Aliya İzzetbegoviç Sempozyumu Gerçekleştirildi

Aliya İzzetbegoviç Sempozyumu Gerçekleştirildi

Bosna halkının “bavo” ve çocuklarının da “dedo” diye andığı, İslam dünyasının genelindeyse kendisine duyulan sevgi dolayısıyla “bilge kral” olarak nitelendirilen Bosna direnişi ve çağdaş İslami uyanış öncülerinden Aliya İzzetbegoviç, vefatının beşinci yıl

İstanbul'un Mahmutbey mahallesinde bulunan Holiday İnn otelinde gerçekleştirilen ve iki gün boyunca süren sempozyuma Bosna, Makedonya ve Türkiye'den çok sayıda yazar, akademisyen, siyasetçi konuşmacı olarak katıldılar.

11Ekim Cumartesi günü üç ve 12 Ekim Pazar günü iki olmak üzere toplam beş oturum halinde "Uluslararası Aliya İzzetbegovic Sempozyumu"  adıyla düzenlenen sempozyum (1) "Bir Devlet Adamı", (2) "Bir Düşünür", (3) "Bir Özgürlük Aşığı", (4) "Doğu Batı Arasında" ve (5) "Bosna'yı Kur(tar)mak: Diplomasi ve Hukuk" başlıkları altında öngörülen beş oturum halinde gerçekleşti. Ana oturumlar öncesinde yapılan protokol konuşmalarına Başbakan R.T. Erdoğan bir mesaj gönderirken, Bosna-Hersek Meclis Başkanı ve SDA Genel Başkanı Süleyman Tıhıc, A. İzzetbegovic'in oğlu Bakir İzzetbegovic, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Milletvekili ve Türkiye-Bosna-Hersek Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı Feyzullah Kıyıklık ve Bağcılar Belediye Başkanı Lokman Çağırıcı da birer selamlama konuşması yaptılar. Sempozyum oturumlarına müteakiben Dr. Süleyman Gündüz, Hüseyin Kansu, Prof. Dr. Hüseyin Hatemi, Dr. Fatih Hassanein, gazeteci Bülent Koçak, İHH Başkanı Bülent Yıldırım ve Cevat Özkaya da "Tanıklıklar: Bilge Kralın Ardından" başlığı altında Aliya ile ilgili hatıratlarını kısaca dinleyenlerle paylaştılar.

Farklı Perspektiflerin Muhtelif Aliya Betimlemeleri

Katılımcıların kimliği açısından bakıldığında sempozyumda söz alan hemen herkes çeşitli dini/İslami duyarlılıklara sahip idi. Katılımcıların kahir ekseriyeti İslami uyanışı ve ümmet perspektifini esas alan yaklaşımlar ortaya koydular. Ancak dini/İslami duyarlılıklarını Vahiyle arındırılmış net bir kimlik düzeyine kavuşturamayan bazı konuşmacılar Bosna ve Aliya'ya yaklaşımlarında farklı perspektifler öne çıkardılar ve böylece büyük bir çoğunluğunu genç kuşakların oluşturduğu katılımcılarda muhtemel kafa karışıklıklarının oluşmasına sebebiyet verdiler.

Bosna-Hersek Eski Savunma Bakan Yardımcısı Hasan Cengic, Dr. Bahadır İslam, Doç. Dr. Berdal Aral ve Dr. Levent Korkut gibi katılımcılar ve oturuma müteakiben söz alan konuşmacılar daha çok Bosna'daki tarihi süreci ve Batılı tutumun hukuki ve ahlaki açılardan değerlendirmesini yaparak belgesel nitelikli birer sunumda bulundular. Bu kategorideki konuşmacıların çoğunun paralel tespiti uluslararası toplum denilen emperyalist odakların Bosna trajedisinin dolaylı ya da dolaysız sorumlusu oldukları vurgusuydu. Bu vurguyla birlikte yapılan Aliya değerlendirmesi de daha ziyade duygusal bir çerçevede kaldı.

Postmodern-çoğulcu perspektif: Türkçeye çevrilen kitapları ve emperyalistlere karşı ezilenlerden yana tavırlarıyla tanıdığımız Amerikalı sosyolog Prof. Dr. Stjepan Gabriel Mestrovic,  Aliya'nın Avrupa-merkezciliğe ve faşizme karşı tutumlarını överek çoğulcu bir toplumun oluşturulması, hoşgörü ve ahlaki değerler temelli bir siyaset bağlamında Batı'nın da onun düşüncelerinden çok şey öğrenebileceğini söyledi.  

Muhafazakâr-demokrat perspektif: Prof. Dr. Şaban Çalış'ın Bosna'ya bakışı muhafazakâr-demokrat AK-Parti'nin yaklaşımını yansıtıyordu. Çalış'a göre Osmanlı'nın çözülüşünün merkezinde Balkanlar ve dolayısıyla Bosna vardı. Osmanlı mirası üzerine kurulan Türkiye ise uzun bir zaman boyunca Bosna'yı ihmal etmekle yanlış yaptı. Dolayısıyla Türkiye Osmanlı'nın mirasçısı olarak Bosna'ya ve Balkanlara karşı sorumluluğunu yerine getirmeli. Yanı sıra Yarın dergisinde çıkan yazılarından tanıdığımız Ahmet Demirhan da Çalış ile paralel yaklaşımlar serdetti.

Bâtıni/Tasavvufi, Modernist İslamcı ve Ulusçu Perspektifler: Sempozyumda birer sunum yapan Bosna-Hersek Anayasa Mahkemesi Başkanı Prof. Dr. Kasım Trnka, Prof. Dr. Şaban Ali Düzgün ve Sadık Yalsızuçanlar da birbirleriyle çelişen üç ayrı Aliya portresi çizdiler.

Yalsızuçanlar estetik bağlamında Bâtıni/tasavvufi bir Aliya portresi çizerken Ş. Ali Düzgün de 'Medine Vesikası' üzerinden 'Müslüman modernist' bir Aliya prototipi çizmesi ilginç idi. Düzgün, bazı Batılı akademisyenlerin Aliya'yı 'İslamcı radikalizm' ile irtibatlandırmalarını da eleştirdi. Ona göre ümmet tanımı Medine ve çevresinde ittifak halinde olunan ehli kitabı, müşrikleri ve Maniheistleri de kapsıyordu. Bu form Aliya'nın Bosna tasarımında ifadesini buluyordu. Kurucu irade olarak İslam evrensel ahlakî değerleri kapsıyordu ve İslam siyasi anlamda özgün bir yönetim formunu önermemiş, dahası böyle bir misyon da yüklememişti. Düzgün'ün bu çerçevede ele aldığı birçok konu ve kavram etrafında yaptığı açılımların çoğunda kısmi doğrular vardı kuşkusuz ancak tespitleri üzerine bina ettiği ve dolayısıyla Aliya ile de temellendirdiği çoğu önermesi parçacı ve sorunluydu.

Nitekim başta Senadin Lavic ve Cemalettin Latic olmak üzere Aliya'ya İslami uyanış merkezli ve daha bütüncül bakan çoğu kimse de konuşmasında Boşnak Müslümanların İslami kimliğinin güçlendirilmesi, yeniden İslami diriliş vb. onun temel hedefleri olduğunu; düşüncelerinin çatısının bütün Müslüman halkların yeniden uyanış özlemini içerdiğini; Bosna özelindeyse acil bir durumun söz konusu olduğunu ve dolayısıyla pratikte realiteyi ve Bosna-Hersek halkının insani bakımdan önceliklerini gözettiğini belirtmek suretiyle dolaylı da olsa Düzgün'ün yaklaşımını cevaplandırdılar.

Kasım Trnka ise Bosna'nın uzak ve yakın siyasi tarihine ve bağımsızlık mücadelesi sürecine dönük değinilerde bulunduğu konuşmasında "Boşnak ulus kimliği inşacısı" bir Aliya portresi çizdi. Kasım'a göre Aliya bir devlet ve 'millet' önderiydi. Bosna onun 'demokratik ve çokuluslu bir toplum noktasındaki kararlılığına' çok şeyler borçludur. Onun bu özellikleri sayesindedir ki bugün Bosna-Hersek devletinden ve 'ulusal bir Boşnak kimliğinden' söz edilebilinmektedir! Anlaşılan o ki Kasım, İslam dünyasındaki çoğu kişi gibi kavim ile ulusu birbiriyle özdeşleştirmiş ve millet/nation kavramını da bu anlamda kullanmaktaydı. Aliya'nın demokrasi, ulus-devlet ve ulusal kimlik olgularına yaklaşımlarının nasıllığının üzerinde durulmaması ise çoğu dinleyicinin saptırılmış bir Aliya imajına kapılmaları ihtimaline sebebiyet vermesi bakımından üzücüydü. Yine de daha sonra söz alan Cemalettin Latic'in dinleyicilerce yoğun bir alkışla karşılanan "Biz sadece Müslümanız; dinimize sadık kaldık ve sadık da kalacağız!" sözü adeta Kasım'a verilen bir yanıttı.

İslami uyanış perspektifinden bakanlar ve paralel vurgular: Bunların dışında kalan hemen diğer tüm konuşmacılar ise çeşitli bağlamlarda inceledikleri Aliya'yı ve Bosna'yı İslami uyanış ve bilinçlenme sürecine katkıları bağlamında ve ümmet merkezli olarak ele aldılar. Bu perspektifin belirleyiciliğinde birbirine paralel olan şu özet vurgular dikkat çekici idi:

·         Çoğu Boşnak'ın dini telakkileri geleneksel muharref ve mitolojik unsurlar barındırmanın yanı sıra aynı zamanda da çağdaş ideolojik kuşatma altındaydı. Boşnaklar Aliya'nın geliştirdiği kültür devrimi sonucunda İslami kimlikleriyle yeniden dirilme imkânı elde ettiler. Onun ideal düzlemdeki teorik açılımları dünya Müslümanlarının yeniden diriliş ve kurtuluşlarını hedeflerken reel ölçekte oluşturduğu pratik ise Bosna Müslümanlarının bugün karşılaştığı sorunların aşılması noktasında da öğreticidir. Ancak mevcut Bosna yöneticileri bu yönüyle Aliya'nın mirasını yeterince değerlendirememiş görünmektedirler. Tiranlığa, devlet terörizmine, müstez'afların savunulması ve Makyavelizm karşısında onurlu ve ilkeli bir mücadele noktasında onun mesajı bütün insanlığa dönüktür. (Senadin Lavic, Adamir Jerkovic, Adnan İsmaili).

·         İslam onun için her zaman belirleyici önemdeydi ve kimliğini hiçbir ortamda gizlemedi. Diplomatik ilişkiler ve uluslar arası ortamlarda bulunurken bile dilini eğip-bükmedi, yönetici elitler karşısında eğilmedi. Coğrafik bakımdan kısmen Avrupalı olmasından bile bir vaziyet çıkararak Doğu-Batı arasında çizilmiş suni ayrımların ötesinde onların İslami değerler temelinde buluşması konusunda bir aracı konumundaydı. Bu misyon telakkisi dolayısıyla o salt bir lider değil, aynı zamanda bir aracıydı da. Uluslar arası diplomatik planda 'kadeh bağı'nı kıran tek önderdi. (Muharrem Sevil).

·         Aliya İslami aidiyetini belirleyici kılması dolayısıyla Batılılar onu ve Bosna tasarımı karşısında genellikle Sırplar'ın lehine tutumlar takınmışlardır. Aliya'nın İslam dünyası ile yakınlaşmayı önceleyen tutumu sebebiyle de Batılı egemenler onu tecrit etmeye ve böylece Bosna'nın Müslümanlarla irtibat kanallarını kurutmaya çalışmışlardır. O, bütün zorluklara rağmen insanın özgürlüğünü savundu, asrımızda İslam düşüncesinin canlandırılması ve Müslüman halkların yeniden dirilişini temel amacı olarak belledi. Bu düşünsel yoğunluğu ve fiili konumu itibariyle M. İkbal'e benzetilebilir. Aliya İslam'ı salt bir ferdi inanç değil, sosyal boyutu ağırlıklı bir yaşam biçimi olarak algılamıştır. Düşüncesinin eksenine Allah'ın kitabı Kur'an'ı ve Peygamberin sünnetini koymuştur. O halkını inanç planında eğiten bir 'inanç eğitmeni' ve devlet adamıdır. Korkudan herkesin birbirinden şüphe eder duruma geldiği bir ortamda İslami faaliyetler ve cesaretiyle çağdaşı birçok Müslümanın yetişmesini sağlamış ve onlara örneklik sunmuştur. (Prof. Dr. Cemalettin Latic,; Prof. Dr. İsmail Bardhi).

·         Aliya, geriye bıraktığı eserleriyle dünya Müslümanlarına önemli bir fikrî miras bırakmıştır. Müslümanlara ait sorunlar onun temel ilgi alanlarıdır ve bu yüzden de o İslam âleminin temel figürlerinden olmayı hak etmektedir. Şahsiyetlerin ikonlaştırılmasını insan onuruna hakaret gördüğü gibi kendi şahsiyeti etrafında bir kültün oluşturulmasına da karşıydı. 'Aliyacılık yapmak' anlamına gelebilecek hamasi bir Aliya-sevicilik her şeyden önce Aliya'ya saygısızlıktır. Aliya'nın paradigması İslam ve bundan mülhem ahlak ve insan anlayışıdır. (1) Özgürlük, (2) adalet, (3) eleştirellik/sorgulayıcılık, (4) tevazu ve (5) ilkeleri ile tutarlılık paradigmasının temel özellikleridir. Müslümanlar onun yeniden diriliş mesajı ve paradigmasının temel özelliklerini anlamayı önceleyerek entelektüel mirasından istifade etmelidirler. (Mahmut Akın).

·         Batı kapalı medeniyet tasavvurunun bir sonucu olarak tahakkümcü bir çehreye sahiptir. Bosna ise bu çehrenin sistematik bir vahşetle kendisini gösterdiği bir alan… Aliya açık bir medeniyet tasavvurunun sözcülüğünü yapmıştır ki bunun temel karakteri 'öteki'ye saygıdır. Onun hayat serüveni geçirdiği evreler itibariyle en çok da Yusuf'u andırmaktadır. Medrese-i Yusuf'u yaşamış ve büyük Bosna trajedisine şahitlik ederken de Eyyüb'ün sabrını kuşanmıştır. Farklı etnik, dinsel, kültürel vb. insani öbeklerle birlikte onurlu ve ilkeli ortak bir yaşam ve 'öteki'ye tahakküm etmeme noktalarında Aliya Avrupa için çok öğretici olacağı gibi düşünce yapısıyla da İslam dünyasına büyük katkıları olan seçkin bir Müslüman entelektüel ve aktivisttir. İdeolojik kuşatmalar altında Doğu ve Batı'yı sistematik bir değerlendirmeye tabi tutmuş ve Avrupa'nın göbeğinde 'üçüncü yol' olarak İslam'ın da var olduğunu ve gelecek vaat ettiğini kanıtlamıştır. (Dr. Hilmo Neimarlija, Recep Şentürk; Lütfi Sunar).

·         Aliya ataerkil olmayan, farklı topluluklara ve kültürlere açık ve tahammüllü olan ve özgürlüğü insanı insan yapan temel bir değer olarak herkes için öngören ve bunu bir toplum tasarımı biçiminde ortaya koyan geniş kapsamlı bir özgürlük perspektifinin inşacısıdır. Yalnızca bir özgürlük arayışçısı ve savaşçısı değil; o aynı zamanda özgürleştiren bir öncüdür. İnsanların ve toplumların kendilerini gerçekleştirmeleri için içe dönük bir eylem olarak özgürlüğü temel koşul addeder. Halkının ödediği bunca bedele rağmen o bu trajediyi kendilerine yaşatanların bile haklarına saygı duyacak kadar adil ve özgürlükçü bir şahsiyettir. Her koşulda haykırdığı "Allah'a söz veriyoruz ki asla esir olmayacağız" sloganı Müslümanlarca örnek alınması gereken çağrısının ve kararlılığının özüdür. Çok-kültürlü, çok-dilli, çok-etnili bir toplumda nasıl var olunacağı noktasında, kolektif haklar ve özgürlükler alanında da Müslümanlarca ders çıkarılması gereken bir örnektir. (Alev Erkilet)

Sonuçta farklı perspektiflerden çeşitli Aliya portrelerinin çizildiği ve İslami uyanış perspektifinden de muhtelif şahsiyetlerin önemli açılımlarda bulunduğu çağdaş İslami uyanış veya diriliş sürecinin öncü isimlerinden olan Aliya'yı konu edinen bu sempozyumun en kısa zamanda kitaplaşmasını umuyoruz. Bu vesileyle umulur ki her kesimin kendi perspektifince yarattığı Aliya portrelerinin hangisinin hakikati yansıttığı anlaşılır ve onun meşru mirasçıları konumunda olan Müslümanlar da kendilerine ait olan bu değeri daha bir derinlikli kavrayıp gündemleştirirler.

Güzel Bir Organizasyon

Sempozyum hazırlıklarına uzun bir zamandır başlayan Bağcılar Belediyesi'nin organizasyonunda göze çarpan olumluluklar kaydedilmeye değer. Mekan olarak İSTOÇ yakınında bulunan Holiday İnn otelinin tercih edilmesi gerek ulaşım kolaylığı ve gerekse de geniş kapasitesi itibariyle isabetli olmuş. İstanbul'un farklı noktalarından sempozyum mahalline doğru Belediye tarafından özel araçların kaldırılması da hem katılımı arttırıcı hem de ulaşımı kolaylaştırıcı oldu. Tebliğlerin iki mütercim tarafından tercüme edilip dinleyicilere kulaklıklar aracılığıyla dinleme olanağının sağlanması da memnuniyet uyandıran bir hizmetti. Ayrıca Aliya ve Bosna'yı konu alan mini bir fotoğraf sergisinin sempozyum boyunca sürmesi ve yine bu çerçevede içinde tanıtıcı yazılı hitabelerin yer aldığı levhaların da salonun muhtelif yerlerinde asılı tutulması organizasyonun niteliğini arttırırken sempozyum için tercih edilen mekanın alkollü olması ise Müslümanları muhatap alan bu anlamlı organizasyonu bir nebze gölgeledi.

Diğer yandan katılımcılara öğlen yemeği ve oturum aralarında çay-kahve ikramında bulunulmasına ek olarak Belediye'nin konuşmacıların tanıtılıp tebliğ özetlerinin yer aldığı kitapçık, not defteri-kalem ve A. İzzetbegovic'in "Konuşmalar" kitabının yer aldığı çantayı hediye etmesi de organizasyonun başarıları arasındaydı.

Haşim Ay / HAKSÖZ-HABER

Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir