Yargı / Adalet Sistemi Üzerine Tesbitler

12.04.2008 00:05

Sami Gören

GİRİŞ

‘Adalet’ (kısaca adl) masdar olarak, düzeltmek, eğri bir yoldan doğru bir yola kaymak, eşit ve muadil olmak, dengede tutmak, dengelemek, tartmak gibi anlamlara gelir.

‘Adalet’, doğru oluşu zihinde sabitleşmiş şeydir. Düzgün ve usulüne uygun olmayan şeye ‘cevr’ (haksızlık ve eziyet) denir. Doğruluk ve düzgünlük kavramları, sapmazlığı ve şaşmazlığı da içerisine alırlar. Adaletin anlam sahası içinde doğruluktan söz ederken; haksızlıktan uzak olma, hakkaniyet sahibi olma manalarına da işaret etmiş oluruz.

‘Adalet’ bir başka deyişle, sapmazlık, kesin doğru ve tam düzgünlüktür.

Zulmün karşıtı olarak ‘adalet’, bir şeyi ait olduğu yere koymak, hakkını vermek, eşit ve denk yapmak anlamına gelir.

Aynı kökten gelen ‘muadil’ kelimesi, eşitlik, eşitlemek,

‘İ’tidal’ ise, ılımlılık, ölçülü olmak, yani denge ve orta yolu izlemek demektir.

‘Adalet’ kavramını tek bir tanımla ifade etmek zordur. Bu kavramın kapsadığı alan da çok geniştir. ‘Adalet’ olayını çeşitli cepheleriyle ve dereceleriyle anlatan bir kaç sözcük daha bulunmaktadır. ‘Adl’ kelimesi bunlardan yalnızca birisidir.

‘Kıst, kasd, istikamet, vasat, nasip, hisse, mizan’ gibi kavramlar da adalet kelimesiyle anlamdaştırlar.

‘Adalet’in karşıtı zulüm’dür. Tuğyan (azgınlık ve despotluk), meyl (kaykılmışlık) ve inhiraf (sapma) da zulmün anlamdaşlarıdır.

Adalet; hak, kanun, kuvvet, bilgi gibi unsurları da içinde barındıran külli bir kavramdır. Adalet; haklıya hakkının verilmesidir. Hak ise; hukuken korunan menfaattir.

Adaletin bu tarifinde özellikle iki kavram öne çıkmaktadır. Bunlardan birincisi hak sahibi, diğeri de hak sahibinin menfaatinin ne olduğunu gösteren hukuk.

Bizde "el-adlü esasü'l-mülk" denmiştir. "El-adl", yani adalet; esas: Temel; mülk: egemenlik... (Yani emlak manasına, taşınamaz mallar manasına değil) mülk, egemenlik demek. Meliklik, malik olmak; bir toplumun yönetimine sahip olmak demek. "Egemenliğin, hakimiyetin, idareye sahip olmanın temeli adalettir."

Kur’an insanlara adaletle iş görmeyi, adaleti yerine getirmeyi emrediyor:

“Allah, adaleti, ihsanı (iyiliği ve güzel davranmayı), yakın akrabalara yardım etmeyi; fahşa’dan (aşırılıktan), münker’den (kötü işlerden) ve bağy’den (azıp-haddi aşmaktan) uzak durmanızı emreder.” (16 Nahl/90)

“Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman, adaletle hükmetmenizi emreder.” (4 Nisa/58)

Peygamber Efendimiz (sav); “Bir ülke küfürle ayakta durur ancak zulümle ayakta durmaz” buyuruyor.

Yıllardır Türkiye’de en çok tartışılan konuların başında adalet / yargı gelmektedir. Yargı ile sıkıntısı olmayan, eleştirisi olmayan hemen hiç kimse yok gibi. Yapılan bütün kamuoyu araştırmalarında yargıya güven % 3-5 mesabesinde çıkmaktadır. Bu oldukça tablo üzücü ve düşündürücüdür. Zira yargı adaletin tecelli edeceği makamdır. Onun için “et kokarsa tuz var ya tuz kokarsa ne var” denilmektedir.

Günümüzde

Ergenekon Soruşturması,

Yargıtay Başsavcısı tarafından AK Parti hakkında Anayasa Mahkemesine açılan kapatma davası,

Fethullah Gülen hakkında verilen beraat kararını oybirliğiyle onayan Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin kararına Yargıtay Başsavcısının itirazı, yargıyla ilgili tartışmaları tetiklemiştir.

Biz yazımızda yargı sistemini analiz etmeye, bir fotoğrafı paylaşmaya çalışacağız:

TARTIŞMA KABUL ETMEYEN BİR SİSTEM

Yargı / adalet ile ilgili tartışmalar, eleştiriler muhataplarınca hoş görülmemektedir. Tartışma ve eleştiriler karşısında yargı makamları olağanüstü alınganlık göstermektedir. Halbuki tartışmanın olmadığı yerde, eleştirinin olmadığı yerde gelişme olmaz, terakki olmaz.

Yargı sistemi tartışma ve eleştirilerden alınmak yerine gerekli dersleri alabilse-ydi; daha güvenilir bir konuma gelebilirdi.

Yargı sisteminin düşünce ve düşünce açıklamalarından rahatsız olması, düşündürücüdür.  

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (AİHM, yeni adı ile Avrupa İnsan Hakları Divanı)'nin kararlarına göre;

Yargı mensupları eleştirilebilir (De Haes ve Gijsels/Belçika Davası),

Taraflı düşünce açıklanabilir (Okçuoğlu/Türkiye, Erdoğdu/Türkiye Davaları).

Düşünceler sert bir üslupla açıklanabilir (Ceylan/Türkiye Davası)

Saldırgan ifadeler kullanılabilir (Şener/Türkiye Davası)

Fikirler düşmanca bir üslupla kaleme alınabilir (Polat/Türkiye Davası).

KEŞMEKEŞ BİR YARGI / ADALET SİSTEMİ

Türk yargı sistemi maalesef çoklu, hatta çok başlı bir özellik taşımaktadır. Bilindiği üzere tüm dünyada yargı iki ana kola ayrılmaktadır: 1-Adli Yargı, 2-İdari Yargı

Bu iki ana ayrıma rağmen yargı birliği rejimini benimseyen ülkelerde idari yargı, adli yargı bünyesinde uzman şubeler şeklinde faaliyet göstermektedir. Bizim Anayasamız ise esin kaynağı olan Fransa sisteminde olduğu gibi yargı ayrılığı rejimini benimsemiştir. Buna göre her iki yargı kolu birbirinden bağımsız  olarak yerel mahkemeler ve yüksek mahkemeler şeklinde örgütlenmiştir.

Ancak ülkemizde yargı ayrılığı rejimi; hukuk biliminin gerektirdiği bu iki ayrımından ibaret değildir. İlk derece mahkemesi bazında, asker kişilerle ilgili de iki ayrı yargı organı bulunmaktadır. Bunlar asker kişilerin cezai uyuşmazlıklarına bakan Askeri ceza mahkemesi ve yine asker kişilerin idari uyuşmazlıklarına bakan Askeri Yüksek İdare Mahkemesidir. Askeri Ceza Mahkemelerinin kararlarına temyizen bakan bir Askeri Yargıtay mevcut olup, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi tek aşamalı bir mahkeme olduğundan ayrıca Askeri Danıştay bulunmamaktadır. Bu mahkemelerin gerekli olup olmadığı doktrinde tartışmalı olup Anayasal bir sistem olarak hukuk hayatımızın bir gerçeğidir. Bu mahkemelerin gerekli olmadığını savunanların ürettiği veciz bir söz aslında eleştiriyi en can alıcı noktasından yakalamaktadır: ”cüppe rütbeyi örtemez”.

Bunun yanında, yüksek mahkemeler yönünden de çoklu bir ayrım mevcut olup bunları belirtmek gerekirse;

Anayasa Mahkemesi: 1) Kanun, Kanun Hükmünde kararname ve meclis iç tüzüğünün Anayasaya uygunluk denetimini yapar.

2) Siyasi partilerin kapatılması ve mali denetimiyle ilgili kararlar verir.

3) Üst düzey siyasiler hakkında görevlerinden dolayı açılan ceza davalarına Yüce Divan sıfatıyla bakar.

Anayasa Mahkemesi üyelerinin hepsi meslek olarak hakim kökenli olmadığı gibi çoğunluğu hukukçu da değildir. Anayasa Mahkemesi üyeleri arasında hakim hatta hukukçu olmayanların bulunması, daha başta mahkeme olma vasfını ortadan kaldırmaktadır.

Yargıtay: Adli yargının yerel mahkemelerince verilen kararlara temyizen bakar. Ceza ve hukuk dairelerinden oluşmaktadır. Türk yargı sisteminin ana unsuru olup ilçelere kadar örgütlenmiş durumdadır.

Danıştay: 1-Bazı davalara ilk derece mahkemesi olarak ve de idari yargının yerel mahkemelerince verilen kararlara temyizen bakar. 2) İdari daireler vergi daireleri ve danışma ve muhakemat dairesinden oluşur. Toplam  13.Dairesi mevcuttur. 3) 1.daire danışma ve muhakemat dairesidir. Bu daire, yasanın zorunlu kaldığı hallerde bazı yasa tasarısı ve tüzükler hakkında ve de bazı yasa uygulamalarında hükümete ve idarelere görüş bildirir. Danıştay’ın tarihi ve nostaljik görevi de aslında bu dairenin yaptığı görevdir. Çünkü 1868 yılında kurulan Danıştay’ın ilk adı da “Şurayı Devlet” tir. Yani Devletin danışma – istişare organıdır. Bu özelliğini fiilen Cumhuriyetten sonra da korumuştur. Özellikle 1982’ de yerel idari yargı mahkemeleri kurulduktan sonra gerçek yüksek mahkeme kimliğine kavuşmuştur.

1. Dairenin diğer görevi ise, bazı üst düzey bürokratların yargılanabilmesi için kurumlarınca verilen yargılanma ya da yargılanmama kararlarına itirazen bakmaktadır. Daha alt düzey memurlarla ilgili olarak bu görevi Bölge İdare Mahkemeleri yapmaktadır. Bu yetki de hukuk doktirininde tartışmalıdır.

4)Danıştayın, 2-5-6-8-10-11-12 ve 13. daireleri  idari dava dairesi olup, 3-4-7-9. daireler vergi dava dairesidir.

Danıştay ve yerel idari mahkemelerin  üyelerinin hepsi meslek olarak hakim kökenli olmadığı gibi çoğunluğu hukukçu da değildir. Danıştay ve idari mahkemelerin üyeleri arasında hakim hatta hukukçu olmayanların bulunması, daha başta mahkeme olma vasfını ortadan kaldırmaktadır.

Sayıştay: Yargının içinde mi-dışında mı  olduğu tartışmalı bir kurumdur. Tekli bir yapıya sahip olup, TBMM adına kamu kurumlarının harcamalarını denetleyip hükme bağlar.

Uyuşmazlık Mahkemesi: Adli,  idari ve  Askeri Yargı yerleri arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını hükme bağlar. Kararları mahkemeler için bağlayıcıdır.

Askeri Yargı: Asker kişilerin görevleri ile ilgili idari ve cezai ihtilaflarına bakmak üzere kurulmuş olup, gerekliliği tartışma konusudur. Askeri yargı, Askeri Mahkemeler ile Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nden oluşur.

Adli ve idari yargı hakim ve savcıları 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’na,

Anayasa Mahkemesi başkan ve üyeleri 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’a,

Yargıtay başkan ve üyeleri  2797 sayılı Yargıtay Kanunu’na,

Danıştay başkan ve üyeleri 2575 sayılı Danıştay Kanunu’na,

Askeri hakimler ve savcılar 357 sayılı Askeri Hakimler ve Savcılar Kanunu’na,

Askeri Yargıtay başkan ve üyeleri 1600 sayılı Askeri Yargıtay Kanunu’na,

Askeri Yüksek İdare Mahkemesi başkan ve üyeleri 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’na, tabidir.

Bu kişilerin nitelikleri, atanmaları, hak ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri veya kişisel suçlarından dolayı soruşturma yapılması ve yargılamalarına karar verilmesi, meslekten çıkarılmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri, meslek içi eğitimlerini ve diğer özlük işleri, bağlı bulundukları kanun hükümlerine göredir.

* Yargıdaki çok başlılık “yargı bürokrasisi”nin de kaynağını oluşturmaktadır.

* Yargıdaki çok başlılık “yargı kastının” kaynağını oluşturmaktadır (yüksek hakimler sınıfı).

MEVZUATI İHLAL EDEN BİR YARGI SİSTEMİ

Modern devlette yasama, yürütme ve yargı erkleri birbirinden ayrılmıştır. Kuvvetler ayrımı, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği olup, üstünlük ancak Anayasa ve kanunlardadır.  Demokratik hukuk devletinde, erklerin ve/veya bütün kurumların görev ve yetkileri anayasa ve kanunlarda açıkça tespit edilmiştir.

Buna rağmen; Anayasa Mahkemesi ile Danıştay, yetkisini aşarak kararlar alabilmektedir. 

  • Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez (Anayasa 153. md).
  • Danıştay, idarenin yerine geçerek karar alamaz (Anayasa 155. md). 

Yargı Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı

Hukukun asıl amacı adaletin sağlanmasıdır. Adaletin tarafsızca bütün bireylere eşit olarak dağıtılması devletin en  önemli görevlerinden birisidir. Adaletin eşit olarak dağıtılması için hakimlerin her türlü etkiden uzak bağımsız olması gerekir. Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı, adalet için vazgeçilmez ön şarttır.

Genel olarak adil yargılanmanın gerçekleşmesinde şu üç şartın birlikte varlığına ihtiyaç vardır:

a. Bağımsız ve tarafsız yargı.

b. Adil hukuk kuralları.

c. Toplumda “adalete saygı” bilinci.

Bağımsızlık, yaptığı görev ve taşıdığı kimlik dolayısıyla başkalarından gelebilecek her türlü zorlayıcı veya yönlendirici etkilere karşı hakimin yasa hü­kümleriyle korunması şeklinde tanımlanabilir. bağımsızlığı; kararlarını verirken hür olmaları, hiç bir dış baskı ve tesir altında bulunmamaları demektir. Baskı yapılması kadar, yapılabilmesi ihtimalide hakimlerin bağımsızlığını zedeler. Başka bir ifadeyle, yargı bağımsızlığı; kararlarını verirken hür olmaları, hiç bir dış baskı ve tesir altında bulunmamaları demektir. Baskı yapılması kadar, yapılabilmesi ihtimalide hakimlerin bağımsızlığını zedeler. Yargının, hakimin bağımsızlığı bir “kast” ayrıcalığı değildir. Hakimin hukuk adına karar verirken yansızlığını sağlamak içindir. Toplum, insan yararı içindir.

Tarafsızlık ise, hakimin görevini yerine getirirken, taraflara karşı adil ve eşit davranması, haksız olarak taraflardan biri yararına veya zararına tavır almaması, yasalara ve maddi olaya uygun olarak vicdani kanaatine göre karar vermesi demektir.

Konu ile ilgili düzenlemeler Anayasa’nın ilgili maddeleri ile 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nda, 2461 sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Kanunu’nda ve diğer mevzuatta mevcuttur.

Anayasa’da ya da kanunlarda öngörülen düzenlemelere rağmen, pratikte yargı bağımsız ve tarafsız değildir, hiçbir zaman da olmamıştır.   

Başına bir iş gelmeden terfi edebilmek adına yargı mensupları rahip-rahibe hayatına mahkum edilmiş, toplumla bağlarını kopmak zorunda bırakılmıştır.

Kararlarına karşı yargı yolu kapalı olan HSYK’nın mevcudiyeti,

Yargı kurumlarının çok başlılığının getirdiği ayrıcalıklar,

Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığını olumsuz etkilemektedir.

  • Yargı tarafsız ve bağımsız değildir. Hiçbir zaman da tarafsız ve bağımsız olmamıştır.

YARGI / ADALET VE SİYASET / İDEOLOJİ

Zaman zaman yargının siyasallaştığından dem vurulur. Aslolan adalet dağıtacak bir mekanizmanın her türlü siyaset ve ideolojilerin dışında olmasıdır.

Ancak yargıyı diğer kurumlardan toplumsal gerçeklerden tamamen soyutlamak mümkün değildir. Zira yargı “bu ülkenin yargısı”dır. Türkiye’nin siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel ve tarihsel olguları / gerçekleri yargıyı da az veya çok etkileyecektir / etkilemiştir.

İdari, askeri bürokrasiyi etkileyen faktörler yargıyı da etkilemiştir. İdari, askeri ve/veya yargısal bürokrasiye hakim olanlar “devlet benim” diyenlerdir. Yine bu anlayış, kendinden farklı düşünen(ler)e hayat hakkı tanımayan, milli iradeyi de pek önemsemeyen bir anlayıştır.

Türk yargı / adalet sistemi, geçmişin İttihat ve Terakki-ci, Milli Şef-çi özelliklerini halen taşımaktadır.

  • Yargı yeni siyasallaşmış değildir, oldum olası siyasal / ideolojik nitelikler taşımaktadır.

Diğer yandan; iş başına gelen hükümetler yargıyı lalettayn (sıradan) bir kamu kurumu olarak görmüş, yargıyı ciddiye almamış, yargının sorunlarını çözmek istememişlerdir. Öyle ki hükümet pazarlıklarında Adalet Bakanlığı pek rağbet görmemiş, bunun yerine bayındırlık, ulaştırma, maliye gibi nemalı bakanlıklar daha çok rağbet görmüştür. Özellikle çok partili hayatın başladığı 1950’li yıllardan bu yana, iş başına gelen hükümetler sağ-muhafazakar hükümetler olmuş, sol ara rejimler döneminde ve kısa süreli koalisyonlarla hükümet koltuğuna sahip olabilmiştir. Buna rağmen yargıda sol – mezhepçi unsurlar hakim olmuştur.

  • Yargı / adalet belli bir politik görüşün ve mezhebin kontrolündedir.       

“OBJEKTİF KRİTERLERE” BAĞLI OLMAYAN BİR MESLEK: HAKİM / SAVCILIK 

Hakimlik – savcılık sınavlarından, tayin ve terfilere, disiplin soruşturmalarına kadar tüm özlük işleri yürürlükteki kanunlara göre olmalıdır.

Ancak gerçekler hiç te öyle değildir.

Hakimlik – savcılık sınavlarında, bir dönem İmam Hatip Lisesi mezunlarının alınmadığı, bazı bakanların “5000 tane hakim-savcı aldık. Kendi adamlarımızı değil de, falanları mı alsaydık” beyanları tüm kamuoyunun malumlarıdır.

Hakimlik - savcılık sınavlarında alınan not değil “mülakat” önemlidir. Kuvvetli referansları olmayanların mesleğe gir(e)bilmeleri tamamen bir şanstır.

Mesleğe girmekle sıkıntılar aşılmış da olmuyor. Hakim – savcının ve aile fertlerinin yaşam tarzı, kılık-kıyafeti, saç ve bıyık şekli, okuduğu gazete, merhabalaştığı insanlar, mülki idare ile asker ve polisle ilişkileri… ve başkaca pek çok kriter tayin ve terfide önemlidir.

Ömründe Kayseri’nin doğusunda görev yapmayan yargı mensupları yanında 2 – 3 tayin aynı coğrafi bölgede görev yapan kişilerin varlığı bilinmektedir.    

Egemen politik – mezhepçi anlayışa uygun olmayan / uygun olmadığı kabul edilen hakim ve savcıların; disiplin soruşturmaları sonucunda ya “birinci sınıfa ayrılması” engelleniyor ya da safra olarak meslekten atılıyor.

YARGI / ADALET VE “ÖN YARGI”

Yargı / adalet ve ön yargı asla bir araya gelemeyecek / gelmemesi gereken 2 kavram.  Ön yargının olduğu yerde adil yargı, dürüst yargı olmaz,  adalet olmaz. Hakim – savcı önüne gelen dosyada iddiaların doğru olup – olmadığını araştıracak ve sonuçta edindiği kanaate ve kanuna göre karar verecektir. Hakim – savcının görevi maddi gerçeği ortaya çıkarmak ve dosya münderacatından edindiği kanaate ve kanuna göre karar verecektir. Nihai hedefi adaleti tesis etmektir. Hakim – savcının asli işi budur. İddiaların vehameti, zanlının ya da mağdurun sosyal, sınıfsal, etnik özellikleri hakim – savcıyı hiç ilgilendirmez. 

Maalesef ülkemizde yargı teşkilatımızda ve hakim – savcılarımızda ön yargı son derece yaygındır. Örneğin; ceza kovuşturmasında zanlıya bağıran, çağıran, hatta hakaret eden, tokatlayan hakim – savcılarımız az da değildir. O zanlının yerinde Siz olsanız, o hakim – savcının bağımsız olduğuna, tarafsız olduğuna, adil olduğuna inanabilir misiniz?... Ön yargı özellikle siyasi davalarda yadırganmayan bir durumdur. Siyasi olaylarda hakim – savcılar, görevlerini unutup polis – jandarma – mağdur pozunu alabiliyorlar. Hakim – savcı devletin değil hukukun tarafında olmalıdır, devleti değil adaleti korumalıdır.    

“TÜRK MİLLETİ”NİN OLMADIĞI BİR YARGI / ADALET

Anayasa’nın 9’uncu maddesi ile “yargı yetkisinin, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağını” hüküm altına almıştır.

Bu madde tamamen bir safsatadır; realiteye uymamaktadır. Zira “Türk Milleti” karar sürecine hiçbir suretle dahil edilmemektedir:

  • Yargı kararlarında “Türk Milleti”nin yeri yoktur.

SONUÇ

Adalet, ancak bağımsız ve tarafsız, her türlü politik ve ideolojik kaygılardan arınmış bir yargı sistemi ile mümkündür. Yılların birikimi olan sorunların / tortuların, kısa vadede / bir anda temizlenebilmesi mümkün değildir.

Yeter ki, bu yönde toplumsal ve siyasal bilinç oluşsun….

 

İnsan haklarına saygılı, hukukun üstünlüğüne dayanan, adil bir ülkede yaşamak dileğiyle….

samigoren@gmail.com

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim