ABD, Somali'de Destek Arayışında

ABD, Somali'de Destek Arayışında

ABD, Somali'yi olduğu gibi komşu ülkeleri de ABD politikalarını uygulamaya icbar ediyor. Ancak Eritre, ABD'nin desteklediği Somali'deki geçici hükümeti kendi halkına karşı cinayet işlemekle suçluyor. M. A. Şeyh'in yazısını Haksöz-Haber için İ. Emre Çetin

ABD, Somali'nin Geçici Hükümeti İçin Daha Geniş Destek Arayışında

M. A. Şeyh / Crescent Eylül 2009

(Çev: İ. Emre Çetin / Haksöz-Haber)

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, 4 Ağustos'ta Kenya'ya yaptığı ziyarette, Somali'de üstlenmiş ve tüm dünya için bir tehdit oluşturan "İslamcı teröristlerle" mücadele için Amerikan yardımı vaat ediyordu. Kastedilen ABD ve müttefiklerinin el-Kaide ile bağlantılı olmakla suçladıkları ve hatta bazen Batı medyasının "Somali el-Kaidesi" olarak nitelendirdiği eş-Şebab adlı İslami gruptu. ABD Dışişleri Bakanı ayrıca, ertesi gün yönetimdeki Şeyh Şerif Şeyh Ahmed ile Kenya'nın başkenti Nairobi'de görüşmesinin ardından Somali'nin savaş halindeki yönetimine "geniş ve kapsamlı" ABD desteği sözü de verdi.

Clinton diğer taraftan, Eritre'yi de Doğu Afrika'daki komşusu Etiyopya'daki "İslami aşırılıkçıları" desteklemeye devam etmesi durumunda Amerika'nın "harekete geçeceği" konusunda ciddi şekilde uyardı. Bilindiği üzere Eritre ve eş-Şebab Etiyopya'ya düşmanlık konusunda birleşmektedirler. Eritre, Etiyopya'dan bağımsızlığını 2 yıl önce, bedeli hâlâ ödenmeye devam eden kanlı bir savaşın ardından elde etmişti. Eş-Şebab ise Somali'de iktidarı ele geçirdikten sonra 2006'da ancak birkaç ay yönetimde kalabilen İslam Mahkemeleri örgütünün savaşçı gücüdür. O dönemde Washington, Etiyopya'yı Somali'ye müdahale ederek yönetimi devirme konusunda cesaretlendirmişti. ABD, o tarihten bu yana -sadece resmiyette- İslam Mahkemeleri'nin yerine geçen ve başkent Mogadişu'daki "Başkanlık Sarayı"nın çevresindeki birkaç mahalle haricinde herhangi bir hükmü olmayan ve Afrika Birliği (AU) askerleri tarafından korunan geçici hükümeti destekliyor. 

İronik bir şekilde, eş-Şebab, İslam Mahkemeleri eski liderlerinden ve şu anda geçici hükümetin başkanlığını yapan Şeyh Şerif'ten nefret ediyor. İslami gruplara destek vermeseler bile birçok Somalili de ona güvenmiyor. Şeyh Şerif, Somali'nin bölünmesiyle stratejik olarak ilgilenen Etiyopya ve Kenya ile güçlü bağlar geliştirerek ülkesine ihanetini derinleştirmişti. Bu ülkelerde ülkenin bölünmesini arzu den geniş Somalili topluluklar yaşamakta. Etiyopya ve Kenya'yı stratejik ortak kabul eden ABD, bu ülkelere maddi destek sağlıyor ve eş-Şebab gibi bağımsız ve birleşik bir Somali için mücadele eden tüm İslami gruplara karşı çalışmalarını teşvik ediyor.

Etiyopya, Kenya -ve tabii Washington- yönetimleri İslam'ı Afrika boynuzu için bir tehdit olarak görüyorlar. Ayrıca, eş-Şebab'a karşı geçici hükümet ve diğer işbirlikçileri destekleyerek sürdürdüğü savaşı genişletmek amacıyla el-Kaide'nin Somali'de güçlü bir varlığı bulunduğuna dair tehdit dozu yüksek mesajlar yaymaya çalışıyorlar. Bu çerçevede Cibuti'yi dahi kendi saflarına çekmeyi başardılar. Cibuti, bir milyondan daha az bir nüfusa sahip ama sadece Güney Afrika'da değil Yemen'de, Körfez ülkelerinde ve hatta Mısır'daki İslami çalışmalara karşı çabalarda payı olmasından dolayı utanması gereken küçük Müslüman ülke olarak Afrika kıtasındaki tek Amerikan üssüne ev sahipliği yapıyor. Bu üste yerel halkın birçok nedenden ötürü tepki duyduğu 2000 Amerikan askeri bulunuyor. Amerikalılar halkın kullandığı suyun kendileri için oldukça sağlıksız olduğu gerekçesiyle kendi su kaynaklarını inşa etmişler. Ayrıca, bölge insanını çalıştırmayı reddederek Filipinlerden 300 çalışan ithal etmişler. Dahası, BBC dâhil, yerel kaynaklardan alıntı yapan yabancı basına da yansıdığı şekliyle halk Cibuti'deki Amerikalıları herkesi terörist olarak görmekle ve terörizmle kafayı bozmuş olmakla suçluyor.

Dışişleri Bakanı Muhammed Yusuf, 20 Ağustos'taki bir röportajda Cibuti halkı arasında tedirginliğin havaalanının askeri üsse dönüştürülmesinden sonra salgın gibi yayıldığını kabul ediyordu. Buna rağmen, ABD'nin dünya barışının sorumluluğunu üstlendiğini ve Güney Afrika'nın dünyanın en istikrarsız bölgesi olduğunu söyleyerek devletinin ABD ile olan işbirliğini de temize çıkarmaya çalışıyordu. Onun cılız açıklamalarının kendi halkını daha öfkeli ve aşağılanmış hissettireceği kuşkusuz. Sonuç olarak, halkının ileride eş-Şebab ile işbirliği içinde olacak yeni İslami gruplar oluşturması sürpriz olmamalı. Obama yönetimi bile 'terörle uluslararası savaş' söyleminin tüm dünyada meydana getirdiği öfke ve nefretin farkında. Obama'nın geniş çaplı programı da bu durumu ortaya koymakta.

Obama yönetimi el-Kaide'yi tüm dünyadan ve onun yandaşlarını Afrika boynuzundan temizleme söylemlerini sürdürüyor. Hillary Clinton'un Kenya'dan başlayan ve yedi Afrika ülkesini kapsayan seyahati ve sonrasında Obama'nın açıklamaları böylece anti-terör savaşı konusunda birbirini tamamlıyor. Program 6 Ağustos'ta, başkanın terör ve güvenlik konusundaki başdanışmanı John Brennan tarafından duyuruldu. Brennan "terörle savaş" tabirini kullanmıyor, "global" kelimesinden ve "cihadilerle" herhangi bir çarpışma imasından uzak duruyordu.

Brennan yapılanları global savaş olarak tanımlamanın "ABD'nin bir şekilde dünyanın geri kalanıyla savaşta olduğu şeklinde yanıltıcı ve tehlikeli anlamlandırmalara" sebep olduğunu söyledi. Ayrıca, "teröristleri" cihadi olarak adlandırmak "ABD'nin İslam dini ile savaştığı fikrinin güçlenmesi" riskini artırıyordu. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, yeni yönetim "terörle küresel savaş" tabelasını indirmeyi kararlaştırmış ve yerine ülke içine verilen bir hükümet bildirisi gibi sunulan "denizaşırı beklenmedik durum operasyonu" tabirini koymuş oldu.

Açıkçası, Obama yönetimi Somali'deki İslami gruplarla savaşırken ve geçici hükümeti desteklerken anti-İslami güdülerini ve hedeflerini gizlemek için başka metotlar da kullandı. Örneğin, Mısır ve Yemen gibi Arap ülkelerinin eş-Şebab karşında yer almasını istediler. Ayrıca, Şeyh Şerif Şeyh Ahmed ve diğer geçici hükümet liderlerinin İslami hususiyetleri ön plana çıkarılarak İslamcı gruplarla olan yoğun mücadelenin ve Washington'un askeri ve finansal desteğinin gizlenmesine çalıştılar.

Obama yönetiminin taleplerine verilen yanıtlar, bu baskıların netice vermiş olduğunu göstermektedir. Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek, Washington ziyaretinde, eş-Şebab'ı el-Kaide ile bağlantılı olmakla suçlamış ve -ilk kez- Arap ülkelerine Arap birliğinin bir üyesi olan Somali'ye müdahale ederek teröristlerin elinde parçalanmaktan kurtarma çağrısı yapmış ve geçici hükümete olan desteğini duyurmuştu. Yemen Başbakanı Ali Salih de -ilk kez- dünyanın en istikrarsız ülkesini el-Kaide ile bağlantılı teröristlerin elinde yok olmaktan kurtarmak için benzer bir müdahale çağrısı yapmıştı. Hatta daha da enteresan olanı, geçici hükümet liderlerinin Ramazan ayının gelişini fırsat bilip "İslam'a olan saygılarını" reklâm etme hevesleriydi. Şeyh Şerif Şeyh Ahmed, örneğin, halk önünde uzun konuşmalar yaparak Somalili Müslümanları mübarek Ramazan'a ve oruca hürmet etmeye çağırdı.

Doğal olarak, Mısır ve Yemen başkanlarının çağrısı, kendi ülkelerindeki İslamcı ve milliyetçi gruplara savaş açmaya niyetlenmiş oldukları şeklinde algılandı. Aynı şekilde, geçici hükümet liderlerinin Somali'deki muarızlarına yaptığı çağrı yanıt bulmadı. Hizbu'l-İslam lideri Şeyh Hasan Dahir Aveys 23 Ağustos'ta Şeyh Şerif'in haksız önerilerini reddettiğini açıkladı ve grubunun geçici hükümet ve onun Batılı destekçilerinin kuvvetlerine karşı saldırılarına devam edeceğini duyurdu. Şeyh Hasan Mehdi benzer bir duruş sergileyerek geçici hükümetin iddia ettiği gibi bir barış anlaşması yapılmadığını söyledi ve savaşa devam edeceklerini duyurdu.  Nitekim "İslamcı isyancılar", ordu ve Afrika Birliği barış kuvvetleri arasında 21 Ağustos günü patlak veren çarpışmada 22 kişi öldü. Çarpışmalar Şeyh Şerif ve diğer İslamcı liderlerin görüşme yaptığı günün sonrasında da devam etti. Geçici hükümet ve destekçileri için aynı şekilde önemli ve rahatsız edici olan, Washington gibi, Obama ve Hillary Clinton tarafından eş-Şebab'a desteğini kesmesi yönünde uyarılan Eritre'nin muhalefetidir. İslami grupların liderleri tepkilerini ortaya koyarken, Eritre sert bir şekilde geçici hükümeti kendi halkına karşı cinayet işlemekle suçladı. Bu suçlama hiç de abartılmış değil. Cibuti, Mısır ve Yemen gibi halkı Müslüman ülkeler, Eritre'den ders almalılar ve Washington'un Müslüman ülkelere karşı sürdürdüğü terörün karşısında durmalılar.

* Crescent'ta (Eylül 2009) yayınlanan M. A. Şeyh'in bu makalesi, İ. Emre Çetin tarafından Haksöz-Haber için İngilizceden çevrilmiştir.

Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir