1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Alaaddin Çakıcı konuşsun ama Bülent Arınç sussun reformu mu?
Alaaddin Çakıcı konuşsun ama Bülent Arınç sussun reformu mu?

Alaaddin Çakıcı konuşsun ama Bülent Arınç sussun reformu mu?

​​​​​​​Ardı ardına gelişen olaylar iktidarın reform vaadinin tutarlılığına dair şimdiden ciddi kuşkular oluşmasına yol açıyor.

22 Kasım 2020 Pazar 18:59A+A-

HAKSÖZ HABER

Geçtiğimiz haftalarda Erdoğan iktidarının en tartışmalı ve en sevilmeyen boyutu olduğu hususunda artık neredeyse herkesin ittifak içinde olduğu Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın çok tartışmalı ve sarsıcı istifasıyla Türkiye’nin önünde yeni bir sayfa açıldığına dair bir izlenim ortaya çıkmıştı. Son yıllarda icraatıyla, tutumuyla ve kadrolaşmasıyla ekonomide, siyasette, bürokraside adeta taşınamaz bir yük haline gelmiş görünen ‘damat’ engelinin tasfiyesinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’a gecikmiş birtakım adımlar atabilme fırsatı sunacağı görüşü kabul görmekteydi. Bu bağlamda gerek ekonomi cephesinde yapılan birtakım düzenlemeler, gerekse de yargı alanında gündemleşen söylemler cesaret vericiydi.

Ne var ki, arka arkaya yaşanan bazı icraatlar, sarfedilen sözler ya da suskunluklar bu sürecin hiç de zannedildiği gibi kolay olmayacağını bir kere daha göstermiş oldu.

Önce Alaaddin Çakıcı hadisesi gündeme bomba gibi düştü. İktidarın fiili ortağı MHP ile ters düşmeme kaygısının neticesi olarak hapisten elbirliğiyle çıkarılmış bir suç örgütü lideri ana muhalefet partisi liderini açıktan tehdit ediyordu. Bu tür kriminal tiplerin abes işleri her zaman olurdu, bu çok şaşırtıcı değildi ama şaşırtıcı olan iktidarın bu konudaki suskunluğuydu.

Uzun süreli sessizlik kerhen yapıldığı anlaşılan ‘soruşturma açıldığı bilgisi’ ifadesiyle kapatılamayacak kadar net bir manzara ortaya koymuş, bu arada iktidar sözcülüğüne soyunmuş kimi isimlerin Çakıcı’ya yönelik iltifatları çoktan tabanın nerede durması gerektiğini belirlemişti. Hukuk reformundan söz edildiği bir ortamda siyasetin üzerine resmen mafya gölgesi düşmüş ve iktidar sessiz kalmıştı!

Ve ardından Bülent Arınç’ın açıklamalarına yönelik tepkilerle birlikte bir kere daha reformdan anlaşılan şeyin ne kadar güdük ve içerik yoksunu olduğu ayan beyan ortaya çıktı.

İktidar politikalarına fanatizm derecesinde bağlı olanlar haricinde herkesin çok rahatlıkla tespit ettiği, yıllardır yakındığı yargıdaki haksızlıklar konusunda konuşan Bülent Arınç kamuoyunda çokça tartışılan bazı davalarla ilgili sözleri üzerinden bir kez daha iktidar kadroları tarafından linç ediliyordu.

Beraat etmelerine rağmen binlerce KHK’lının göreve iade edilmemelerini eleştiren Arınç’ın bilhassa Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş gibi bazı isimlerin tutuksuz yargılanabileceklerini söylemesi bir kere daha hainlikten, fitneciliğe kadar bir dizi suçlamaya muhatap olmasını getirdi.

Haksızlıktan, adaletsizlikten yakınan bir ses duyduklarında saldırıya geçmek için fırsat kollayan trollerin tavrı bekleniyordu. Ama Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın parti kongrelerinde yaptığı konuşmalarda Bülent Arınç’ı direk hedef alması ve fitnecilikle suçlaması olacak şey değildi.

Burada sorulması gereken soru şu olmalı! Bülent Arınç’ın bile düşüncelerini ifade edemediği ya da ettiğinde en tepeden en aşağıya kadar açık bir lince maruz kaldığı bir Türkiye’de adalet reformundan bahsetmek saçma değil mi?

Tamam, Türkiye’nin bunca hukuksuzluk sarmalı içinde boğulduğu bir vasatta Bülent Arınç’ın Selahattin Demirtaş’ın tahliyesini gündemleştirmesinin siyaseten çok ciddi bir hata olduğuna kuşku yok. Arınç bu yaklaşımının dile getirdiği başka sözlerini de dinlenilmez kılacağını ve statükocu çevrelere gollük bir pas verdiğini görmeliydi.  

Ama varsın böyle olsun, bu sonucu değiştirir mi? Bülent Arınç bile yargı süreçleriyle ilgili gördüğü eksikleri ya da taleplerini dile getiremeyecekse neyin reformu yapılacak? Siyasi boyutu olan her davayla ilgili olarak “oraya dokunmayın”, “onu karıştırmayın”, “vatanın bekası, operasyona alet olmak, dış düşmanlara hizmet etmek” vb. küflenmiş kavramlar öne çıkartılıp bariyer oluşturulacaksa reform denilen şey bir boş vaat olmaktan başka ne olabilir ki? 

Pelikan kirliliğine tasfiye edilmek yerine kamu yararı statüsünün kazandırıldığı; mafya şeflerinin tehditlerinin neredeyse ifade özgürlüğü kılıfıyla savunulurken, samimiyeti, tecrübesi ve saygınlığı hususunda herkesin itibar ettiği bir siyasetçinin sözlerinden ötürü bu şekilde tahkir edildiği bir ortam reforma değil, ancak çöküşe hizmet eder.

HABERE YORUM KAT

7 Yorum