Ankara’da 144. Başörtüsü Eylemi

Ankara’da 144. Başörtüsü Eylemi

Ankara İnanç Özgürlüğü Platformunun gerçekleştirdiği başörtüsüne özgürlük eylemi 144. haftasına girdi. Platform adına basın açıklamasını Esra Duru okudu.

Basın açıklamasının tam metni:

Herkesin inandığı gibi yaşayabildiği, hiç kimsenin hiçbir zulüm altında ezilmediği, hiçbir zalim karşısında eğilmediği bir dünyanın mücadelesini 144 haftadır bu parkta veren değerli insanlar,

"Gereği bilahare açıklanmak üzere sanığın idamına" karar veren anlayış bir kez daha önümüze çıktı. Anayasa Mahkemesi'nin altı ay önce başörtüsünü yalnızca üniversitelerde serbest bırakan yasal düzenlemeyi "Anayasa'ya aykırı bularak" iptal etmesinin gerekçesi nihayet açıklandı. Mahkeme, 2 muhalif oya karşı 9 ret oyuyla aldığı karara gerekçeyi ancak altı ayda yazabildi. Parti kapatmalar, temel hak ve özgürlüklerin önüne "yasal" engeller koymalar mahkemenin vaktini alıyor. Haliyle karara gerekçe bulmakta pardon yazmakta böyle bir gecikme olabiliyor, kızılacak ne var ki?

Biz yine de merakımıza engel olamayarak sormak istiyoruz: Bir tek insanın bile sıradan bir konuda karar alabilmesi ve bunu uygulayabilmesi için önce kendisine mantıklı gerekçeler bulması gerekirken, "hukuk sisteminin supabı" olarak değerlendirilen Anayasa Mahkemesi, bu kararı gerekçesi olmadan mı almıştır yoksa? Anayasa'yı kendisinden bile korumak adına bu yasayı reddeden Sayın Mahkeme, "biz hele bir reddedelim, sebebini sonra buluruz" diye mi düşünmüştür? Bu mahkemenin bazı üyeleri, içinde başörtüsü geçen her şeye ret oyu vermek konusunda fikir birliği mi etmişlerdir? Laf aramızda eğer öyleyse başörtüsünü evde, kırda, okulda, hastanede, kamuda kısacası her yerde yasaklayan bir düzenleme de güme gidebilir.

Ancak bütün bunları düşünmek Mahkeme'ye hakaret, Mahkeme'nin sahip çıkma iddiasında olduğu Anayasa'ya göre de suç olabilir. Bu kadar "kötü" bir düşünceyi "biz" bile aklımızdan geçirmeyiz. Biz ki birilerinin bizi bizden korumak için çeteler kurduğu, yarattığı sanal düşmanlara karşı sırtımızı kollamak için sırtımızdan vurduğu, sokaktaki, mahkemedeki çeteleri dizilerden takip eden, kendi seçimini kendisi yapamayan, seçtiği Meclis'in, o Meclis'in çıkardığı yasanın arkasında duramayan, elleri kolları hatta gözleri bağlanmış "zavallı" bir halkız. Bizi bizden kurtaran karar sahiplerine teşekkürü borç biliriz. Vergimizi zamanında öder, ödediğimiz vergilerle yapılan üniversitede başörtülü kızlarımız yine o vergilerle maaşları ödenen öğretim üyeleri tarafından sınıftan atılınca ses etmeyiz. Kızımızı üniversiteye almasalar da oğlumuzu askere göndeririz. "Bin kişiyi öldürmüş olabilirim" diyen eski bir polisin açıklamalarını "Ergenekon, her yere kon" diye ti'ye alabiliriz. Halkta güvensizlik duygusu yaratmak, istikrarı yok etmek için mitinglerde toplanan insanların üstüne ateş açmayı planlayanların yargılanmasının haksızlık olduğunu ileri sürebiliriz.     

Hâlbuki diğer yandan biz içine hapsedildiğimiz başörtüsü yasağı kafesinden çıkmak ve başka sorunlara da odaklanabilmek isterdik. Biz yoksulluğu daha da arttıran her krizden nasılsa semirerek çıkan kapitalist vampirlerin çaldıklarının hesabını sorabilmek isterdik. Biz adı bile konulamayan ama yıllardır süren bir savaşta ölüp giden çocuklarımızın arkasından, suç işleme korkusu olmadan tartışabilmek, yanlışları bulabilmek ve bu işe bir çözüm bulabilmek isterdik. Biz yanlış giden her şeye dur diyebilmek, birbirimizi kırmadan, incitmeden, kan ya da gözyaşı dökmeden hataları düzeltebilmek isterdik.  

Nasıl başlıyordu tekerleme? "Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımızın olduğu şu günlerde…" diye. Toplumdaki farklı sesler hep bu tekerlemeyle bastırılmadı mı? Kendisine dayatılan gündemin dışında sorular sormak isteyenler hep bu tekerlemeyle susturulmadı mı? Evet, anlaşılan gerçekten birlik ve beraberliğe çok ihtiyaç var. Ama susmak ve susturmak için değil, değişimi gerçekleştirmek için. Üstelik gördüğümüz gibi değişimin bize gelmesini beklemek işe yaramıyor, değişim için harekete geçmek gerekiyor.

Basın açıklamamızı her hafta haftaya burada buluşmak üzere sözleşerek bitiriyoruz. Aslında haftaya bugün, burada, bu saatte buluşmayı hiçbirimiz istemiyoruz. Çünkü hepimizin yapması gereken işler, gitmesi gereken yerler var. Ama zulüm sona erene, herkes istediği gibi konuşabilene, okuyabilene, çalışabilene, kısacası yaşayabilene kadar burada olmaya devam edeceğiz.

 

Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir