındaki fark budur. Artık modern kapitalist medeniyet küreselleştikçe, hegemonyasını yaydıkça insanlık ve insanlığın geleceği meselesi haline gelmiştir.

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT