1. YAZARLAR

  2. Özlem Zengin

  3. Zübükzade siyaseti ve CHP
Özlem Zengin

Özlem Zengin

Yazarın Tüm Yazıları >

Zübükzade siyaseti ve CHP

A+A-

Hayatta, özellikle siyasette insanın önüne doğru bir hedefin koyulması elzemdir. Hele bir kavga başlatıyor veya sürdürüyorsanız hedefi bir an olsun akıldan çıkarmamak gerekir. Aksi takdirde ortada kavganın gürültüsünden başka bir şey kalmaz.

Bu girişi konuyu güncel bir tartışmaya getirmek için yapıyorum. Kılıçdaroğlu’nun bütçe görüşmeleri esnasında TBMM’de yaptığı, Kayseri Büyükşehir Belediyesi ile ilgili ithamları içeren konuşması, ciddiye alınması gereken bir anlayışı ortaya koymaktadır. Öğrenilmesi gereken isimlerle, kendisinin de çözemediği belli olan karmaşık ilişkilerle örülü, anlatılması, anlaşılması zor, sonunda kimi mahcup edeceği anlaşılamayan bir mesele.

Uzun bir zamandır Türkiye’nin bu tarz muhalefeti aştığını düşünüyordum. Tartışılan konunun çerçevesini, içeriğini önemsemeden, elde, etrafta ne varsa “dosya” niyetine, isabet ettirme kaygısı da taşımadan, sadece tribünlerin ilgisini hedefleyen “kasaba politikacılığı”, hem CHP için, hem de Türkiye için hüzün verici.

Gençlere, özellikle üniversite mezunlarına hitap ettiği iddiasında olan, “okumuşlar”ın partisi olmakla övünen CHP’nin, Kemal Sunal’ın harika tiplemesi Zübükzade yaklaşımı çerçevesine oturan kısır politikası bir çaresizliğin de göstergesi.

Bunun bilinçli bir tercih olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de, her siyasi görüşten, her bakımdan nitelikli insanların mevcut olduğu kanaatindeyim; CHP’de de kaliteli politika tarzına sahip insanlar mevcuttur. Eski Genel Başkan Baykal’ın, Parti Danışma Meclisi Üyesi Sencer Divitçioğlu’nun, adını zikredemediğim bir çok CHP’linin böyle niteliklere sahip olduğunu söylemek mümkün. Sorun burada değil; sorun politika üretirken, politik dili kurarken nitelikli olanın değil de marjinal bir sokak üslubunun seçilmesi. Bu bir seçimdir. Öyle ki ciddi hukuk birikimine sahip olması gereken bir anayasa profesörünün bile birikiminin gereği olan politik üretime iltifat etmeden, kahvehane diliyle iş görmeye çalışması ilgi çekicidir.

Kılıçdaroğlu’nu parti içinde öne çıkartan da bu “geri kalmış” üslubu en iyi kullananlardan biri olması. Kurultay konuşmasına bakalım. Darbelerle ilgili sözlerini “ ‘12 Eylül’le hesaplaşıyoruz’ diyorlar, Kemal Türkler’in kanı yerde kalmadı mı?” diye sorarak süslüyor... CHP’nin tarihteki demokratlığından söz ederken “Kadınlara seçme ve seçilme hakkını biz verdik” diyor.

Eleştirileriniz haklı olabilir, haksız olabilir, bu ayrı bir konu; ama mantıklı olmak zorundasınız. Kemal Türkler konusunda yargılamanın nasıl sürdüğü, zamanaşımı meselesi, yerel mahkeme ile Yargıtay arasında dosyanın seyri kamuoyunca bilinmektedir. Her şeyden öte, “yargıya müdahale” iddialarıyla iktidara eleştiriler yönelten CHP’nin Kemal Türkler davasında yargıya müdahaleyi mi önerdiğini sorabiliriz. Bu davadaki sonucun sorumluluğunu hükümete yüklemek yerine, bir kanun değişikliği önermek, ceza kanununda cinayetlerde zamanaşımı konusunu yeniden düzenleme yolunu açmak gerekmez mi? Önemli olan bir taş atmak; nasıl olsa çıkarmak uzun sürer...

Kadınlara seçme ve seçilme hakkını neden CHP vermiş de diğer partiler vermemiş? Acaba o zaman başka parti yok muymuş yoksa? Tek parti iktidarında, başka partilerin yasaklandığı, kapatıldığı, parti ile devletin bütünleştirildiği bir dönemde CHP icraatlarını bugün partinin kazanç hanesine yazmak açık bir demogojidir...

Tutarlılık kaygısı olmadan, mantıklı olma kaygısı taşımadan, sadece kuyuya bir taş atmayı hedefleyen siyaset üslubunun her şeye rağmen Türkiye’de tutmayacağını düşünüyorum. Artık ne halk, ne de Türkiye şartları Zübükzade siyasetine geçit vermez.

YENİ AKİT

YAZIYA YORUM KAT