1. YAZARLAR

  2. ABDULHAKİM BEYAZYÜZ

  3. Buhari ve Müslim’in Sahihlerinde Üç Tür Hadis Çeşidi -3
ABDULHAKİM BEYAZYÜZ

ABDULHAKİM BEYAZYÜZ

Yazarın Tüm Yazıları >

Buhari ve Müslim’in Sahihlerinde Üç Tür Hadis Çeşidi -3

15 Haziran 2020 Pazartesi 17:22A+A-

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Yüce Allah’a hamd resulüne selam olsun. Buhari ve Müslim’in sahihlerinde temelde üç tür hadis çeşidinin olduğunu söylemiş ve bunları şöyle ayırmıştık;

a-) Kur’an, Mütevatir sünnetle tam bir uyum içinde olup, akla da aykırı olmayan rivayetler.

b-) Kur’an, mütevatir sünnet ve sarih akla uygun veya zıt olduğu gerekçesiyle (metin açısından) hemen kabul veya ret edilemeyen rivayetler.

c-)Kur’an, Mütevatir sünnet veya akla kesin bir şekilde aykırı olan rivayetler.

Bu hadislerin ilk iki çeşidine önceki yazılarımızda değinmiştik. Şimdide üçüncü kısma giren rivayetlerden örnekler verelim. 

c-)Kur’an, Mütevatir sünnet veya akla kesin bir şekilde aykırı olan rivayetler.

Bu örneklere geçmeden, önceki yazılarımızda değindiğimiz bazı hususları hatırlatmak istiyorum:

1-) Örnek olarak verdiğimiz her rivayeti diğer rivayetlerden bağımsız olarak değerlendiriyoruz. (Zira sahihayndeki her rivayetin sahih olduğu iddia edilmektedir. Dolayısıyla bu rivayetlerin dışındaki bazı hadis versiyonlarının sahihlik kriterlerine uygun olması, örnek verdiğimiz bu rivayetlerin çürüklüğünü ortadan kaldırmaz. Zaten iddiamız, tamda Buhari ve Müslim’in sahihlerinde hem çok sağlam, hem de çok çürük rivayetlerin var olduğu gerçeğidir.

2-)Rivayet örneklerini Senet açısından değil, sadece metin açısından değerlendiriyoruz. (Çok istisnai durumların dışında, muhaddislerin rivayetleri metin açısından değerlendirmedikleri teslim edilen bir gerçekliktir.1 Bu durum senet açısından görece sağlam olan, ama metin açısından sorunlu birçok rivayetin en sağlam kabul edilen kitaplarda bile çokça yer bulmasına sebep olmuştur.)

3-)Bu metin tenkidini de Kur’an’a, mütevatir sünnete (on binlerin ittifak edip, pratikte de sürekli uygulayarak bize aktardıkları ve Kur’an’la da uyumlu sünnetler. Namaz, hac, oruç, zekât, tesettür, Kurban, ezan ve benzeri hususlar.) ve akla uygun olup olmamasıyla değerlendireceğimizi de ekleyelim.2 

4-)Örnek verdiğimiz rivayetlerden dolayı Hz. Resulullah (s.av.) Efendimizin (din ile ilgili meselelerde) (haşa) eksik veya yanlış konuştuğunu da asla düşünmüyoruz. Bu rivayetlerin bu halleriyle Hz. Peygamber tarafından söylenmediğini söylüyoruz. Zira Resulullah (as.) asla Kur’an’a zıt bir şey söylemeyeceği açıktır.  “ Eğer Peygamber bize atfen bazı sözler uydurmaya kalkışsaydı, elbette onu bundan dolayı kıskıvrak yakalardık; sonra da onun şah damarını keser atardık. Hiçbiriniz buna engel de olamazdınız”3 ayeti bu gerçeği yeterince açıklamaktadır.

5-)Yine bu rivayetlerde bahsedilen konuların tümünün, Peygamber efendimiz ve sahabeler tarafından kesinlikle hiç konuşulmadığını veya olayların kesinlikle hiç yaşanmadığını da iddia etmiyoruz. Sadece bu rivayetlerin bu halleriyle eksik, fazla veya yanlış aktarıldığını söylüyoruz.

6-) Ayrıca rivayettin bir bölümünde veya büyük bir bölümünde doğru bilgilerin hiç verilmediğini de söylemiyoruz. Zira ravilerin sadece rivayetin bir kısmında yanılgıya düşebilecekleri gibi, rivayeti uyduranlarda rivayetin kabul edilmesi için bazı doğru bilgilerle rivayetleri süsleyebilecekleri de açıktır. Bu nedenle herhangi bir rivayette, (doğru bilgiler varsa bile), Kur’an-i ilkeye ters düşen bir durumun varlığı o rivayetin sahih sayılmaması için yeterlidir. Örneğin, uzun bir rivayette, tevhit, adalet, sorumluluğun ferdiliğine ve akli ilkelere ters bir durumun olması, o rivayeti sahihlik hükmünden çıkaracaktır. (Aynı konudaki bütün rivayetlerin bir araya getirilmesi ve söylenilen şeyin ne olduğunu tespit edilmesi ve sonuçta Kur’an’ı ilkeler ışığında doğru hadis metnini tespiti, kanaatimizce en doğru yol olacaktır. Ama bunun yerinin burası olmadığı açık olduğu gibi, bu yöntemin uygulanmasının kabulü de ilk önce sahihaynde birçok eksik, fazla ve küsurlu rivayetin olduğunu görmeyi gerektirmektedir.)

6-)Bu rivayetlerin ravileri olan veya ravileri olarak gösterilen Ebu Hureyre, Enes b. Malik, ibni Ömer (Allah hepsinden razı olsun.) ve benzerlerinin (haşa) yalan söylediklerini de söylemiyoruz. Söylediğimiz şey, eğer gerçekten onlar rivayet etmişlerse, rivayeti anlama, yorumlama yahut aktarmada yanlışa düştükleri hususudur. Nitekim sahabenin kendi arasında birbirlerinin rivayetlerini (haşa yalancılık ithamı ile değil), anlama, yorumlama ve aktarmadaki yanlışlık gibi nedenlerden dolayı reddettiklerini görebiliyoruz.  Ayrıca başka ve kuvvetli bir ihtimalde, uydurmacı ravilerin rivayetlerinde bu değerli şahsiyetlerin isimlerini uyduruk senetlerine dâhil etme olasılığıdır. Bu tür uydurmaların ne kadar çok olduğu ise açıktır. Bunu Buhari’nin sahihini altı yüz bin hadisten seçtiğine dönük rivayetlerden4 ve diğer yandan tüm sahih ve hasen hadislerin sayısının ise, meşhur muhaddis Şuayb Arnavut’a göre on iki veya on üç bin5, Ebu Hanife’ye göre ise sadece iki bin olduğuna6 dair tespitlerden anlayabiliriz. (Uydurma hadislerle ilgili daha geniş bilgi için bakınız: https://www.haksozhaber.net/mevzu-hadisleri-kimler-ve-niye-uydurdu-33243yy.htm )

6-)yukarıda sahabeler için söylediğimiz ihtimaller tabiin, tebe-i tabiin ve diğer tabakalardaki raviler için de aynen geçerlidir.

7-)Ayrıca insan olmaları itibariyle sahabelerin ve âlimlerimizin hataya düşebileceklerini söylerken, bizim tespitlerimizin tartışılmaz olduğunu söyleme gibi bir tutarsızlığa düşmekten ise rabbimize sığınırız. Elbette tespitlerimiz kendi kanaatimizdir ve isabetli ise Yüce Allah’ın lütfundan, yanlışsa bizim acizliğimizden ve meseleleri karıştırmamızdandır.

Şimdi Kur’an, Mütevatir sünnet veya akla aykırı olan rivayetlerden örneklere geçelim.

Kur’an’ın sağlamlığına gölge düşüren rivayetler:

1-) Aişe (r.a.)’ den: Peygamber (s.a.v.) geceleyin bir kimsenin Kur’an okumasını işitti de; “Allah o zata merhamet ihsan buyursun. Gerçekten o, şu ve şu sureden unutturulduğum falan ve filan ayetleri bana hatırlattı” buyurdu.7 

2-) Ebu Harb ibn’ül Esved babasından: (Basra valisi) Ebu Musa el-Eşa’ari (r.a.), Basra ahalisinin kuralarına haber saldı. Bunun üzerine Kur’an’ı Kerim’i iyi okumuş üç yüz (hafız) kişi huzuruna girdi. Sonra Ebu Musa (onlara) şöyle dedi; -- Sizler Basra ahalisinin en hayırlı ve okuyucu (hafız)larısınız. Kur’an’ı (kerimi devamlı) okuyunuz. Sakın ha, üzerinize (Kur’an okumadan) zaman uzamasın. Böyle olursa, sizden öncekilerin kalpleri katılaştığı (gibi sizin de) kalpleriniz katılaşır. Doğrusu bizler, uzunlukta ve şiddette Berae (tevbe) suresine benzetmekte olduğumuz bir sureyi okurduk. Sonra o sure, bana unutturuldu. Şu kadar var ki ondan hafızamda tutmuş olduğum (şey) şudur; “Âdemoğlunun iki vadi dolusu malı bulunsa, muhakkak üçüncü bir vadi daha olmasını ister. Âdemoğlunun karnını ancak toprak doldurur.” Ve yine bizler “sebbeha” ile başlayan surelerden birisine benzettiğimiz bir sureyi okurduk. Derken o sure de bana unutturuldu. Lakin ben, o sureden şunu hatırımda tuttum: “Ey iman edenler, yapmayacağınız şeyleri niçin söylersiniz?” “Sonra boyunlarınıza bir şehadet olarak yazılır da kıyamet gününde onlardan mesul tutulursunuz”8

3-) İbni Abbas(r.a.), Hz. Ömer bir gün hutbede (Recm ayetinin Kur’an’da da olduğunu söylediği çok uzun bir hadiste ayrıca şunu da söylüyor;) “sonra bizler, Allah’ın Kitabı’ndan okumakta olduğumuz şeyler arasında: -Babalarınızdan yüz çevirmeyin! Hiç kuşkusuz, sizin babalarınızdan yüz çevirmeniz (babalarınızdan başkasına mensupluk iddia etmeniz), sizin nankörlüğünüzdür yâda babalarınızdan yüz çevirmeniz, hiç kuşkusuz sizin için bir küfürdür! Sözler de vardı.”9

4-) Abdullah ibn-i Utbe’nin oğlu Ubeydullah (r.a.) ibn-i Abbas’tan naklen şöyle demiştir; Ömer ibn-i Hattap (r.a.), Nebi (a.s.)’ın minberi üzerinde oturmuş bir haldeyken şöyle dedi;

“Şüphesiz ki Allah (c.c.), Muhammed (a.s.)’i hak olarak göndermiştir ve kendisine kitabı indirmiştir. O’na indirilen Kur’an’ın içinde recm ayeti de bulunmaktaydı. Biz bu recm ayetini okuduk, belledik ve anladık. Resulullah (s.a.v.) bununla hükmetti. Vefatından sonra bizde tatbik edip recm cezası uyguladık. Amma insanların üzerinden uzun zaman geçerse, korkarım biri :<< Biz Allah’ın kitabında recmi bulamıyoruz.>> der de Allah’ın indirdiği bir farizayı terk etmekle delalete düşerler: Gerçekten erkek ve kadınlardan zina eden kimse üzerine recim Allah’ın kitabında haktır.”10

5-) Ayşe (r.a.)’den: “Kur’an’dan indirilenler içinde (nikâhı) haram kılan malum (doyurucu) on defa emme vardı. Sonra bunlar beş malum emme ile nesh olundular. Bunlar henüz Kur’an’dan olmak üzere okunurken Resulullah (s.a.v.) vefat etti.11

Bu rivayetler: “Hiç şüphesiz, Zikri (Kur’an-ı Kerim’i) biz indirdik ve elbette (kıyamete kadar) Onu (bu kutsal metni değiştirilmekten koruyup) muhafaza edecek olan da biziz.”12 Ayetine aykırı oldukları açıktır. Zira rivayetlerde:

a-)Birinci rivayette, Resulullah’a (haşa) unutturulan, ama müminlerin arasında okunmaya devam eden Kur’an metinlerinin (yani geçersiz metinlerin) varlığından bahsedilmekte, Nebi (as.)’in bundan habersiz olduğu iddia edilmekte ve Resulullah efendimizin bile bunu rastlantı sonucu öğrendiği söylenmektedir.

b-)ikinci rivayette, bir kısmı unutulan (kaybedilen), diğer kısmı hatırlanan surelerden bahsedilmekte. Üstelik unutulmadığı söylenen ayetlerde, bize mütevatir olarak gelen Kur’an’da yer almamaktadır. 

c-)Üçüncü ve dördüncü rivayette, recmin ve babasından başkasına kişinin kendisini nispetinin, küfür olduğunu bildiren ayetlerin (Haşa)  kuranda olduğu söyleniyor. Hâlbuki hükmü devam eden bir ayetin Kur’an’dan çıkarılmasının asla mümkün olmayacağı açıktır. Kaldı ki recm gibi çok ciddi bir hükmün olduğunu söyleyen müelliflerimiz aynı zamanda sahih diye şu rivayeti de nakletme tezadına düşmekten de kendilerini korumamışlardır. Yedi hadis imamının ortak olarak rivayet ettiği hadise göre: “ Hani b. Niyar el ensari (r.a.)’den rivayet edilmiştir. Hani b. Niyar Nebi(a.s.)’ı şöyle buyururken işitmiştir: “Yüce Allah’ın hadlerinden bir haddin dışında, on değnekten fazla vurulmaz.”13 Recm (taşlayarak öldürme)’in on değnekten çok daha şiddetli olduğu açık olduğuna göre, muhaddislerimizin bu rivayetlerinin kendi içinde çelişkili oldukları da açıktır. 

d-)Beşinci rivayette Resulullah vefat ettiği sırada, Kur’an’da ki “beş emme ayetinin” okunmaya devam ettiği söyleniyor. Şayet bu rivayet sahihse, Şu an elimizde olan Kur’an’ın eksik olduğunu söylemek zorunludur. Zira söylenilen ve ayet olduğu iddia edilen hususlar Kur’an’da bulunmamaktadır. Kur’an’ın korunduğuna emin olduğumuza göre, bu rivayetin yanlış aktarıldığı veya uydurulduğu ortadadır.

Kur’an’ın açık ayetlerine ters düşen rivayetler.

6-) Ebu Hureyre (r.a.)’den, Nebi (as.) elimi tutu da şöyle buyurdu: Aziz ve Celil olan Allah, toprağı Cumartesi yarattı. Yeryüzündeki dağları, Pazar günü yarattı. Ağaçları pazartesi günü, sevilmeyen şeyleri Salı günü yarattı. Nuru Çarşamba günü, hayvanatı Perşembe günü yaratıp yaydı. Âdem (as.)’i de yaratıklarının en sonuncusu olarak Cuma ikindiden sonra Cuma saatlerinin en son saatinde ve ikindi ile geceye kadar olan zaman içinde yarattı, buyurdular.14 

7-) Ebu hureyre(r.a.)den: Nebi(as.) şöyle buyurmuştur: Ölüm meleği Musa (as.)’ın yanına gelip ona: Rabbinin ölüm davetine icabet et, dedi. Bunun üzerine Musa (as.) ölüm meleğinin gözüne bir tokat indirip gözü(nü) çıkardı. Müteakiben melek Allah Teâlâ’nın huzuruna döndü ve: sen beni ölümü istemeyen bir kuluna gönderdin de o benim gözümü çıkardı dedi. Cenabı hak meleğin gözünü iade etti ve: Kulumun yanına dön ve sen yaşamak mı istiyorsun? Eğer yaşamak istiyorsan elini öküzün üstüne koy, elin ne kadar tüy örterse muhakkak sen o kıllar sayısınca ömür süreceksin diye söyle buyurdu. Musa (as.) Sonra ne olacak? Diye sordu. Cenabı Hak: sonra yine öleceksin buyurunca hz Musa; öyle ise ölüm şimdi gelsin, dedi ve yarabbi beni arzı mukaddesin bir taş atımı kadar yakın bir yerinde öldür diye dua etti. Nebi (as.): Vallahi ben o taşın yanında bulunsaydım, yol kenarında kızıl kum tepesinin yanında bulunan Musa’nın kabrini sizlere gösterirdim. Buyurdular.15 

8-) Ömer b. Hattap (r.a.)’dan, Nebi (a.s.) buyurdu ki; “ Ölü kendisine arkasından feryat ve figanla ağlanılmak sebebiyle azap olunur. Bir rivayette; ölüye ağlanıldığı ve feryat koparıldığı müddetçe azap olunur, buyrulmuştur. (Buhari –Müslim)16 

9-) Ma’n’dan; Ben babam(yani ibni Mesudun oğlu Abdurrahman)dan işittim, şöyle dedi; Ben Mesruk’a; “Kur’anı Kerim’i dinledikleri gece cinlerin geldiğini Nebi(as.)’ye kim bildirdi? Diye sordum. Bunun üzerine Mesruk; Bana baban (yani ibni Mesud) tahdis etti ki; onların gelişlerini Resulullah’a bir ağaç bildirmiştir, dedi.17 

10-) Amir’den, o şöyle dedi; Ben Alkame’ye; Cin gecesinde ibni Mesud Nebi (a.s.) ile beraber bulundu mu? Diye sordum. Alkame (de bana şöyle dedi;), Bende İbni Mesud’a “Cin gecesinde sizden herhangi biriniz Nebi (a.s.) ile birlikte bulundu mu?” diye sordum.   İbni Mesud; Hayır fakat biz bir gece Nebi (a.s.) ile beraber bulunuyorduk. Derken onu kaybettik. Akabinde onu vadiler içinde ve dağ yollarında aradık ve << Acaba onu cinler mi uçurdu? Yahut gizlice öldürüldü mü ?>> dedik. Ve böylece biz merak içinde, insanların geçirmekte olduğu en fena bir geceyi geçirdik. Nihayet sabaha erince birde baktık ki; Allah’ın resulü Hira tarafından geliyor. Bunun üzerine biz; Ya Resulullah, seni kaybettik, aradık, fakat bulamadık. Bundan dolayı halkın geçirdiği en kötü ve endişeli bir geceyi geçirdik, dedik. Nebi (as.):<< Bana cin taifesinin davetçisi geldi de onunla gittim. Cinlere Kur’an okudum.>> buyurdu. Sonra bizi götürüp onların izlerini ve yaktıkları ateşlerin eserlerini gösterdi. Cinler Resulullahtan azık istemişler de Resulullah (as.)onlara: <> buyurmuş. Ondan sonra Resulullah (as.) : << İşte bundan dolayı, sizler asla kemik ve hayvan tersi ile taharetlenmeyin. Çünkü onlar (cin) kardeşlerinizin yiyeceğidir, >> buyurdu.18   

11-)Ayşe (r.a.)’den: “Nebi (as.)’a sihir edildiği, hata işlemediği bir şeyi işledim sandığı” rivayet olunmuştur.19

12-) Sad b. Ebi Vakkas (r.a.)’dan: Ben Uhud günü Nebi (as.)’nin sağında ve solunda, üzerlerinde beyaz elbiseleri bulunan iki kişi gördüm. Onları, ne o günden evvel ne de o günden sonra bir daha görmedim. Yani; Cebrail ve Mikail (as.)20

Bu bölümdeki rivayetlerin kısa kritikleri:

a-) Altı nolu rivayette, Dünya’nın yaratılışının yedi gün içinde gerçekleştiği ifade ediliyor. Hâlbuki Kur’an’da bu bilgi yedi gün değil, altı gün olarak geçmektedir. “Gökleri ve yeri altı günde (evrede) yaratan, sonra arşa hükmeden, yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilen O'dur. Nerede olursanız olun, O, sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görür.”21

b-) Ölüm meleğinin Musa (as.)’ya açık davette bulunurken, Musa (as.) nın isyan etmesi, rabbinin elçisini yumruklaması, öleceğini bilmemesi ve benzeri hususların mümkün olmayacağı açıktır .Yine  Allah’a peygamberleri itaat etmeyecekse kim edecek ? Nitekim yüce Allah, elçisi Musa’yı şöyle övmektedir: “Kur'ân'da Musa'yı da an; Şüphesiz ki o, ihlaslı bir kuldu ve gönderilmiş bir peygamberdi.”22

c-) Sekizinci rivayette, akraba ve tanıdıklarının işlediklerinden dolayı, iradesi olmayan bir ölüye azap edildiği söyleniyor. Bu durumun “Hiç bir günahkâr (ve suçlu) bir başka günahkârın günahını yüklenemez.”23 Ve benzeri ayetlere aykırı olduğu ortadır.

d-)Dokuzuncu ve onuncu rivayetler ise, Kur’an’ın “(Ey Muhammed!) De ki: “Bana cinlerden bir topluluğun (Kur’an’ı) dinleyip şöyle dedikleri vahiy edildi: “Şüphesiz biz doğruya ileten hayranlık verici bir Kur’an dinledik de ona inandık. Artık, Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız.”24 Ayetlerine aykırıdır. Dikkat edilirse ayetlere göre, cinlerin peygamberi dinlediklerini nebi (as.) bilmiyor. Yüce Allah, vahiy vasıtasıyla bunu elçisine kendisine haber vermektedir.  Rivayette ise cinlerin gelişini Hz. Peygamber’e bir ağacın haber verdiği söylenmektedir. Diğer rivayette ise Nebi (as.) onların yaktıkları ateş izlerini sahabelerine göstermekte, o zamana kadar kendilerine rızık verilmemiş gibi, kendisinin onlara rızık olacak şeyi belirlediği iddia edilmektedir. Hâlbuki cinler insanlardan önce yaratılmışlardır(15/27)  ve rızka ihtiyaç duyuyorlarsa, o zaman dilimine kadar Allah tarafından kendilerine rızık verilmeyerek mağdur edilme ihtimali yoktur. 

e-) On bir nolu rivayette, Resulullah’ın bilinç ve iradesinin sihirle güç altına alındığı rivayet edilmektedir. Hâlbuki yüce Allah: “Biz, onların seni dinlerken ne maksatla dinlediklerini, kendi aralarında fısıldaşırlarken de o zalimlerin: «Siz, büyülenmiş bir adamdan başkasına uymuyorsunuz!» dediklerini çok iyi biliriz. Bak, senin için ne türlü benzetmeler yaptılar da saptılar. Artık (doğru) yolu bulamazlar.”25 Ve “Sen, Rabbinin nimetiyle (O’nun hidayet ve inayeti sayesinde) bir mecnun (cinlenmiş ve şeytani çevrelerin güdümüne girmiş birisi) değilsin.”26 Diye buyurarak, Resulullah’ın sihirlenerek etki altına alınma ihtimalini en şiddetli bir şekilde ret etmiştir. Sihirbazların, Hz. Musa’nın karşısındaki oluşturdukları sihirde bu konuda delil olamaz. Zira Musa (as.), sadece bir anlık korkuya kapılmış ama asla iradesine ve bilincine hâkim olunulmamıştır: “Mûsâ birden içinde bir korku hissetti. Ona: “Korkma!” diye seslendik, çünkü üstün gelecek olan kesinlikle sensin! “Sağ elinde tuttuğun asayı yere at da, onların yaptıklarını yalayıp yutuversin. Çünkü onların bütün yaptıkları, sihirbaz oyunundan ibarettir. Sihirbaz ise nereye varsa, ne yapsa başarılı olamaz!”27 

f-) On iki nolu rivayette, Mikail ve İsrafil (as.)’in açıktan görüldüğü söylenmektedir. Hâlbuki Kur’an’da yardımların görülmeyen askerlerle yapıldığı defalarca vurgulanmıştır: “Ey iman edenler! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın: Hani o zaman düşman orduları sizi kuşatmıştı; biz de onların üzerine şiddetli bir rüzgâr ve sizin göremediğiniz ordular göndermiştik. Allah, ne yapıyorsanız hepsini çok iyi görüyordu.”28 “Sonra Allah, Resul’ünün ve müminlerin üzerine iç huzuru ve güven duygusu veren rahmetini indirdi, ayrıca göremediğiniz ordular gönderdi ve o inkârcıları ağır bir yenilgiye uğrattı. Kâfirlerin cezası işte budur!”29 “Eğer siz ona (Peygamber’e) yardım etmezseniz, (biliyorsunuz ki) inkâr edenler onu iki kişiden biri olarak (Mekke’den) çıkardıkları zaman, ona bizzat Allah yardım etmişti. Hani onlar mağarada bulunuyorlardı. Hani o arkadaşına, “Üzülme, çünkü Allah bizimle beraber” diyordu. Allah da onun üzerine güven duygusu ve huzur indirmiş, sizin kendilerini görmediğiniz birtakım ordularla onu desteklemiş, böylece inkâr edenlerin sözünü alçaltmıştı. Allah’ın sözü ise en yücedir. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”30 “Hani Rabbinizden yardım istiyor, yalvarıyordunuz. O da, “Ben size art arda bin melekle yardım ediyorum” diye cevap vermişti. Allah bunu, sadece bir müjde olsun ve onunla kalpleriniz yatışsın diye yapmıştı. Yoksa yardım ancak Allah katındandır. Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”31

Ayrıca Allah azap vermek isterse sadece iki meleğin yettiğini, Lut (s.) un kavminin helak edilmesinde de görüyoruz. Yanı sıra Melekler açıktan savaştıklarında imtihan denilen bir olayın kalmayacağı da açıktır. O zaman münafıkların bile savaştan ganimet elde etmek için kaçmayacakları ortadır. Bu nedenle, azgın bir topluluğu helak etme hariç, yardımların gaybi yardım tarzında yapılması sünetullahtandır. Bundan dolayı Enfal suresi on ikinci ayet Meleklerin açık müdahalesi şeklinde anlaşılamaz. Nitekim Birçok muhakkik âlimimiz, haklı olarak bu ayetteki vurma emrini, meleklere değil, müminlere dönük olarak anlamış ve ayeti şöyle meallendirmişlerdir; “Rabbin meleklere vahiy etmişti ki: 'Şüphesiz ben sizinleyim, iman edenlere sağlamlık katın, inkâr edenlerin kalplerine amansız bir korku salacağım. Öyleyse (ey Müslümanlar,) vurun boyunlarının üstüne, vurun onların bütün parmaklarına.'32

Ayetlere aykırı Kıyametle ilgili rivayetler.

13-)Ebu Hureyre (r.a.)’den, Nebi (a.s.) ; “Kahtan kabilesinden bir kimse çıkıp da insanları asası ile sürmedikçe kıyamet kopmayacaktır”, buyurdu33.

14-)Ebu Hureyre (r.a.)’den, Nebi(a.s) ; “Cehcah denilen bir kimse melik olmadıkça günler ve geceler gitmeyecektir (kıyamet kopmayacaktır.)”, buyurdu.34

15-) Ebu Hureyre (r.a.)’den, Nebi(as.); “ Müslümanlar, Yahudilerle bir harp etmedikçe kıyamet kopmayacaktır. Şöyle ki, Müslümanlar Yahudileri öldürüp imha edecekler. Hatta Yahudi firar ederek taş yahut ağaç arkasına saklanır da o taş yahut ağaç: Ey Müslüman; Ey Allah’ın kulu, şu arkamda bir Yahudi saklanmaktadır. Binaenaleyh, gel onu öldür, diye nida eder, fakat Gargad ağacı müstesnadır, Çünkü bu Yahudilerin ağaçlarındandır”, buyurdu.35

16-)Ebu Hureyre (r.a.)’den, Nebi (a.s.):” Devs kabilesi kadınları, kıçlarını Zul-halasa’nın etrafında ırgalamadıkça kıyamet kopmaz, diye buyurdu. (Zu- Halasa;Yemenin Tebale mevkiinde cahiliyet devrinde Devs kabilesinin ibadet edegeldikleri bir puttu.)36

17-)Ebu Hureyre (r.a.)’den, Nebi (a.s.): “ Fırat nehri altından bir dağ üzerinden açılmadıkça kıyamet kopmayacaktır. İnsanlar ona sahip olmak için harp edip birbirlerini öldürecekler. Neticede her yüz kişiden doksan dokuzu öldürülecek. Onlardan bir kimse; Keşke kurtulan ben olsaydım diyecektir, buyurdu.”37

18-)Ebu Hureyre (r.a)den, nebi (as.): “Müslümanlar, yüzleri kılıflı kalkanlar gibi olup kıl elbise giyen ve kıl (ayakkabı) içinde yürüyen bir kavim olan Türklerle savaşmadıkça kıyamet kopmayacaktır.”38

Bu bölümdeki rivayetlerin kısa kritikleri:

Bilindiği gibi gaybı sadece ve sadece Yüce Allah bilir. Resuller de gaybı bilmezler. Nitekim bu gerçek, peygamberlerin ağzından defalarca deklare edilir: “De ki: "Size Allah'ın hazineleri elimdedir, demiyorum; gaybı da bilmiyorum; size, ben meleğim demiyorum, ben ancak bana vahyolunana uyuyorum."39 “De ki: “Allah’tan başka, göklerdeki ve yerdeki hiç kimse, gaybı (gizli olan şeyleri) bilemez. Ve ne zaman dirileceklerini de bilemezler.”40 “De ki: "Allah dilemedikçe ben kendime herhangi bir yarar veya zarar verecek güce sahip değilim. Eğer gaybi biliyor olsaydım, hayrı artırırdım ve bana bir kötülük dokunmazdı. [16] Ben sadece iman eden bir topluluk için bir uyarıcı ve müjdeciyim."41 

Bazı âlimlerimiz “Allah sizi gayptan haberdar edecek de değildir. Ancak Allah peygamberlerinden dilediğini seçer.''42 ayetini yanlış değerlendirip, bu ayetten hareketle peygamber (s.a.v.)’e isnat edilen her gaybi bilgiyi makul karşılıyorlar. Şüphesiz bu yaklaşım ciddi bir yanlış anlamayı ifade etmektedir. Zira yüzlerce ayette detaylı bir şekilde, resuller dâhil hiç kimsenin gaybi bilmediği açıklanmaktadır. Bizatihi Buhari ve Müslim’in sahihlerindeki onlarca rivayette de Resul (a.s.)’ın bizzat kendisi gaybı bilmediğini itiraf etmektedir. Bu istisna peygamberlerin gaybı bildiğini değil, resullerin diğer insanlardan farklı olarak, insanları uyarmak ve müjdelemek üzere bazı gaybi bilgileri de içeren vahiyle desteklenmesinin, sünetullahtan olduğu ifade edilmektedir. Bu vahiyler(kitaplar) ise, resuller tarafından insanlara iletilmiş ve bu bilgiler artık her kes tarafından bilinmektedir. Ayrıca bu iletilen vahyin bildirdiği en temel hususlardan birisi de, resullerin de gaybi bilmedikleri hakikatidir. (Daha geniş bilgi için şu yazı serimize 1,2,3 bakınız.)43  İşte Resulullah’ın da Kur’an’da kendisine bildirilmediği için, bilmeyeceği gayplerin en başında da kıyamet saati gelmektedir. Bu durum Kur’an’da şöyle ifade edilmektedir: “Sana kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır. Onu vaktinde ancak O (Allah) ortaya çıkaracaktır. O göklere de, yere de ağır basmıştır. O, size ancak ansızın gelecektir.” Sanki senin ondan haberin varmış gibi sana soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi sadece Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar.”44 Dikkat edilirse bu ayette iki şeyin altı kalın bir şekilde çizilmektedir. Birincisi peygamber dâhil hiç kimsenin kıyamet hakkında bir bilgisinin olmadığı, ikincisi de kıyamettin ansızın kopacağı hususudur. Bu nedenle kıyamet vaktinin alametleri veya vakti ile ilgili bütün rivayetlerin sorunlu oldukları açıktır. Bu gerçek ortada olduğuna göre, yukarıdaki rivayetlerde taşların ve ağaçların konuşması, ağaçlardan bazılarının kâfirlerin, bazılarının Müslümanların tarafını tutması, cahcah denilen bir kimsenin emirliği, Zul huleysenin kadınların yaptıkları ve benzeri basitliklerin ve çelişkilerin üzerinde durmaya bile gerek yoktur. Sonra rivayette Türkler(Moğollar, orta Asya kavimleri) ile savaştan sonra kıyamet kopacağı söylenmektedir. Hâlbuki bu kesimlerle yapılan savaşın üzerinden asırlar geçmiş ve Türklerle Tatarlar İslam’ın en sağlam askerlerine dönüşmüştür. Bu gerçekler ortadayken bu rivayetlerin konuşulacak bir tarafının olmadığı açıktır.

Kadın cinsini aşağılayan rivayetler.

19-) Ebu Hureyre (r.a.)’dan, Nebi (as.) Şöyle buyurdu: “Eğer beni İsrail olmasaydı et kokmazdı. Sonra Havva (anamız) olmasaydı kadın cinsi, eşine hıyanet edip aldatmazdı” dediği rivayet olunmuştur.45

20-) Ebu Musa el Eş’ari (r.a.)’den, Nebi (as.): “Erkeklerden çoğu kemale erdi. Hâlbuki kadınlardan yalnız Firavun ’un kadını Asiye ile İmran’ın kızı Meryem’den başka hiç biri kemale erişemedi. (ümmetimin kadınlarına karşı) Ayşe’nin fazileti tiridin, başka yemeklere karşı fazileti gibidir.” Diye buyurdu.46

21-) İbni Ömer (r.a.)den, Nebi (as.): “ Ey kadınlar cemaati! Sadaka veriniz ve çok istiğfar ediniz. Çünkü ben sizlerin, cehennem ahalisinin çoğunu (teşkil ettiğinizi) gördüm, buyurdu. Bunun üzerine onlardan akıllı ve vakarlı bir hanım: Bizim neyimiz var ki cehennem ahalisinin çoğu olmuşuz ya Resulullah? Diye sordu. Nebi (as.): Çünkü siz çokça lanet eder, kocalarınıza karşı küfranı nimette bulunursunuz. Akıllı ve tedbirli bir kimseyi, sizin kadar noksan akıllı ve eksik dinli hiçbir kimsenin mağlup edeceğini görmedim. Kadın: Ya Resulullah, akıl ve din noksanlığı nedir? Diye sordu. Nebi (as.): Akıl noksanlığına gelince; iki kadının şehadeti bir erkeğin şahitliğine denk olur. İşte bu akıl noksanlığıdır. Birçok gece beklersin (ay halinden dolayı), namaz kılamazsın, Ramazanda oruç tutamazsın. İşte din noksanlığı da budur, buyurdu.”47

22-) Ebu Zer (r.a.)’den, Resul (as.); -“Biriniz namaza durduğunuz zaman, deve semerinin arka başı kadar (bir şey) onu sütreler. Önünde deve semerinin arka başı kadar bir şey bulunmazsa onun namazını eşek, kadın ve siyah köpek keser, buyurdu. Ravi, Abdullah b. Samit der ki: ben; - Ya Eba Zer siyah köpeğin kırmızı köpekten, sarı köpekten farkı nedir? Diye sordum. Ebu Zer: -Ey kardeşimin oğlu, bunu, senin bana sorduğun gibi, ben de Resulullah (as.)’a sordum da, Resulullah (as.): siyah köpek şeytandır, buyurdu, dedi.”48

23-) Ebu Hureyre (r.a.)den: Nebi (as.): “Erkek karısını yatağa çağırdığı zaman, kadın yatağa gelmez ve kocası karısına dargın olarak gecelerse, melekler sabah kadar o kadına lanet ederler “, buyurdu.49

24-) İbni Ömer (r.a.)’den: Nebi (as.)’ın “uğursuzluk ancak üç şeyde; atta, kadında evde hâsıl olur”, buyurduğunu işittim, dediği rivayet edilmiştir.50

25-) Üsame b. Zeyd (r.a.)’den, Nebi (as.)’nin: “ Ben erkeklere kadınlardan daha zararlı fitne ve fesad (amili) olarak hiçbir şey bırakmadım” dediği rivayet olunmuştur. 

Bu bölümdeki rivayetlerin kısa kritikleri:

Kadınlarla ilgili bu rivayetlerde, açıkça kadın cinsinin hor ve hakir görüldüğü, kendilerine hakaretler edildiği ve kötülüklerin sebebi olarak gösterildiklerini izah etmeye gerek bile yoktur. Bu rivayetler, bu halleriyle Kur’an’ın temel ilkelerine ve şu ayetlerine aykırıdır; (Ey Resûlüm!) Öyle ise hakka yönelmiş olarak yüzünü (hak) dîne doğrult! Allah'ın, insanları onun üzerine yarattığı (İslâm) fıtratına! (Ki her çocuk, İslâm fıtratı üzere doğar.)Allah'ın yaratışında değişme yoktur. İşte doğru din budur! Fakat insanların çoğu bilmezler. “Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve 'birbirinizi tanımanız ve tanışmanız' için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk, renk, cins, soy ve servetçe değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, haber alandır.”51 “Doğrusu erkek ve kadın Müslümanlar, erkek ve kadın müminler, boyun eğen erkekler ve kadınlar, doğru sözlü erkekler ve kadınlar, sabırlı erkekler ve kadınlar, gönülden bağlanan erkekler ve kadınlar, sadaka veren erkekler ve kadınlar, oruç tutan erkekler ve kadınlar iffetlerini koruyan erkekler ve kadınlar, Allah'ı çok anan erkekler ve kadınlar, işte Allah bunların hepsine mağfiret ve büyük ecir hazırlamıştır.”52 “Bunun üzerine Rableri, onların dualarını kabul etti. Dedi ki: “Birbirinizden olduğunuz için erkek olsun, kadın olsun benim yolumda çaba gösterenlerden hiç kimsenin çabasını boşa çıkarmayacağım.”53 “Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler ve Allah'a ve Resul’üne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. Allah, mümin erkeklere ve mümin kadınlara içinde ebedi kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaat etmiştir. Allah'tan olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.”54

Yukarıya aldığımız ayetlerden; erkek ve kadınların tümünün insanlık açısından eşit konumda oldukları açıkça deklare edilmektedir. Dolayısıyla tam bir akla, tam bir özgür irade sahibi oldukları, İslam fıtratı üzere yaratıldıkları, Yüce Allah’ın ahlakıyla ahlaklanma teklifi olan İslam teklifine muhatap oldukları, aralarındaki üstünlüğün tercihlerindeki isabetten ve iyilik yarışındaki performanslarından olduğu açıkça belirtilmektedir. Asla kadın cinsi aşağılanmamakta ve kadın cinsinin başarısızlığına, uğursuzluğuna, kötülüğün kaynağı ve başlatıcısı olduğuna dair en ufak bir işarette bulunulmamaktadır. Aksine salih ameldeki başarılarına bağlı olarak rablerinden tıpkı erkek hemcinsleri gibi cennetle ve Yüce Allah’ın rızasına ulaşma şerefiyle müjdelenmektedirler. Ayetlerin tanımladığı kadın cinsiyle, uydurulan veya yanlış aktarılan rivayetlerin kadın cinsi tanımı arasında büyük bir tezadın olduğu açıktır. 

Sözlerimizin sonu Allah’a hamdtır. İnşallah gelecek yazımızda bu konunun diğer bazı örneklerini görmeye devam edeceğiz. Rabbimiz keremiyle bize ve ümmetimize Kur’an’ı merkeze almayı, akletmede başarıyı yakalamayı ve insanlığa güzel rehberliklerde bulunmayı nasip buyursun.  

Dipnotlar:

1- Prof. Dr. Ahmet Yücel, Hadis Usulü, S.171. İbni Salah Şahrezori, Hadis İlimleri, S.15, Mütercim Yay. 

2- Prof. Dr. İsmail Hakkı Ünal, İmam Ebu Hanife’nin Hadis Anlayışı ve Hanefi Mezhebinin Hadis Metodu, DİB. Yay. S.196--199.

3- 69/44—47.

4- DİA. El-Camiü’s Sahih Maddesi, C. 7, S. 114-123 

5- Prof. Dr. Enbiya Yıldırım, Hadisler ve Zihinlerdeki Sorular, Büyük Muhaddis Şuayp Arnavut’la Söyleşi,

S.190. 

6- Prof. Dr. Enbiya Yıldırım, Hadisler ve Zihinlerdeki Sorular, Büyük Muhaddis Şuayp Arnavut’la Söyleşi,

S.323.

7- Muhtasar Sahihi Müslim Tercümesi, Hafız Ebu Muhammed el- Münziri, Eser Neşriyat, C. 3. S.450. Buhari, Sahihi Muhtasarı Tecridi Sarih Tercümesi ve Şerhi, C. 8. S. 69. 

8- Muhtasar Sahihi Müslim Tercümesi, Hafız Ebu Muhammed el- Münziri, Eser Neşriyat, C. 1. S.581.

9- 7 Hadis İmamının İttifak Ettiği Hadisler, İbrahim el- Hazimi, S.878, Karınca yay.

10- Muhtasar Sahihi Müslim Tercümesi, Hafız Ebu Muhammed el- Münziri, Eser Neşriyat, C. 2. S.117

11- Muhtasar Sahihi Müslim Tercümesi, Hafız Ebu Muhammed el- Münziri, Eser Neşriyat, C. 1. S. 840.

12- 15/9

13- 7 Hadis İmamının İttifak Ettiği Hadisler, İbrahim el- Hazimi, S.873, Karınca yay.

14- Muhtasar Sahihi Müslim Tercümesi, Hafız Ebu Muhammed el- Münziri, Eser Neşriyat, C. 2. S.645.

15- Muhtasar Sahihi Müslim Tercümesi, Hafız Ebu Muhammed el- Münziri, Eser Neşriyat, C. 2. S.645.

16- Muhtasar Sahihi Müslim Tercümesi, Hafız Ebu Muhammed el- Münziri, Eser Neşriyat, C. 1. S.98. 

17- Muhtasar Sahihi Müslim Tercümesi, Hafız Ebu Muhammed el- Münziri, Eser Neşriyat, C. 3. S. 360.

18- Muhtasar Sahihi Müslim Tercümesi, Hafız Ebu Muhammed el- Münziri, Eser Neşriyat, C. 3. S.452. 

19- Sahihi Buhari, Muhtasarı Tecridi Sarih Tercemesi ve Şerhi, C.8, S.471.

20- Muhtasar Sahihi Müslim Tercümesi, Hafız Ebu Muhammed el- Münziri, Eser Neşriyat, C. 2. S.257. 

21- 57/4

22- 19/51

23- 35/18

24- 72/1,2.

25- 17/47,48.

26- 68/2

26- 20/67—69.

27- 33/9

28- 9/26

29- 9/40

30-8/9,10.

31- 8/12

32- Muhtasar Sahihi Müslim Tercümesi, Hafız Ebu Muhammed el- Münziri, Eser Neşriyat, C. 3. S. 357.

33- Muhtasar Sahihi Müslim Tercümesi, Hafız Ebu Muhammed el- Münziri, Eser Neşriyat, C. 3. S. 357

34- Muhtasar Sahihi Müslim Tercümesi, Hafız Ebu Muhammed el- Münziri, Eser Neşriyat, C. 3. S. 360.

35- Muhtasar Sahihi Müslim Tercümesi, Hafız Ebu Muhammed el- Münziri, Eser Neşriyat, C. 3.S.352. 

36- Muhtasar Sahihi Müslim Tercümesi, Hafız Ebu Muhammed el- Münziri, Eser Neşriyat, C. 3. S. 355.

37- 7 Hadis İmamının İttifak Ettiği Hadisler, İbrahim el- Hazimi, S.1186, Karınca yay.

38- 6/50

39- 27/66

40- 7/188.

41- 3/179

42- https://www.haksozhaber.net/kuran-disinda-vahiy-var-mi-1-30093yy.htm

43- 7/187.

44- Buhari, Sahihi Muhtasarı Tecridi Sarih Tercümesi ve Şerhi, C. 9. S.81. 

45-Sahihi Buhari, Muhtasarı Tecridi Sarih Tercemesi ve Şerhi, C.9, S.148.

46-  Muhtasar Sahihi Müslim Tercümesi, Hafız Ebu Muhammed el- Münziri, Eser Neşriyat, C. 1. S. 551

47- Muhtasar Sahih-i Müslim Tercemesi, Hafız Ebu Muhammed El- Münziri, C. 1. S. 328. Eser Neşriyat.

48- Muhtasar Sahih-i Müslim Tercemesi, Hafız Ebu Muhammed El- Münziri, C. 1. S. 785. Eser Neşriyat

49- Sahihi Buhari, Muhtasarı Tecridi Sarih Tercemesi ve Şerhi, C.8, S.312.

50- 49/13

51- 33/35

52- 3/195

53- 9/71,72.

YAZIYA YORUM KAT

22 Yorum