Bir asırdır kurulan sistemin bir uzantısı olarak devam edegelen ve son olarak Anayasa Mahkemesi kararıyla farklı bir boyut kazanan başörtüsü yasağı protesto edildiği eylemde Özgür-Der ve Mazlumder Bursa şubeleri adına Mazlumder Şube Başkanı Hasan ÜNAL, basın açıklamasını okudu. Açıklamada "28 Şubat darbe sürecinin başörtüsü yasağı bin yıl da sürecek olsa, bizim direnişimiz de insanlığın son nefesini vereceği kıyamete kadar kesintisiz devam edecektir" denildi.
"Darbeciler Yenilecek İslami Direniş Kazanacak!", "Cübbeli Darbe Düzenine Son!", "Kahrolsun Yargı Despotizmi!", "Başörtüye Özgürlük Direnişle Gelecek!", "Başörtüsü Onurumuz Koruyacağız!" sloganlarının atıldığı protestoda "İstiklal Mahkemesi Ruhu Anayasa Mahkemesi'nde Yaşıyor", "Anayasa Mahkemesi'nin Asli Üyeleri: Kılıç Ali, Kel, Ali, Necip Ali", "Anayasa Mahkemesi Oligarşinin Sesi!", "İşte Hukuk İşte Adalet: 11 > 411 ?!"Size Hukuku Direne Direne Öğreteceğiz" yazılı dövizler taşındı.
HAKSÖZ-HABER / Bursa





Okunan basın açıklamasının tam metni:
VİCDANLAR ÖZGÜR KALINCAYA KADAR DİRENİŞ!
Değerli basın mensupları
Ve fikrine, zikrine ve inancının rüknüne yasak konulan mağdur ve mazlum kardeşlerim
Vicdanlara palanga vurularak kırk yıldır devam ettirilen başörtüsü zulmünün sona erdirilmesi için sırf ülkenin birliği ve halkın dirliği bozulmasın diye tanıdığımız zaman ve gösterdiğimiz sabra inat, millet adına egemenlik hakkını kullanmak üzere yetki verdiğimiz meclisin egemenlik hakkı, anayasa mahkemesinin 5 haziran kararıyla bildiğiniz gibi fiilen gasp edilmiş bulunmaktadır.
Buna sebep olarak da hiçbir hukuki dayanağı olmayan başörtüsü yasağına kılıf bulma çabasıyla anayasanın değişmez ve değiştirilemez maddeleri gösterilerek, anlaşılmazı imkansız skolastik bir tutum sergilenmiştir.
Böylelikle, kırk yıllık mesnetsiz bir zulüm, fiili durum yaratılarak kalıcı hale getirilmek ve ilelebet sürdürülmek istenmektedir.
Bütün bunlara ilave olarak "Taraf" Gazetesince deşifre edilen son iddialardan şimdi daha iyi anlıyoruz ki; bir takım gizli mahfiller tarafından gizli eylem planları hazırlanarak, toplumu yönlendirmek ve yeniden şekillendirmek için yargı, medya ve sivil toplum kurumları bir araç olarak kullanılmış, , hukuk dışı karanlık oluşumlar marifetiyle toplum açıkça fişlenmiştir. Bununla yetinilmeyerek özgürlükçü medya susturulmak, toplum sindirilmek ve meşru iktidar siyasallaşmış hukuk kararlarıyla bitirilmek istenmektedir.
Düşünceye, eleştiriye, inanca kilit vurularak vicdanlar karartılmaya çalışılmaktadır.
Dolmuşta, sokakta ve okul bahçesinde başörtülü kadın avcılığı yapılmaktadır.
Müslüman kadının inandığı ALLAH'ın emrine uygun örtünme hakkı, eğitim hakkı manen kendini geliştirme hakkı elinden alınarak, aşağılık bir ayırımcılığa tabi tutulmaktadır.
Türk tipi laiklik adı altında inancına aykırı bir yaşam biçiminin dayatılmasıyla, Müslüman kadını inancı ile laiklik arasında tercih yapmaya zorlanmaktadır. ya yaşam alanlarının elinden alınmasına yada dört duvar arasında yaşamaya boyun eğdirilmek istenmektedir.
Bizler şunu kesin bir dille ifade ediyoruz
28 Şubat darbe sürecinin başörtüsü yasağı bin yıl da sürecek olsa, bizim direnişimiz de insanlığın son nefesini vereceği kıyamete kadar kesintisiz devam edecektir.
Şimdi burada müsaadenizle askeri bir darbe sonrası yürürlüğe giren, yetersizliği herkesçe bilinen dolayısıyla topyekün değiştirilmesi gereken mevcut anayasanın bazı maddelerini hatırlatmak istiyorum.
MADDE 6. Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
MADDE 7. Yasama yetkisi Türk Milleti adına TBMM'dir, yetki devredilemez.
MADDE 11. Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.
MADDE 24. Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.
Şimdi soruyorum.
Anayasanın bu maddelerine rağmen;
İnsan hak ve hürriyetlerini koruma altına almak için devletle toplum arasında bir sözleşmeden ibaret olan Anayasa, nasıl olur da insan hak ve hürriyetlerinin ihlaline gerekçe yapılabilir?
anayasa mahkemesi nasıl olur da özgürlüklere karşı tavır alabilir?
Nasıl olur da, Türk tipi laiklik, dine ve dindar başörtülü kadınlara karşı bir silah gibi kullanılabilir?
Egemenlik kayıtsız şartsız milletin ise; nasıl olur da meclisin egemenlik hakkı fiilen ortadan kaldırılabilir ve yine nasıl olur da meclisin yasama üstünlüğüne son verilebilir?
Bu durumda bir mafya örgütü izlenimi veren ergenokon teşkilatının ordu bünyesine kadar sızıp yapılandığı iddiaları ve darbe planları yapmasının yasa dışılığı kadar, yukarıda sıraladığımız anayasa hükümlerine rağmen, aldığı siyasal nitelikli kararlarla yargı organlarının da anayasal düzene ve dolayısıyla insan hak ve hürriyetlerine karşı bir tavır sergilemiş olduğu söylenmeyecek midir?
Buradan çıkan sonuç şudur.
1. Kimi kurum bürokratları yetkilerini kötüye kullanmaktadırlar.
2. Halkı karşılarına almaktadırlar
3. Meclis üstünlüğünü tanımamaktadırlar.
4. insan hak ve hürriyetlerine saygı duymamaktadırlar.
Şimdi, asıl bunların çetelesinin tutulması ve hesabının sorulması gerekmiyor mu?
Bu durum da şu önerileri yapmayı gerekli görüyoruz.
1. Meclis; hukuk dışı girişimlere karşı milletten ve yasalardan aldığı yetkiyi kullanmalıdır.
2. Anayasa mahkemesi kararını anayasayı ihlal nedeniyle yok hükmünde saymalıdır.
3. Ordu bünyesindeki gizli eylem ve darbe planları için derhal meclis soruşturması açmalıdır.
4. meclis çoğunluğunu elinde tutan siyasal iktidar meclis gücüne dayanarak hiçbir baskıya boyun eğmemelidir.
5. Ara rejim fırsatçılarına imkan verilmemelidir.
Son olarak bunları yapmayacak bir meclis; bu günden itibaren fiilen fesih sayılmalıdır.
Bu durumda;
seçimler derhal yenilenmeli, kurucu meclis yetkilerine sahip yeni bir anayasa hazırlamakla görevli yeni bir meclis ve yeni bir hükümet oluşturulmalıdır.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
MAZLUMDER ve ÖZGÜR-DER Bursa Şubeleri adına Hasan ÜNAL

