Suriye'de askeri pervasızlığı engelleme sorumluluğu

11.04.2012 00:11

Joost Lagendijk

Bu yazıyı yazdığım saatlerde Kofi Annan'ın kotardığı Suriye ateşkes anlaşması işlemeyecek gibi görünüyor.

Baştan beri birçokları Esed'in ağır silahlarını ve birliklerini salı günü yerleşim yerlerinden çekmeye başlama sözünden kuşku duyuyordu; planın kilit unsurlarından biriydi bu. Birçok insan da Suriye yönetiminin BM'nin verdiği son tarihe uymayı, sadece isyanı kanla bastırma çabasına devam edebilmek için zaman kazanmak amacıyla kabul ettiğini hesaplıyordu. Esed'in isyancı gruplardan ısrarla, silahları ilk olarak indireceklerine dair yazılı güvence istediği (isyancılar bunu kesin bir dille reddetti) hafta sonunun ardından durum daha da umutsuz görünmeye başladı.

Bundan sonra ne olacak? Türkiye Dışişleri Bakan Yardımcısı Naci Koru açık sözlülükle Annan planının kadük olduğunu ve bittiğini açıkladı. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da Çin ziyaretini yarıda kesip sonraki adımları hazırlamak üzere Ankara'ya döndü. Zaman gazetesinin haberinde duyurduğu gibi, bu adımlar Türkiye'nin Suriye'ye askeri harekatını da içeriyor olabilir mi? Ankara gerçekten de Rusya ve Çin'in katliamı durdurmak için bir tür askeri misyona yetki verecek yeni bir BM tasarısına direnmekten vazgeçeceklerini mi umuyor? Ve eğer bu gerçekleşirse, Türkiye Suriye ile ikili anlaşmalardaki belli maddelere dayanıp, Suriye destekli PKK terörizmi tehdidini dizginlemek üzere Suriye topraklarındaki silahlı bir müdahaleyi meşrulaştıracak mı?

Bazı analistler ise Rusya ve Çin'in her tür müdahaleye itiraz etmeyi sürdüreceğini düşünüyor ve Türkiye'nin nihayetinde tek başına harekete geçmeye niyet etmesini pek inanılır bulmuyor. Bu kesim çok daha mütevazı bir senaryo üzerinde duruyor: ABD ve Avrupa meselenin liderliğini üstlenmeleri konusunda Türkiye ve Arap Birliği'ni sıkıştırmayı sürdürecek (her iki taraf da buna askeri müdahaleyle değil, yeni bir diplomatik atakla karşılık verecek), BM yaptırım gücü olmayan yeni bir plan ortaya koyacak ve Esed rejimi de Rusya'dan yeterince baskı gördüğü takdirde kısa ateşkesler gibi bazı taleplere razı olacak. Bu arada öldürmeler sürüp gidecek.

Kuşkucular haklıysa ve kısa süre içinde hiçbir şey olmazsa, askeri müdahale çağrıları olsa olsa daha da artacaktır. Türkiye'de ve başka yerlerde, güvenli bölgeler ve insani yardım koridorları oluşturmak için silahlı eyleme geçilmesini veya Esed'in birliklerinin bombalanmasını destekleyen birçokları bu isteklerini, BM Genel Kurulu'nun 2005'te oybirliği ile desteklediği Koruma Sorumluluğu (R2P) denen doktrine dayandırıyor. Bu ilkelere göre, barışçı yolların yetmediği görüldüğünde, mezalimleri durdurmak için askeri harekat seçeneği düşünülmeli. 2011'de Libya'da, ben de dahil birçok insan, Bingazi'de katliam tehlikesinin bertaraf edilmesi için R2P kavramının hayata geçirilmesini destekledi. Fakat Suriye meselesi son on yılda R2P tartışmasından doğan kriterlere uyuyor mu?

Kanada'nın Ottawa Üniversitesi'nde uluslararası ilişkiler profesörü olan Roland Paris, R2P ile ilgili son makalesinde son derece münasip bir tez ortaya attı. Paris'e göre, R2P'nin odağındaki önemli, sağduyulu bir uyarı, doktrinin hem yandaşları hem karşıtları tarafından sık sık unutuluyordu: "R2P askeri müdahale için otomatik bir müsaade değildir. Üzerinde düşünülen her silahlı eylem haklı, zaruri, oranlı olmalı - ve şerden çok hayra vesile olacağı görülmelidir." R2P doktrininin baş mimarlarından, eski Avustralya Dışişleri Bakanı Gareth Evans da geçenlerde aynı noktayı vurguladı. Evans'ın "Suriyelileri Kurtarmak" adlı, tümüyle katıldığım makalesinden bir alıntı yapmak isterim: "Suriye'de militarizasyonun daha da ileri gitmesi halihazırda ülke dahilinde kalan bir iç savaşı, can kaybının çok daha büyük ölçekte olacağı topyekün bir savaşa dönüştürme riski taşıyor. Suriye ordusu ve hükümet destekli milisler güçlü ve sıkı direneceklerdir. Suriye'deki mezhepsel ayrımlar derin ve muhalefetin uyumuna veya demokratik ve insan haklarıyla ilgili referanslarına pek az uluslararası güven söz konusu. Suriye'deki çatışma bütün bölgeyi tetikleyebilir. (...) Tüm askeri seçeneklerin ters tepecek gibi göründüğü bir ortamda, Suriye'nin topyekün kaosa sürüklenmesini önlemek için tek şans, Annan'ın siyasi arabuluculuğu. Bu çabanın dile getirilmeyen önermesi şu: rejim dahilinde, rota değiştirmek için yeterince üst düzey yetkili ikna edilebilir, en çok anlaşmazlık yaratan şahsiyetlerin güvenle ülkeden ayrılması sağlanabilir ve böylece istikrarın tesis edileceği ve reformun başlayacağı bir ortam yaratılabilir.

Fakat bunun olması için Rusya'nın nüfuzunu bugüne kadar olduğundan çok daha yapıcı şekilde kullanması gerekiyor. Suriye halkı açısından kabul etmesi kolay bir ilerleme sayılmaz, fakat ne yazık ki şu an başka çare görünmüyor."

Velhasıl her iki R2P destekçisinin mesajı gayet açık: R2P aynı zamanda askeri pervasızlığı da önleme sorumluluğu anlamına geliyor.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim