Türkiye ve komşuları

18.12.2008 02:51

Hazım Mübidan

Bir gözlemci, Türkiye'nin komşu ülkelere yönelik politikalarındaki köklü değişimleri kolaylıkla gözlemleyebilir. Zira bu ülke, Batı dünyası ile Ortadoğu bölgesini birbirine bağlayan ilişkilerde etkili, faal ve ortak bir unsur olmak için 'Türkiye'nin Doğu ile Batı arasında bir köprüden ibaret olduğu' söylemini reddetmektedir.

Ayrıca kendisini hem Müslüman hem Batı'ya ait gören böyle bir ülkenin büyüklüğüne uygun şekilde bölgede iyi komşuluk ilişkileri ve bütün bölge ülkeleriyle anlayış içinde olumlu rol almaya çalışmaktadır. Ayrıca iktidar partisi AK Parti ayrılıkçı taleplerinden ödün veren ve kendilerine dillerini kullanma, kendi dillerinde eğitim ve öğrenime izin verilmesi ve kültürlerinin silinmemesi yönündeki talepler üzerinde duran Kürt isyancılar sorununa çözüm bulmaya çalışıyor.

Burada Türk rolünün Amerikan politikalarından dahi bağımsız olmasıyla belirginleştiğini gözlemleyebiliriz. Oysa Washington, Türk topraklarını 2003'te Irak'a yönelik Amerikan askerî operasyonunda kullandırmayı reddeden Ankara'nın en güvenilir ve büyük müttefiki olarak görülmektedir. Bu ret, kendisine pahalıya mal olmadı. Suriye ve İsrail'le dengeli ilişkiler kuruyor. Bu durum kendisinin taraflar arasında nezih arabuluculuk rolüne soyunmasına izin veriyor. Ayrıca Irak'la ilişkileri Kuzey Irak dağlarını kale olarak kullanan PKK savaşçılarının yakalanması sorunu da olmasa gayet doğal görülüyor. Türkiye ayrıca Türk ordusunun isyancıları desteklemekle suçlamasına rağmen Kuzey Irak'taki Kürt özerk yönetim bölgesiyle dengeli ilişkiler için çalışıyor. Bazıları Türkiye ile büyük komşusu İran arasındaki mezhep farklılığının iki ülke ilişkilerini gerginliğe götüreceğini düşünse de şu ana kadar Türk politikasının bir mezhebe aitlikten uzak olduğu gayet açık. Türkiye böylelikle bu siyasetin anlamını bilen ve kabul eden İran'la dengeli ilişkileri muhafaza ediyor.

Türkiye, aydınlıkçı ve Osmanlı devletinin kavramlarına kapanmayan İslamcı partisi hükümeti gölgesinde bölgedeki varlığı, oradaki gelişmelerden etkilenmesi, ihmal edilemez ekonomik çıkarları ve belirli bir tarafı tutmadığı için bütün kesimlerce kabul edilmesi gereği rolünü ve kimliğini kaybetmeksizin Batı'ya ait olmaya çalışıyor. Batı dünyası Türkiye'nin bu konumunu anlıyor ve olumlu şekilde bir ilişki kuruyorsa Arap ülkelerine düşen Ankara'ya sadece Batı'ya geçiş köprüsü olarak değil, iki taraf arasındaki güvenilir ortak olarak dikkat çekmeleridir. Türkiye'nin herkes için yapıcı ve faydalı olumlu roller oynaması mümkün.

Türk politikası, daha fazla anlama girişimini ve Türkleştirme politikaları gibi bazı noktalarda olumsuzluklar olsa da Arap dünyasına kendisini bağlayan tarihî ilişkilerin boyutuyla uygun olumlu bakış açısını hak ediyor. Şayet Arap dünyası İsrail'le çekişme dönemini bu çekişme netleşmeden önce unutmaya hazırsa Osmanlılarla ilişkilerin olumsuz yönlerini Türk hükümetinin çabasını verdiği, bütün komşu ülkeler ve dünya ile geliştirmeye çalıştığı olumlu ilişkiler için aşması daha evladır. Bu eğilimin meyvesini koparmayı en fazla hak edenler olduğumuzun bilincine varmalıyız.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim