
Amerika’nın kirli biyolojik sırlarının ifşası
Ertuğrul Cingil; ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard’ın giderayak ifşa ettiği gizli laboratuvar ağını konu edindiği yazısında, "komplo teorisi" denilerek halının altına süpürülen Pentagon destekli patojen araştırmalarını değerlendiriyor.
Amerika’nın Kirli Biyolojik Sırlarının İfşası
Ertuğrul Cingil / Fokus+
Dünyaya sözde demokrasi, şeffaflık, özgürlük ve insan hakları dersi vermeye kalkan Amerika’nın insanlığı ölümcül tehdit altına sokan biyolojik sırları, peş peşe ortaya saçıldı. Sarsıcı nitelikteki bu bilgiler, bizzat Amerika istihbaratının en tepesindeki isim olan ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard tarafından belgeleriyle açıklandı. Görevinden eşinin rahatsızlığı gerekçesiyle istifa kararı aldığı belirtilen Gabbard’ın, ayrılmadan önce gizliliğini kaldırdığı belgeler, ‘komplo teorisi’ denilerek yıllarca halının altına süpürülen Amerika’nın devasa kirli biyolojik dehlizini gün yüzüne çıkardı.
Bu gizli belgeler arasında ABD hükûmetinin, bizzat Pentagon eliyle 30'u aşkın ülkede 120’den fazla biyolojik araştırma laboratuvarında (biyolab) tehlikeli patojenler üzerinde yürüttüğü çok gizli çalışmalar yer alıyor. Daha çarpıcı olan ise şarbon, Ebola, Marburg, SARS, MERS, veba ve tularemi gibi yüksek riskli patojenlerin bulunduğu laboratuvarlarının çatışma bölgelerinde tutulması.
Amerika Ulusal İstihbarat Topluluğu’nun (DNI) resmî verilerine göre virüs ve mikroorganizmaların özelliklerini değiştiren tehlikeli işlev kazanımı “Gain-of-Function" araştırmalarının yapıldığı bu tesislerin üçte birinin yer aldığı ülke, Rusya ile aktif savaşın devam ettiği Ukrayna. Tamamı paylaşılmayan listede Gürcistan’dan Kazakistan’a, Özbekistan’dan Moldova’ya, Azerbaycan’dan Ermenistan’a eski Sovyet coğrafyası ile Afrika ve Asya’nın kırılgan bölgeleri de yer alıyor.
“Komplo Teorisi” denilen gerçekler
“Şimdiye kadar, bu laboratuvarların tam varlığı ve finansmanı ile ilgili kanıtlar bilerek Amerikan halkından gizlenmişti” diyen Gabbard, bu laboratuvarların tarihleri, yerleri ve finansman kaynaklarının kasıtlı olarak örtbas edildiğini açıkladı. Denetimlerin yetersiz olduğu bu merkezlerde tehlikeli ve yüksek derecede bulaşıcı patojenler kullanıldığını belirten Gabbard, gerçekleri söyleyenlerin Amerika’ya karşı hainlik yapmak ve yabancı güçler için çalışmakla itham edildiğini vurguladı.
Gabbard, felaket derecede küresel etki potansiyeline rağmen sözde sağlık profesyonelleri ve Joe Biden döneminin ulusal güvenlik ekibinin “Amerikan halkına yalan söylediğini ve gerçeği ortaya çıkarmak isteyenleri tehdit ettiğini” açıkladı. Yıllarca bu yöndeki iddiaları komplo senaryoları olarak geçiştiren Amerikan makamları, Gabbard’ın ifşalarının ardından da yine benzer yaklaşım sergileyerek bu kritik laboratuvarları gizleme telaşına düştü. Nitekim Pentagon’a bağlı Savunma Tehditlerini Azaltma Ajansı (DTRA) hemen savunmaya geçerek, "Bu programın adı Biyolojik Tehdit Azaltma. Amacımız salgınları erken tespit ederek önlemek, şarbon ve brusella gibi hastalıkları izlemek" açıklamasını yaptı.
Amaçlarının biyolojik silah geliştirmek olmadığını iddia eden kuruluş, biyolojik tehditlere karşı ülkelerin kapasitesini artırmayı hedeflediklerini savundu. Tüm bu iki yüzlü savunmalara ve yalanlama girişimlerine rağmen “komplo teorisi” olarak damgalanan konunun gerçekliği, paylaşılan belgelerle netlik kazanmış oldu.
Pandemi virüsünü Amerika fonlamış
Tulsi Gabbard’ın bu çarpıcı açıklamalarından bir hafta sonra son görev gününde DNI resmî kanalları üzerinden paylaştığı son biyolojik ifşaları ise küresel gündeme bomba gibi düştü. Gabbard’ın 19 Haziran günü yayımladığı yüzlerce gizli belgeler, Dr. Anthony Fauci’nin başında bulunduğu ABD Ulusal Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü (NIAID) aracılığıyla Wuhan Viroloji Enstitüsündeki koronavirüs araştırmalarına fon sağlandığını ortaya koyuyor.
İnsanlığı kırıp geçiren, tüm dünyayı evlere hapseden, ekonomileri çökerten o ölümcül virüsün genetiğiyle oynayan, ona "işlev kazandıran" (Gain-of-Function) tehlikeli araştırmalar, bizzat Amerikan vergi mükelleflerinin parasıyla finanse edilmiş. Yani bu yazışma ve belgeler, Çin’i yıllarca ölümcül virüs yaymakla suçlayan Amerika’nın, yarasa koronavirüsleri üzerinde yürütülen araştırmalara milyonlarca dolar aktardığını gösteriyor.
Gabbard, "Fauci, büyük ilaç şirketleriyle bağlantılı ve değeri trilyonlarca doları bulan küresel aşı çalışmalarına hizmet eden koronavirüs araştırmalarını finanse etti" açıklamalarıyla kirli çıkar boyutunu ortaya koydu. Ayrıca belgeler arasında ABD’nin en önemli araştırma merkezlerinden Lawrence Livermore Ulusal Laboratuvarının Mayıs 2020’de Wuhan Enstitüsünde laboratuvar kaynaklı bir sızıntı için gerekli bütün koşulların mevcut olduğunu gösteren raporda yer alıyor. Bu çarpıcı rapor, Amerika’nın pandemi öncesi Wuhan’daki tehlikeli sızıntı ihtimalini önceden bildiği hâlde harekete geçmediğinin en güçlü ispatı niteliğinde.
Fauci’nin karanlık örtbasları
Gabbard’ın biyolojik ifşa belgeleri; Amerikan istihbarat topluluğu raporlarının, Wuhan’daki tehlikeli araştırmaları bizzat fonlayan Fauci’nin talimatlarıyla yönlendirildiğini, manipüle ve tahrif edildiğini de açıkça gösteriyor. Başka bir ifadeyle, araştırılması gereken kurumlarla soruşturmayı yönlendiren kurumlar arasındaki çizgi resmen ortadan kalkmış durumda. Nitekim "Amerikan halkı yıllarca süren yalanların, sansürün ve örtbas girişimlerinin ardından gerçeği öğrenmeyi hak ediyor," diyen Gabbard, Fauci ve bazı istihbarat yetkililerinin kamuoyundan ve yöneticilerden bilgi sakladığını söyledi.
Üstelik bu kirli çark sadece laboratuvarda kalmayarak virüsün sızma ihtimalini dile getiren bazı istihbarat analistleri, kariyerlerinde olumsuz sonuçlarla karşılaştı. Risklere dikkat çekenler marjinalleştirilerek mesleki ilerlemelerinin engellendiği ve farklı değerlendirmelerde bulunan personel üzerinde ciddi baskı kurulduğu da yazışmalarda yer alıyor. 2024 yılında Kongre’de yemin altında yalan söyleyecek kadar gözü dönen Fauci’nin başını çektiği bu kirli yapı, tüm insanlığın hayatını değiştiren felaketin üstünü el birliğiyle örtbas etmiş görünüyor.
ABD kurumları içerisinde virüsün laboratuvar kökenli olabileceği ihtimalinin sanıldığından çok daha ciddi şekilde tartışıldığı da belgelerde yer alan bir başka kritik bilgi. Ölümcül pandemi sırasında bazı ihtimallerin sistematik biçimde küçümsendiği, bazı uzman görüşlerinin dışlandığı ve soruların siyasi gerekçelerle bastırıldığı artık doğrudan ABD istihbaratının en tepesinde bulunmuş isim tarafından aktarılıyor.
Dr. Anthony Fauci
Fauci, insanlık adına böylesine hayati bir konuda gerçekleri maskelemesinin ödülünü ise Joe Biden tarafından Ocak 2025’te çıkarılan önleyici nitelikteki başkanlık affıyla aldı. Açıklanan belgeler, insanlığın kaderini etkileyen COVID-19 hakkında yürütülen tartışmalarda hakem olması gereken kurumların nasıl taraf hâline geldiğini ve tüm insanlığa nasıl yalan söylediğini tüm çıplaklığıyla yansıtıyor.
Yalan duvarının ardındaki sorular
Gabbart’ın ifşa ettiği belgeler, aslında pandemi döneminde Amerika’nın yalnızca virüsle değil, gerçek bilgiyle de mücadele ettiğini gösteriyor. Mesele; gerçeğin kim tarafından belirlendiği, hangi bilgilerin kamuoyundan saklandığı ve insanlığın kaderini etkileyen kararların hangi kapalı merkezlerde alındığıdır. İşte günümüz emperyalizminin en sofistike, karanlık ve tehlikeli yüzü tam da bu ikiyüzlü retorikte gizli. Sorun, laboratuvarların etrafında sessizlik ve yalanlarla örülmüş olan duvardır. Oysa yıllardır varlığı dahi gizlenen bu laboratuvarlarla ilgili cevaplanması gereken çok sayıda soru var:
* Amerika, Wuhan’daki merkezi fonladığını neden kendi halkından ve dünyadan gizledi? Bu kadar önemli gerçekleri saklayan ve manipüle eden bir ülkenin bundan sonra açıkladığı hangi bilgiye güvenilebilir?
* Salgınları önlemek ve halk sağlığını korumak gibi önemli bir amaç güdülüyorsa, neden bu projelerin fonları Sağlık Bakanlığı veya Dünya Sağlık Örgütü üzerinden değil de doğrudan Pentagon (Savaş Bakanlığı) bütçesinden aktarılıyor?
* Eğer her şey insanlık için yapılıyorsa bu laboratuvarların varlığı, kapsamı ve bütçesi neden on yıllardır Amerikan kamuoyundan ve dünya toplumlarından gizlendi?
* COVID-19, şarbon, Ebola, SARS, MERS ve veba gibi ölümcül patojenlerin genetiğiyle oynanan, virüslerin bulaşıcılığını ve gücünü artıran “işlev kazanımı” (Gain-of-Function) araştırmalarının bu laboratuvarlarda ne işi var?
* İnsanlık adına bu araştırmalara önem verdiğini iddia eden Amerika, neden bu kritik “bilimsel çalışmaları” kendi ülkesinde değil de kilometrelerce uzaktaki ülkelerde yapıyor?
Soruları çoğaltmak mümkün ama gizlilik içinde, bilimsel araştırma maskesiyle yürütülen sözde araştırmaların karanlık bir tiyatro olduğu Gabbard’ın ifşalarıyla artık net bir şekilde ortada.
Ukrayna’daki biyolojik mayın tarlası
Yılları aşkın süredir Çin’in laboratuvarlarını virüs sızdırmakla suçlayan ve İran’ın nükleer tesisleri gerekçesiyle savaş çıkaran Amerika; iş kendi kurduğu 120 laboratuvardan oluşan devasa ağa gelince buraları bir "sağlık vahası" gibi pazarlamaya çalışıyor. Amerika, bu tesislerle ilgili soru soran herkesi anında "Rus dezenformasyonu aparatı" veya "komplo teorisyeni" ilan ederek entelektüel bir engizisyon mahkemesi kuruyor. Bugün Gabbard giderayak bizzat devletin resmî belgeleriyle o karanlıklar mahkemesinin yalanlarla örülü duvarlarını yıkıyor. Açıklanan belgeler şu an için bu laboratuvarlarda biyolojik silah üretildiğini doğrudan kanıtlamasa da buraların insanlık yararına çalışan bilimsel birer araştırma merkezi olmadığını da ortaya koyuyor.
Pentagon
Zaten biyogüvenlik bakımından çok kritik olduğu savunulan araştırmaların neden bu kadar gizli ve Pentagon’un kontrolünde yapıldığı da tam bir muamma. Ayrıca savaşın göbeğindeki Ukrayna’da bu ölümcül patojenlerin bulunması, her an bir laboratuvar kazası veya bombalamayla insanlığın başına yeni bir COVID-19 felaketi sarma riskini taşıyor. Bu belgeler Amerika’nın, yaşanan bunca acı tecrübeye rağmen bile isteye tüm dünyayı bir biyolojik barut fıçısının üzerinde yaşattığını gösteriyor.
Önümüzdeki dönemde bu laboratuvarlardan sızabilecek hibrit bir virüsün ya da biyolojik bir kazanın faturasını Washington'ın değil, bu coğrafyanın insanlarının ödeyeceği açıktır. Bu arada belgeler; Uluslararası Biyolojik Silahlar Sözleşmesi’nin (BWC) ne kadar işlevsizleştirildiğini ve denetim mekanizmalarının nasıl felç edildiğini en açık şekilde ortaya koyuyor.
Yeni pandemi gizemli laboratuvarlarda mı üretilecek?
Tarih bize bir gerçeği defalarca gösterdi: Güç denetlenmediğinde suistimale, gizlilik sorgulanmadığında istismara dönüşür. Bilim şeffaflıktan koparıldığında ise insanlığa hizmet eden bir araç olmaktan çıkıp güç sahiplerinin elinde jeopolitik bir silaha dönüşebilir. Güç ve çıkar uğruna her şeyi yapabilecek Amerika gibi ülkeler, artık laboratuvar fonlarıyla, bilimsel araştırma maskeleriyle, genetik veri bankalarıyla virüs genomlarını cephaneliğe dönüştürüyor.
Tulsi Gabbard’ın Biden döneminin kirli çamaşırlarını ortaya dökmek için siyasi amaçlarla ifşa ettiği belgeler, aslında hepimizin üzerinde yaşadığı küresel fay hatlarını sarsıyor. İnsanlığın sonunu getirebilecek en tehlikeli biyolojik altyapı; bilimsellikten ve şeffaflıktan uzak, gizli araştırma laboratuvarlarını kontrol eden Amerika gibi güç sarhoşu ülkelerin elinde.
COVID-19 pandemisinin açtığı derin yaralar henüz kapanmamış, devletlerin ve uluslararası sağlık kurumlarının güvenirliği sorgulanırken ortaya saçılan bu şok edici belgeler ve kirli laboratuvar ağı gerçeği, insanlığın geleceğini ipotek altına almaktadır. Amerika’nın bilimsel maskeler arkasına gizlediği bu biyolojik gizemlerin hesabı sorulmadıkça insanlık, COVID-19’un ve bundan sonra olası küresel salgın ya da biyolojik felaketlerin laboratuvar siparişi olup olmadığını asla öğrenemeyecektir. Belki de bu gizemli laboratuvarlar yeni pandemilerin merkezi hâline gelebilecektir.
Dünya halkları artık bedelini canlarıyla ödeyebileceği bu tür “laboratuvar siparişi” felaketlere karşı daha şeffaf, denetlenebilir ve hesap verebilir bir küresel sağlık düzeni kurmalıdır. Bilim, insanlığın ortak mirası ve yarınlara bırakacağı en önemli rehberdir; Pentagon’un sınır ötesindeki karanlık dehlizlerinde rehin tutulacak, insanlığa karşı doğrultulacak bir kitle imha silahı değil. Halklardan gerçekleri saklamak güvenlik olmadığı gibi, şeffaflığı ertelemek istikrar, sorgulayanları susturmak da bilim değildir.
Bugün insanlığın önündeki en büyük tehdit, virüslerin kendisi değil; o virüsleri cephanelik hâline getirenlerin bitmek bilmeyen güç sarhoşluğudur. Ve unutulmamalıdır ki devlet veya istihbarat adına hareket eden hiçbir odak, ne kadar devasa bütçelere ve gizli tesislere sahip olursa olsun, insanlığın ortak geleceğinden ve vicdanından daha büyük değildir. Bugün sorulması gereken bir başka önemli soru da insanlığın geleceğini etkileyebilecek böylesine kritik gerçekleri öğrenmek için neden her seferinde bir sızıntıyı, bir ifşayı ya da görevden ayrılan bir istihbarat direktörünü beklemek zorunda kalındığıdır.



HABERE YORUM KAT