Sunumuna militarizmin tanımını yaparak başlayan Alparslan ASLAN militarizmi "Bir işi sevdirerek, benimseterek, isteyerek özgürce değil de devlet zoruyla yaptırma ve bunun için askeri tedbirler alma" olarak belirtip devamında militarist-militan arasındaki farkı ortaya koydu. Bunu da legal devletin askeri kanadı zor kullanırsa militarizm, illegal kuruluşların askeri zor kullanırsa militanlık diye kısaca vurgu yaptı.
Militarizme ihtiyaç duyan devletlerin yada ideolojilerin aslında bunu fikir acziyetine düştükleri için yaptıklarını, İslam'ın ise buna ihtiyaç duymadığını, "dinde zorlama yoktur" düsturuyla doğru ve yanlışın belli olduğunu ve dileyenin inanıp dileyeninde inkar edebileceğini, bir insana devlet zoruyla bir şeyin yaptırılmaması gerektiğini belirtti.
Arslan: "Militarizmin sebebi devletin rejimini oluşturan fikrine, ideolojisinin geleceğine aşırı güvensizlik duymasında aranması, bunun da tezahürleri seçkinci elit tarafından aşırı savunma psikolojisiyle hareket ederek zora başvurmasında görmekteyiz. Militarist kafa algısında halkı nizami asker/kurşun asker olarak görme, onu düşünen akleden bir varlık olarak değil de kendisine itaat eden makbul vatandaş olarak görme algısı yatmaktadır." dedi.
Ayrıca "Tarihi süreç içerisinde baktığımız zaman Sünni ekolü militarist ruha daha yakın durduğu ama Şii ekolü buna mesafeli ama onların da "masumiyet ve imamet" anlayışlarını dayatmaları sebebiyle zaman zaman militaristleştiklerini belirtti. Arslan konu hakkında İhsan ELİAÇIK'IN şu görüşünü de belirtti: "Bir yanda Şii imamet mitolojisi" öte yanda da "Sünni saltanat ideolojisi" üretildi. Bunu da Şii imamet mitolojisini Pers'in "kutsal hanedan" , Sünni saltanat ideolojisi de Roma'nın "Sünni saltanat ideolojisi Tanrı-Kral" anlayışının İslam kılıfı altında yeniden hortlatılmasından başka bir şey değildir. Oysa İslam'ın tarihsel misyonu Rum suresinde gösterildiği gibi bunlara bir son vermek ve adalete, emanete, ehliyete, maslahata dayalı evrensel adalet ve barış yurdunun siyasasını tesis etmekti. Özellikle Sünnileri bu kutsal "tanrı-kral" anlayışları yönetimi masumlaştırmış, yönetimi temsil eden ordu da tartışılmaz kabul edilmiştir. Türklerin Şaman kültüründen gelen asker ruhlulukları ve itaat kültürüyle Sünni anlayış bir noktada örtüşmüş militarist ruhları İslami bir kılıfa bürünmüştür."
"Günümüzde ise militarizm ordu ve devletlerle bütünleşmiş bir kavram olarak yaşamlarımızın orta yerinde durmaktadır. Militarizmi, devletin bir nevi askerileşmesi olarak okumak artık yetmemektedir. Devletin, askeri ve yönetici elit ötesinde adeta bütün toplum askerileşmiş bir durumdadır. Türkiye'deki militarizmi ele aldığımızda Osmanlı'dan miras aldığı "Devletin bekası için her şey meşrudur" algısı kendisini darbeler ve yasaklamalar olarak göstermiştir. Ülkemizde var olduğu sanılan demokrasiye 3 kere balans ayarı çekilmiş ve bazı muhtıralarla militarizm soğuk yüzünü her vesileyle göstermiştir."
Arslan daha sonra dünyanın çeşitli ülkelerinde ve Türkiye gerçekleşen darbelerle ilgili kısa bilgi verdi. Diğer ülkelerde yapılan darbelere karşı halkın tutumunu ve Türkiye'deki darbeleri değerlendirdi.
Alpaslan ARSLAN konuşmasının sonuna doğru askeri diktatörlüklerden darbelerden ve muhtıralardan kurtulmanın tek yolu toplum algısının militarist ideolojiden arındırılmasıdır. "Devleti toplumsal tabuların üzerine bina ederek kutsallaştıran toplumlarda militarizmi aşmak çok güç olup imkansız değildir. Bunun için tabuların tartışılarak aşıldığı güçlü bir kültürel çoğulculuk anlayış ve birikimine ihtiyaç vardır. Bu birikim ne kadar fazla ve güçlü olursa militarizmin aşılmasında etkili olacak toplumsal tepki de aynı oranda etkili olur ve militarist anlayışların önü kapanır" demiş ve konuşmasını Osmanlı alimlerinden Kınalızade Ali Efendi'nin şu ifadeleriyle noktalamıştır: "Toplumda insan gibi dört parçadan oluşur. Bunlar; su, hava, toprak, ateştir. Suyu alimler, kadılar, muhasebeciler temsil eder. Toplumun damarlarındaki en etkili olan grupturlar. Havayı esnaf ve zanaatkarlar temsil ederler toplum onlarla canlılık kazanır. Toprağı çiftçiler temsil eder toplum onlarla hayatta kalır. Ateşi de askerler temsil ederler toplumun güvenliği ve özgürce yaşamalarını onlar temin ederler. Eğer bu grupların görevleri birbirine karışırsa toplum ifsat olur herkes kendi görevini bilmelidir."
Alpaslan Arslan'ın sunumunun ardından dinleyicilerden gelen sorulara cevap verildi ve sunum sona erdi.
Haber: Serhildan Furkan


