1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Gazze yanarken Hac ve Umre
Gazze yanarken Hac ve Umre

Gazze yanarken Hac ve Umre

Yasin Aktay, 7 Ekim'den bu yana aralıksız katliam yaşanan Gazze bu durumdayken önceliklerimizi sorgulamamız gerektiğini kaleme aldı.

13 Mayıs 2024 Pazartesi 10:30A+A-

Gazze’de Siyonist-terörist İsrail soykırımını dünyanın gözü önünde yapmaya devam ederken, bu arada dünyanın bütün duyarlılıklarını, duygularını, değerlerini, şeref ve haysiyetini de dumura uğratıyor. Bu kadar büyük haksızlığa şahit olup bir şey yapmamak veya yapamamak insanın kötürümleşmesinden başka bir şey değil. Bir şey yapabildiği halde yapamayanlar, durdurabileceği halde durduramayanlar zaten bu suça doğrudan ortaktır.

ABD ve Avrupa bu insanlık suçlarının doğrudan ortakları. Ama geriye kalan, itiraz eden ama bu itirazıyla kalan dünya her gün çıta yükselterek devam eden bu canilikler karşısında yaşadıkları acizliği de bir kader gibi içselleştiriyorlar. Oysa Gazzeliler 7 Ekim’de onlara bu acizliğin bir kader olmadığını göstermiştir. Onlara yenilmez İsrail anlatısının içi boş olduğunu ve değişmez bir hikâye olmadığını göstermişti. İsrail’i son derece kısıtlı imkanlarıyla birkaç saat içinde rezil rüsva etmişti. Böylece siyonizmin elinde tutsak olan bütün dünyaya İsrail zincirinden isterlerse kolaylıkla kurtulabileceklerini gösterdiler.

7 aydır Gazze’nin Allah’ı ve yalnızca Allah’ı kendilerine vekil gören yiğitleri muhteşem vakur duruşlarıyla bu dersin boş bir hayal olmadığını da gösteriyorlar. Ama bu dersi alması gerekenler hâlâ almamaya devam ediyorlar. Hâlâ İsrail katili ve onun hamisine karşı kendilerini fenaya gark etmiş İslam dünyasının liderlerinden bir ses seda yok.

Çünkü İslam dünyasını yönetenlerle İslam dünyasının halkları birbirinden çok ayrı tellerden çalıyorlar. Açık konuşalım, İslam dünyasının liderleri İsrail’den ve arkasındaki güçlerden sadece korktukları için harekete geçmiyor değiller. O güçlerin korkulacak şeyler olmadığını Gazzeliler yeterince gösterdi. Hâlâ da göstermeye devam ediyor.

Gerçi tam bu noktada dikkatlerden kaçan şey, bu yöneticilerin kendilerinin zaten İsrail ile işbirliği içinde olduklarıdır. Ne yazık ki, İslam dünyasının önde gelen, en güçlü ülkeleri 7 Ekim’den beri İsrail soykırım makinasının bir an önce Hamas’ı yok etmesini dört gözle bekliyorlar. Onların Hamas’a veya onun temsil ettiği misyona olan düşmanlıkları İsrail’inkinden az değil. Aslında belki İsrail onları kullanıyor değil, bilakis onlar İsrail’i kendi saltanatlarını devam ettirebilmek için kullanıyorlar. O yüzden işin fazla uzamış olması onları da çok rahatsız ediyor. Ne yazık ki, kendi yönettikleri ülkelerde Gazze’ye, Filistin davasına müzahir insanlara karşı yürüttükleri mücadele ancak İsrail’in yürütebileceği bir mücadele. Hâlihazırda bu İslam ülkelerinin hapishanelerinde tamamen haksız ve sebepsiz yere tutuklu olan Müslüman âlimlere reva görülenler, İsrail’in Müslümanlara karşı nefret siyasetini asla aratmıyor. İsrailoğullarının tarihi karakteridir âlimlerini öldürmek. İslam ülkeleri kendi âlimlerini hapse atarak veya susturup öldürerek İsrail’in yolundan gitmiş oluyorlar.

Doğrusu İsrail’e karşı bütün Müslümanların birlik olmasını talep ederken, bunun kadar güçlü bir biçimde, belki öncelikle İslam ülkelerini, kendi halklarına insanlık onuruna yaraşır bir davranış çizgisine davet etmek gerekiyor.

Aljazeera tarafından geçtiğimiz yıllarda en başarılı televizyon sunucusu olarak ödül almış olan Mısırlı Mutaz Matar, İsrail’e karşı Müslüman ülkelerde sergilenen acizliği çok çarpıcı bir yerden yakalamış. Gazze’de Müslüman çocuklar, kadınlar, yaşlılar canice Siyonist İsrail tarafından katledilirken, hastaneleri, okulları, camileri bombalanıp Gazze harabeye çevrilirken Kabe’de, aynı anda yüzbinlerce kişi umre yapmakta. Üstelik bu esnada Mescid-i Haram’ın iç bölgesi bu kadar kalabalığı almadığı için caddeler ve sokaklar hep umrecilerle dolup taşıyor. Tabii, dinlerini yanlış anlayan yüzbinlerce. Umre için harcadıkları paraları yeryüzünde cihadı ayakta tutan tek bölge olan Gazze için harcayacaklarına gidip umre için harcıyorlar. Ramazanda tam bu bağlamda Müslümanların Kâbe’sinde namaz kılan ve itikâfa giren bir milyondan fazla kişi vardı. Peki bütün bu çelişkiler karşısında namaz kıldıran imamlar Tevbe, Enfal, Ahzap ve Muhammed surelerini nasıl okuyabiliyorlar? Onlar “Onlarla savaşın ki Allah sizin ellerinizle onları cezalandırsın, onları rezil rüsvâ etsin, onlara karşı size yardım ve zafer ihsân buyursun, baskı ve zulüm altında inleyen mü’min toplulukların gönüllerini ferahlatsın!” buyuran  Tevbe Suresi 14. ayeti nasıl anlıyorlar? “(Gerçek) müminlerseniz, (bilin ki) Allah kendisinden korkmanıza daha layıktır” diyen 13. ayeti, “Kolay da olsa zor da olsa sefere çıkın” diyen 41. ayeti, “(Ey müşrikler)! Siz hacılara su vermeyi ve Mescid-i Haram’ı onarmayı, Allah’a ve ahiret gününe iman edip Allah yolunda cihad edenlerin (fedakârlık yapanların) imanı ile bir mi tutuyorsunuz? (Oysa) onlar Allah katında eşit değillerdir. Allah o zalimler topluluğunu doğru yola ulaştırmaz” diyen 19. ayeti nasıl anlıyorlar. Anlıyorlar da nasıl bu çelişki karşısında yerlerinde durabiliyorlar?

Genellikle bir ibadetin yerine başka bir ibadeti ikame etmeyi asla doğru bulmam. Her ibadetin mutlaka kendi yeri var. Bir ibadet başka bir ibadetin yerine ikame edilemez. Ancak bugün özellikle Gazze’de yaşanmakta olan bu çelişki karşısında ibadet anlayışımızın da radikal bir mülahazaya ihtiyacı olduğu kesin.

Gerçekten Gazze’de Müslümanlar emsalsiz bir zulme, vahşete, soykırıma maruz kalırken, Müslümanların kanı bu kadar kolay dökülürken ifa edilen Hac ve Umre ibadetlerinde, bu ibadetlerin ruhuyla hiç bağdaşmayan derin bir çelişki iyice göze çarpıyor.

HABERE YORUM KAT

3 Yorum