Bu sahneler bu yıl da yaşanacak mı?

Bu sahneler bu yıl da yaşanacak mı?

1 Mayıs’a bir gün kala sendikalarla hükümet arasındaki Taksim tartışmaları yoğunlaştı. Sendikaların Taksim ısrarını Adalet Bakanı M. Ali Şahin “anayasal başkaldırı” olarak niteledi.

Hükümetin 1 Mayıs'ı "Emek ve Dayanışma Günü" olarak ilan etmesi yönündeki adımına rağmen Taksim inadından vazgeçmemesinin bu yıl da istenmeyen görüntülere neden olabileceği ifade ediliyor. Resmi törenler haricinde sık sık futbol taraftarlarının kutlamalarına mekan olan Taksim Meydanı bilhassa yılbaşı gecelerinde de devasa rezilliklere, ahlaksızlıklara ev sahipliği yapmasına rağmen söz konusu 1 Mayıs olunca kutlamalara kapatılması "devlet inadı" olarak tezahür ediyor. Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin'in 1 Mayıs'ta Taksim'e çıkılmasının "anayasal bir başkaldırı" anlamına geleceğini söylemesi de hadisenin vahametini gözler önüne seriyor.

Bu vesileyle provokasyon ortamını yasakçılığın doğurduğunu belirten ve devlet aklının çarpıklığını ortaya koyan Özgür-Der'in 18 Nisan 2008 tarihli konuyla ilgili basın açıklamasını tartışmaların yoğunlaşması hasebiyle bir kez daha yayınlıyoruz:


Hükümet (Artık Saçmalık Haline Gelen)

1 Mayıs'ta Taksim Meydanını Yasaklama Tavrından Vazgeçmelidir!

Yaşadığımız coğrafyada kriz üretmede son derece başarılı bir performansa sahip olan sistem, her şeyi bir kriz nesnesi haline getiren tutumuyla toplumsal ve siyasal yapıda kaosun oluşmasına yol açmaktadır. Bunun somut bir örneği her yıl 1 Mayıs etkinliklerinde yaşanıyor. Muhalif örgütler ve sendikaların 1 Mayıs'ta Taksim'de etkinlik yapma talepleri karşısında sistem yasakçı tavrıyla adeta 'Nuh diyor peygamber demiyor!' Bir yanda 1 Mayıs'ın resmi tatil olması için genel bir uzlaşma havası Meclis'te oluşturulurken öte tarafta hala Taksim meydanının yasak olması çelişkisi görülmek istenmiyor.

Çarpıcı olan; provokasyon, kaos ve çatışma çıkar edebiyatıyla Taksim meydanını 1 Mayıs etkinliklerine yasaklayanların bizatihi kendi tutumlarının söz konusu durumları ortaya çıkardığıdır. Nitekim 1 Mayıs 2007'de yaşananlar bunu açık bir şekilde göstermiştir. İstanbul Valiliği'nin ve İçişleri Bakanlığı'nın 'kararlı' tutumu neticesinde binlerce polis meydanı doldurmuş, olağanüstü güvenlik önlemleri nedeniyle hayat felç olmuş, vapur seferleri iptal edilmiş, Taksim'e çıkan bütün yollar trafiğe kapatılmış ve insanlar yollarda perişan edilmişti. Türkiye'de 'devlet aklı'nın nasıl çalıştığını gösteren bu tablo İstanbul Valiliği'nin Taksim'de 1 Mayıs etkinliklerine izin vermeyeceklerini söylemesiyle bu yıl da tekrar edilmek isteniyor.

Şölenlerde, şenliklerde, polis günü kutlamalarında, pop konserlerinde, her türlü ahlaksızlık ve saçmalığın yaşandığı yılbaşı kutlamalarında serbest olan Taksim meydanının muhalif oluşumların talep ve tepkilerini ortaya koymalarına kapatılması tam bir işgüzarlık örneği. Garip bir mantıkla 'yasal alan' olarak Çağlayan, Kazlıçeşme, Kadıköy meydanlarının her fırsatta dile getirilmesi ise traji-komik bir durumdur. Aynı insanlar ve kuruluşların aynı slogan ve pankartlarla örneğin Çağlayan meydanında 1 Mayıs etkinliği yaptıklarında suç teşkil etmeyen bir durumun Taksim meydanında yapıldığında suç olarak nitelendirilmesi çarpık sistem gerçeğini göstermekte.

İstanbul'a kabus yaşatmak istemediklerini belirten İstanbul Valisi Muammer Güler, kabusun yasaklama mantığıyla ortaya çıktığını ve yaşanacaklardan birinci dereceden sorumlu olduğunu anlamalıdır. Bu kabusu 1 Mayıs etkinliğinin Taksim'de güvenli bir ortamda geçmesini sağlayacak tedbirleri alarak önleyebileceğini görmelidir.

1 Mayıs'ta Taksim'i yasaklamak krizlerden nemalanan çeteci ve darbeci güçlerin ekmeğine yağ sürmelerini sağlayacak koşulları oluşturmak demektir. Darbe planları ve çete oluşumlarının ayyuka çıktığı bir süreçte, devletin adeta 'güç gösterisi'ne dönüştürerek "Taksim'de yaptırmam!" mantığının başka bir izahı olamaz. Bu minvalde tehlike ve provokasyon varsayımlarıyla toplantı ve gösteri hakkının engellenmesinin kabul edilemeyeceğini bir kez daha vurguluyor; halkın taleplerini, itirazlarını ortaya koymasını sınırlandıran, daraltan ve sadece birkaç alana hapseden yasa ve mevzuatın da bir an önce yeniden düzenlenmesi gerektiğini belirtiyoruz.

Özgür-Der

Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir