Bir anlam ve varlık uyanışı olarak Ramazan
Günümüzde dinin, kendi içindeki sistematik bütünlüğünün parçalanması sonucu ahlak, siyaset ve bilim gibi diğer sistemlerden de kopartılıp uzaklaştırılmasıyla daha derin düzeylerde seyreden, krizlere tanıklık ediyoruz. “Krizin en ağır tarafı metafizik bağların çözülmesiyle insan ruhunu nesneleştirip çoraklaştıran ilişkiler ağıdır. Varlıkla bağın kopması, köksüzlük ve yabancılaşmayla sonuçlanan bu çözülme içinde insanı korumaya alan üst değerler yıkılmış, ama yerine yenisi konulmadığı için insan arafta bırakılmıştır.”1 İnsanı ilgilendiren birbirinden farklı kriz halleri üzerinde konuşulsa bile, en büyük kriz, insanın Allah ile olan inanç bağının kopması ile neticelenen ve hayata anlam ve yön verebilecek her şeyin kopup gittiği varoluşsal krizdir.21. yüzyılda zamanın ruhu, dinden ziyade bir ideoloji haline gelen sekülarizmden taraf bir yönelim içindedir. Bu yönelim sonucu siyasetten hukuka, evlilikten sanata, eğitimden, müziğe kadar sosyokültürel anlamda hayat, dinin etkisinden hızla uzaklaşıyor. Kutsalı yok ederek beşeri davranış ve olayları, bütünüyle seküler bir temele dayandıran epistemolojik ve sistematik materyalizmin yaygınlık kazanmasıyla, dilde, sanatta ve diğer kültürel öğelerdeki toplumsal etkisi yeni nesiller üzerinde her geçen gün daha da artmaktadır.
Şunu da belirtmeliyiz ki, dine/dindara karşı tesiri hızla artan toplumsal, kültürel ve teknolojik değişim fırtınaları karşısında İslam dünyasındaki kimi diriliş erleri/erenleri köklerini İslami geleneğin derinliklerinden alarak, geleneksel sembolleri diri tutarak dinin tarihsel formlarını yeniden yaşatabilmenin yollarını bulmalıdırlar. Dini şiarların görevi, derin sembollerle hayatın ayrıntıları ile uyumlu ve etkileşimli bir şekilde dikkat kesilmeyi gerçekleştirmek ve bilinci yenilemektir. Bu bağlamda, Kur’an’ı tedebbür ederek, ibadetleri uzun tutarak, arzuları terk ederek Müslümanlar için Ramazan ayı, bir arınma ve bilinçlenme, bir anlam ve uyanış sürecine dönüşmelidir.
Ramazan, Bir Ziyafet Değil, Bir Anlam ve Varlık Uyanışıdır
Gaye olarak İslam’ın farz kıldığı Ramazan orucunda, neye dayanırsa dayansın orucu bozan şeylerden kaçınmak yeterli değildir. Her şeyden önce oruç, ruhi bir hareket ve davranıştır. Ramazandan öğrendiğimiz ruhi uyanışın ve rahmetin insanlar arasında dayanışma seviyesinde iyilik yapma sınırlarında durmayıp en geniş anlamıyla sosyal davranışa ve hatta en kapsayıcı ekonomik ve siyasal davranışa uzanması gerekir Bu şekilde oruç günleri, güç ilişkilerinin yapısını yeniden oluşturup ve ilişkileri, hoş olmayan karşılıklı çekişmelerden uzlaştırıp, oradan da tanışmaya, sonrada merhametleşmeye götürmelidir. Merhamet, sosyal yönetimin bir aracı, tüm hayat alanlarında Müslümanın günlük davranışlarından olan bir tavırdır.
İslam’da Zor Zamanlar adlı eserinde Mehmet Görmez; Oruç ve Ramazan Özelinde İbadetlerin Metafiziği/hikmetleri yazısında çok önemli hususlara dikkatimizi çekmektedir: “Kadim geleneğimizde ibadetlerin hem akıl ve tefekkür boyutu hem kalp ve gönül boyutu hem de ahlak boyutunu derinlemesine ele alan, ibadetlerin metafiziğine dair üç türlü literatür gelişmiştir...Bu literatürün her üçü de ibadetlerin varlık sebeplerini gayelerini hikmetlerini ve ısrarını konu edinmiştir. Geleneğimizde onlarca makasıdu’s-salat, esraru’s-sıyam vehikmet-i teşrii’s’salat eserleri vardır.
Ancak modern zamanlarda dini düşüncedeki daralma ve zayıflama nedeniyle ibadetlerin metafiziğini ele alan bu literatür yenilenemedi. Bu zengin literatürü devam ettirmek yerine nispeten seküler, fayda eksenli yazılar yazıldı. İbadetler bazı zorlama bilimsel izahlarla anlatılmaya çalışıldı: Oruç perhiz ve sağlık ile namaz tıbbi tedavi ile sportif egzersiz ile izah edilmeye kalkışıldı. Kurban ibadeti sadece paylaşmaya indirgendi. Savunmacı, indirgemeci bir üslup egemen oldu. Dahası, ibadetlerin engin metafiziği psikolojik ve sosyolojik değerlendirmelerin gölgesinde kaldı. Halbuki dini düşünce; din ile hayat arasındaki, insan ile dini bilgi arasındaki ilişkiyi sürekli canlı tutan, değişimin meydan okumalarına karşı sürekli kavram üreten [diri] bir düşüncedir.”2
Modern sekülarist dünyanın yabancısı olduğu ve sırlarına asla erişemeyeceği bir kudretin yenilmez ve aşılmaz gücü olan oruç ile Müslümanlar dünyayı ve tarihi yeniden yorumlamak ve inşa etmek zorundadırlar. Ramazanda bize yakışan bu anlam ve yorumları her daim hazırda tutmaktır. Ramazan sonrasında da bu inşa süreci devam etmelidir. Ramazanın en muazzam derslerinden biri insani ve İslami olanı tüm sahalarda görünür kılarak kazandırdığı değer ve derslerine ihanet etmemektir. Ramazan boyunca kendini yalan sözlere ve amellere bırakan kimse, bu derslerden yararlanmamıştır. Bu yüzden;“ Yalan işi ve sözü terk etmeyen kimsenin, yeme içmesini terk etmesine Allah’ın ihtiyacı yoktur”3 buyurulmuştur. Onun için “Orucun gözüyle gören, orucun kulağıyla işiten, orucun eliyle iten orucu yaşayarak ölümü yenen bir gövde ile gövdelenen bir Oruç insanı, orucun adamı olmak gerekir. Kur’an, namaz ve oruçla dirilen bir İslam insanı olmak, işte çağımız Müslümanının tek varoluş şartı…
“Ölüme doğru koştuğumuz bu son çağlarda İslam toplumu tam ölmemişse ve hâlâ yaşıyorsa bunu gelip gelip kendisini dirilten -Ramazanlara borçludur. İslam ümmeti bir gün tam dirilecekse bu da yine bir Ramazanda başlayacaktır.”4
Allah’ım, Ramazan günlerini zamanlarda ve mekânlarda rahmet bolluğu kıl. Zulmün pranga vurduğu ve zamanı sevdikleriyle paylaşamayan ve ailelerinden kopmak zorunda kalan insanlar için genişlet.
Allah’ım, Ramazanda seni anmamız, sana şükretmemiz ve güzel kulluk yapmamız için bize yardım et! Bu ayda cinlerden olan şeytanları bağladığın gibi insanlardan olan şeytanları da bizden uzaklaştır!
1- Şaban Ali Düzgün, 21. Yüzyıl İçin Din, s. 21-22.
2- Mehmet Görmez, İslam’da Zor Zamanlar, s. 91-92.
3- Buhârî, Savm, 8
4- Sezai Karakoç, Samanyolunda Ziyafet, s. 82.




YAZIYA YORUM KAT