Yüzü açık ırkçılık

22.07.2010 05:23

Madeleine Bunting

Tam tesettürün yasaklanması hakkındaki yasayı kabul ederek, Fransa Millet Meclisi, kadınları "özgürleştirmek" istedi.

Ancak kadınların özgürleşmesi devlete, kadınların nasıl örtünmesi gerektiği konusuna karışma hakkı vermez.

Sanki sırtımızdan soğuk terler döküldü. Fransız milletvekilleri 13 Temmuz'da kamusal alanda tam tesettürü yasaklayan bir yasa tasarısını kabul etti. Eylül ayında senatoya sunulacak olan bu olağanüstü metnin Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından veto edileceğini umalım. Her şeyin ötesinde Devlet Konseyi bile mayıs ayında bir yasaklamanın anayasaya aykırı olacağına işaret etmişti.

Tesettür hakkındaki tartışma çok az sayıdaki bir kadın grubunu giydikleri nedeniyle mahkûm etmeyi sağlamaktadır. Fransız siyaset adamları tam tesettürü "yürüyen tabut" olarak tasvir etmekteler: İnternette dolaşan yorumlar "örtü altında kendini gizleyen" ve "kafalarına torba geçirip sokağa çıkan" kadınlar tasvir ediyor. 5 milyon Müslüman'ın Fransa'da yüzlerini burka ya da nikap ile örten kadınların sayısı hükümetin verdiği bilgilere göre sadece 2000 kişi. Siyasetçilerin tepkisi orantısızdır. Samimi olalım: Nikap ya da burka İslam'ın kadınlar için öngördüğü ılımlı giyimin aşırı yorumlarıdır.

Bugün gitgide artan sayıda genç kadın tam tesettüre yönelmekte, çünkü bunu kimliklerini ortaya koymak için bir vasıta olarak görmekteler. Devletin kamusal alanda giyim kuşam kurallarını belirleme konusunda otoritesi olduğunu belirterek, devletin gücü özel alana ait bir konuda genişletilmiş olmaktadır. Giyindikten sonra, Batı kamusal alanı tümüyle serbesttir: Bu tüm büyük Batı kentlerinde geçerli bir durumdur. En kısa mini etekleri giyen kadınlar otobüslerde sari giyinmiş, şehir kıyafetleri giyinmiş ya da salwar kameez (pantolon ve tunikten oluşan Hint kıyafeti) kadınlarla yan yana otururlar. Bu kıyafetlerin dışa vurduğu kültürel kodların hiçbiri devleti ilgilendirmez. İlgilendirmemeli de. Batı'da kamusal alanlar hoşgörü kültürünün oluşumunda yaşamsal rol oynadılar; bu alanlarda birbirine yabancı kişiler bazen kısa bir zaman dilimi için -mesela bir otobüs durağında 5 dakikalığına- belli bir coğrafi alanı paylaşmış olmaktan başka hiçbir ortaklıkları olamasa da yan yana geldiler. Sınıf, kültür, ulusal ya da ırksal aidiyet farklarını sokaklarımızda, meydanlarımızda böyle aştık ve hoş görür olduk.

Fransa'daki tartışmanın ırkçılığın izini taşıdığını görmek hiç de zor değil. Burada söz konusu olan, "hayat tarzını" korumak bahanesiyle- kimliğini belirtmektir ve bunun için bizi bir seçime zorlamaktadırlar: Ya taraftar olursunuz ya da karşı. İmzalayın ya da çekip gidin. Ama bu tür seçimlerin tehlikeli olduğunu çok iyi biliyoruz. Büyük Britanya'da tesettürü yasaklamak için kanun tasarısı sunan muhafazakâr milletvekili Philippe Hollobon, Britanyalıların yaşam tarzının birçok şeyin yanı sıra "sokaklarda dolaşmak, insanlara gülümsemek ve günaydın demek"ten oluştuğunu açıklamıştı. Oysa kim bilir ne kadar çok sayıda Britanya sokağında böyle bir görüntüye uzun zamandan beri hiç rastlanmamıştır.

Bu örnekte, kural haline getirmek için idealize edilmiş bir geçmişi yasallaştırmak isteyen siyasilerin ne kadar saçmaladıkları görülmektedir. Buradaki paradoks, insanların tam bir anonimlik içinde internet üzerinde zaman geçirmekte olduğu bir dönemde bu yasaklamaların getirdiği kimlik ve yüz takıntısıdır. Üstelik, insanların çoğu kentsel kamusal alanda başkalarının bakışıyla karşılaşmaktan ustaca kaçınmaktalar.

Kuşkulu bir yüz ve kimlik takıntısı

Çok küçük bir azınlık oluşturan bazı kadınların, Batı kültürünün genelleşmiş cinselleştirilmesinden şoka uğramasını ve giyim tarzlarıyla mesafe koymaya çalışmasını anlamak zor değil. Ancak bu, çoğunluğu (kadınlar Fransa Parlamentosu'nun sadece % 20'sini oluşturmaktadır) erkek olan Fransız parlamenterlerin onları mahrum etmek istedikleri bu seçimdir. Onlar 13 Temmuz'da kadınların tam tesettürden kurtarılması gerektiği fikrini desteklediler. Kişileri özgür olmaya zorlamak ardında çok uzun bir geçmişi olan utanç verici bir eylemdir. Birçok aydın, George Orwell gibi, bu konuda yazdı ama onların yazdığı dönemler özgürlüğün hiçbir zaman zorlama konusu olamayacağını hatırlayamayacak kadar önyargılarıyla körleşmişlerdi. The Guardıan 19 Temmuz 2010

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim