1. HABERLER

  2. HABER

  3. GÜNDEM

  4. Başörtüsü mü dediniz?
Başörtüsü mü dediniz?

Başörtüsü mü dediniz?

Abdurrahman Dilipak, dindar-muhafazakar çevrelerdeki yozlaşma iddialarını tartışıyor.

30 Temmuz 2021 Cuma 14:30A+A-

Abdurrahman Dilipak / Yeni Akit 

Başörtüsü mü dediniz?

E.Ç. başını açmış. Bu kendi kararı. Bugüne kadar niye bekledi ki?

İsteyen olayı ideolojik, politik, sosyolojik, psikolojik, sosyo politik açıdan değerlendirebilir.

Başını açmak ne ki, A.O’cular “Bikinili Çağdaş Müslüman Kadın”ı dünyaya tanıtmadılar mı!! Darvin’le başlayıp, Mehdiyet ve kıyamet konusunu gündeme taşıdılar, Masonlukla devam ettiler. Sonunda “Yeşil Kemalizm”de karar kıldılar. Artık her şey mübah! Hatta dekolteli, bikinili Müslüman kadın profili sosyete çevrelerine İslam’ı sevdirmek ve Müslümanlara karşı ön yargıları kırmak için düşünülen bir yöntemmiş! Hatta AK Parti’nin seküler çevrelerden, sosyete çevrelerinden oy almasını bu şekilde sağlamışlar. Tabii böylece İslamofobik çevrelerin ön yargılarını kırmış oluyorlar akıllarınca!.

Biz bu noktaya durduk yerde gelmedik. FETÖ’yü “günah keçisi” yaparak da kurtulamayız bu işten. Başı açık “şeyhiyeler”imiz de var artık!? “Ah minel aşk!”

Ne yani “Başı açık Müslüman” olamaz mı? Olur tabii!? Müslümanın yalan söylememesi, domuz yememesi, şarap içmemesi, fuhuş yapmaması, setrül avret’e dikkat etmesi gerekir ama, bunları yapınca, bu yasakları inkar etmedikçe dinden çıkmaz. Ama bu günahları alenen ve tekrar tekrar yapanlara biz “Fasık” deriz. Bunlar Müslümanların yanına gelince, “Biz de Müslümanlardanız” deyip, dostlarının yanına gidince, “Biz o gericilerden değiliz, onlarla kafa bulduk biraz” diyorlarsa, onlar “Münafık”ların tâ kendileridirler. Kafirden de eşeddirler.

E.Ç’nin başörtüsü kararı geç kalmış bir karar. Artık öyle düşünmüyor, inanmıyorsa niçin inanıyormuş, düşünüyormuş gibi yapsın ki! Bizim gibi inanmak zorunda değil ki insanlar. “Leküm dinüküm veliyedin”. Kendi aramızda ve ötekilerle, bu dünyada tartışıp durduğumuz şeylerin hakikatinin bize gösterileceği bir gün var! Hatta, şu başörtüsü üreticilerinin reklamlarındaki makyajlı başörtülü kadın profili var ya, onlar o başörtüsünü başlarından çıkarıp fular gibi boyunlarına bağlasalar bana göre daha iyi yaparlar. Başını örtüp, parkta, cafelerde, laubali bir tavırla “erkek arkadaşı” ile yarenlik yapanlar aslında Müslümanların yüzlerinin karası. Eğer o ahlakla yaşamıyorlarsa, o başörtülerini başlarına bağlamamaları daha doğru olur. 

Keşke başörtülerinin ifade ettiği manaya sadık kalsalar. Başörtülü, ya da sakallı namaz kılan bir politikacının, bürokratın yalan söylemesi, rüşvet yemesi aslında insanların İslam’a ve Müslümanlara güvenini sarstığı için o kimliği ifade eden sembollerden sıyrılmaları daha doğru olacaktır.

Ayet “Vay o namaz kılanların haline ki..” şeklinde kimi, niçin uyarıyor ki! Hem “iman ettik” diyeceksiniz, hem de imanın gereklerinden hiçbirine ya da en azından bir kısmına sadık kalmayacaksınız, böyle bir şey mümkün mü? Bu yolun sonu “irtidat”dır.

Müslüman kisvesi altında Müslümanca olmayan işler yapanlar, fikirler savunanlar, hem başkalarının önünde İslam’ın hakikatine ulaşmasını engelleyen bir perde oluşturuyor. Yani bizim hakkımızda İslamofobik çevrelerin yalan ve iftiralarına malzeme oluşturuyorlar. İnsanların din hakkında agnostik olmasına/ neye inanacaklarını şaşırmasına vesile oluyorlar.

Onlara göre bu BİREYSEL BİR ÖZGÜRLÜK alanı. Bu şekilde kendilerine göre bir İslam yorumu geliştirmiş oluyorlar. Bu yaptıkları aslında bir PROTESTAN İSLAM denemesidir. FETÖ de bunu yapıyordu. Bu süreç, sonunda LGBRT İslamı’na kadar gidebilir! Önemli olan bu kapının açılması. Yaşar Nuri, Zekeriya Beyaz gibi isimlerin tartışmaya açtıkları konular bugün çoktan aşıldı. İş DEİZM tartışmalarına kadar geldi. Kur’an-ı Kerim’i, Risaleti tartışır hale geldi bugün Müslümanlar. Bugün artık Fıhıh, Hadis, Kemali konuları değil, adeta AKAİD konularını tartışmaya başladık. Siyaset ve ideoloji, mezhepçi, tasavvuf şemsiyesi altında tarikatçı yorumlar, Şii ve Selefi yorumlar hem ümmeti bölüyor ve hem de beraberinde tekfirci bir bakış açısı ile yeni bir din tanımlamasına zemin oluşturuyor. Bir yanda siber tehdit, öte yandan; Sufi, Vehhabi, Şii ayrışması, bu işin ideolojik ve politik zemini, fikri bir bataklığa dönüşüyor. Media da bu süreci körüklüyor. Eğer Türk İslamı, Arap İslamı, Fars İslamı olacaksa, Euro İslam niye olmasın! Amerikano İslam niye olmasın!

Madem İslam hakkında kendi aramızda anlaşamıyoruz o zaman birilerinin çıkıp, dinin BİREYsel planda vijdanlara, toplumsal planda mabedlerine hapsedilmesi fikrine niye karşı çıkıyorsunuz ki! İşte o zaman birileri çıkacak, dini ekonomik, sosyal, siyasal alandan, kamu alanından dışlamaya çalışacaktır. Neye, kime inanacağını şaşıran insanlar da Liberal, Agnostik, Deist, (Protestan İslam) gibi Laik ve Seküler bir İslam hayalinin peşine düşecektir.

Bakın, bunları konuşurken, tartışırken, toplumda kutuplaşmalara, tartışmalara sebeb olmamamız daha doğru bir yöntem. Üslubumuza dikkat etmemiz gerek. “Taife giden peygamber gibi” olmak gerek. “Güzel söz ve hikmetle”, hal ve gavl/sözümüzle insanların öfkesini artırmamaya, onları düşündürmeye çalışmalıyız. Sonunda uyarırken bile kazanmaya çalışmalıyız. Yoksa biz bir kişi de olsa kazanmaya çalışırken, bir kişi de olsa kaybetme konusunda çok cesur olmamalıyız.

Bakın böyle giderse, LGBT’lilerin “Rainbow Mescid’ler, eşcinsel cami, imam, şeyh, dergah ve ayinleri uzak bir ihtimal değil. 28 Şubat’ın Şeyhi Captagon tüccarı değil mi idi? Bakın bu iş olursa turizm gelirimiz artar. Bir adayı, Müslüman eşcinseller için çıplaklar kampı olarak ayıralım görün ne oluyor. AB’ye daha kolay gireriz o zaman.

Görünen o ki, batılın tasfiri saf zihinleri idlal ediyor. Yanlışın aleniyet kazanması ve şüyuu vukuundan beter bir hal alabiliyor ve toplumsal vijdanda meşruiyet kazanabiliyor. En azından vaka-i adiye’den sayılmaya başlanıyor ve suimisal olarak emsal teşkil edebiliyor.

E.Ç. olayı sanırım daha bir süre gündemde kalacak. O kendisi bir açıklama yapar mı, ya da toplumun tepkisi, bu tepkinin sonuçları, bundan sonra, bu olayın arkasından gelecek yeni olaylar tartışmanın derinliğini, yaygınlığını ve süresini belirleyecek.

Görelim Mevlam neyler? Bize hayır gibi gelen şeyde şer, şer gibi gelen şeyde Allah hayır murat etmiş olabilir. Belki bu vesile ile birileri düşünüp yeni bir karar verebilirler. Orada kim kalır kim gider göreceğiz. Bu işin dini çevrelerde nasıl tartışılacağı, tartışmanın şekli, üslubu, siyasi çevrelerdeki, toplum içindeki yansımaları nasıl olacak göreceğiz. 28 Şubat’ta da başörtüsünü tartışıyorduk, bugün AK Parti döneminde de ve yine aynı kökten gelen bir siyasi hareketle aynı çizgide yayın yapan bir mediada yazı yazan başörtülü bir hanımın başını açma kararı, Müslüman çevrelerdeki dönüşüm açısından da ayrıca farklı bir tartışma gündemi oluşturacak gibi. Sonunda imtihan oluyoruz ve herkes bu süreçte yapıp yapmadıkları, söyleyip söylemedikleri ile ya kendi cennetine sırtında tuğla taşıyor, ya da kendi cehennemine sırtında odun taşıyor olacak. Selâm ve dua ile.

HABERE YORUM KAT

1 Yorum