Politika Mı Kazan Kaybet Oyunu Mu?

22.12.2009 03:43

Nevzat Tarhan

Politika yarışında başarı, adil dövüşebilme dengesini sağlayarak sonuç almak mümkün mü? Siyaset felsefecileri bu soruyu hep tartışmışlardır. Motivasyonu kendi ego doyumu olan ile motivasyonu toplumsal fayda olanın ayırımını yapmak gerekli ama kolay değil.

Güç ve iktidarın sarhoş ettiğini biliyoruz. Sarhoşlar sağlıklı düşünemezler ve doğru karar veremezler. Kişileri, fikirleri ve olayları ayrı ayrı sorgulamak siyasi iradenin en zorlandığı şeyler olmuştur. Geleceği gören ve doğru karar veren siyasi kadroların arkalarında iyi bir siyaset felsefecisi desteği olmalıdır.

Seçim süreci başladı. Yakında Cumhurbaşkanlığı seçimi var daha sonra millet temsilcilerini seçecek. Ülke yararı ve kendi yararı arasında dengeyi kurmak hem seçmen hem seçilen için önemli ve gereklidir.

Siyasi yarışta kazananlar sarhoş olma, kaybedenlerin de hayal kırıklığı ile düzen bozucu olma riskleri vardır. Her ikisi de zarar verici tutumlardır.

Kaybedenlerin ruh hali ve gerçek liderlik

Bir grup kendini vazgeçilmez görür, reddedildiğinde kusuru kendinde değil başkalarında arar. Narsisistik özellikteki bu kişiler “Benim kıymetimi anlamadılar, adamların seviyesi bu” diyecekler.

Bir grup küskünleri oynayacak pasif direniş yaparak kendini engelleyenlerin başarısızlığı için gizli gizli çalışacak.

Bir grup kendini idealize ettiği için mücadelelerine devam eder. Kendisini engelleyenlerin kusurlarını ortaya çıkararak açıktan saldırganlaşır.

Oportünist olanlar “Politikanın ahlak kuralları ile özel hayatın ahlak kuralları farklıdır” diyerek amaca ulaşmak için her yolu deneyecek.

Çok az kimse yüksek ideal için şahsi çıkarını terk edip, kaybettiği halde çizgisine devam eder. Ben değil biz diyen kimselerin çoğunlukta olduğu politik grubun başarı şansı yüksek olur.

İşte gerçek lider partisinde “biz bilinci” oluşturur. Karar vermez, karar verdirir. Hata yapanlara küsmez. Ameliyat yapmaz, koruyucu hekimlik yapar. Taktiği düşünmez stratejisi düşünür. Savaşmaz kendisini sevdirir. İnisiyatif almaz, inisiyatif verir. Övünmez başarılı kişileri alkışlar. Patron gibi davranmaz ortak gibi davranır. Liderliğini her zaman değil gerektiğinde hissettirir. Gol atmaz, gol attırır.

Eğer bir partinin lideri böyle ise seçim küskünlerini en aza indirir.

POLİTİK YALANCILIK

“İşime yarayacağı zaman yalan söyleyebilirim” düşüncesinin açık sözlülük kabul edildiği bir toplumda politika üretenlerin yalanı kullanmalarına sık rastlanılır.

Dürüstlük Doğuştan mıdır?

Gerçekte dürüstlük yaratılıştan değildir. En çok yalan söyleyen varlık çocuktur. Takdir edilmek, ilgi, şefkat için, suçu saklamak için, cezadan kurtulmak için, öç almak için, eleştiriden kaçmak için, olduğu gibi değil büyüklerin istediği gibi görünmek için çocuklar hep yalan söyleme eğilimindedirler. Çünkü yalan çocukların tek korunma silahı gibidir. Eğitim sürecinde çocuk yalandan değil dürüstlükten menfaat elde edileceğini öğrenirse yalan azalır, dürüstlük artar.

Yalan: Bencil birtakım sonuçlar elde etmek için bilerek ve isteyerek karşısındakini aldatmak olarak tanımlanır.

Açık samimi olmak, ikiyüzlü olmamak, doğruyu söylemek, başkalarını aldatmamak, başkalarını hakkına saygı duymak gibi özellikler eğitimle kazanılır. Yalancılık her çocuğun geçtiği bir süreçtir.

Çocuk büyüyüp gerçeklik duygusu geliştikçe yalanın teşvik edilmediği bir ortamda büyüyorsa dürüst olacaktır.

Kısa Yoldan Zengin Olmak

Kapitale dayalı sistemlerde güç ve para kutsal değer oldu. İnsanlar kısa yoldan zengin olmak, arzularını karşılamak, canının istediği gibi yaşamaya özendirildi. Güç ve paraya ulaşmak için zor ve zahmetli olan fedakarlık gereken dürüstlük prim yapmamaya başladı. Yalanın prim yaptığı ilkeli davranmanın gereksiz, saflık olarak algılandığı toplumlarda yöneticilerin de böyle davranması doğal bir sonuç gibi gözüküyor.

Hayatının her safhasını yalan söylemeden anlatabilecek kişiler yönetime talip olmamaya başlarlarsa; o sistem için tehlike işaretleri başladığı söylenebilir. Herkesin dürüst olması gerektiği halde dürüstlüğün artık meziyet olarak algılandığı bir toplumda politikacıların kişilikleri çok önem kazanır.

Baştakini Dürüst Görmek

Doğu toplumlarının bir özelliği vardır. Kendisi yalancı da olsa kendisini yönetenleri dürüst görmek ister. Bu faydalanılması gereken bir özelliktir. Açık ve dürüst politika üreten siyasetçi birden halkın sevgilisi olur. Eğer model olmaya devam ederse, bizim gibi lider tipi toplumlarda toplumsal düzelme daha da hızlanacaktır.

Yalan üzerine dönen politika toplumda güven duygusunu zayıflatacaktır. İnsanları birbirine bağlayan en önemli bağ olan güvenin zayıflaması toplumsal barış ve mutluluğun zayıflaması sonucunu doğurur.

Gaye Vasıtayı Meşru Kılar mı?

Politika yaparak menfaat sağlayan insanlar Machiavelli’nin bu tezini çok severler. Birbirlerine Machiavelli’nin Hükümdar kitabını tavsiye ederler, siyaset biliminin kurucusu gibi unvanlarla övgüyle çalışırlar.

“Devletin çıkarı uğruna her şey mubahtır, devlet hayatı ile özel hayatın ahlak ölçüleri birbirinden farklıdır” şeklinde özetlenecek ana fikirde ilginç öngörüler vardır.

1. Nasıl yaşayacaklarını bilmeyen insanları şiddet kullanarak eğitmek gerekir.

2. Hükümdar şahsı için değil halkın iyiliği için zor kullanabilir.

3. Kalabalıklar karakter bakımından kaypaktır, zor kullanarak inandırılmalıdır.

4. Faydalı işler azar azar yapılmalı, halk bunların daha çok farkına varsın.

5. Zalimlik bir hükümdarın tebasını birlik halinde, itaatkar tutabilmek için kullanacağı bir silahtır.

6. Hükümdarın şiddeti fertlere zarar verir, gereksiz yumuşaklığı devlete zarar verir.

7. Kuvvet ve hile yoluyla galip gelmek, saygı ve itaat uyandırmak gerekir. Dürüstlük övgüye değerdir, fakat siyasi iktidarın muhafazası için hile, ikiyüzlülük, yalan yere yemin etmek zorunluluktur.

8. Bir politikacı aldanmaya istekli enayiler bulmakta hiç güçlük çekmez.

9. Bir politikacı sözünde durmamayı açıklayacak makul bir sebep her zaman bulur.

10. Sizin nasıl göründüğünüzü herkes görür, ama nasıl olduğunuzu pek az kişi bilir.

11. Halk bir hükümdardan nefret ederse şatonun kalın duvarları onu kurtaramaz. Kendisini nasıl göstereceğini iyi bilmelidir. Nasıl olduğu değil kendisini nasıl gösterdiği önemlidir.

12. Fırsatlar, talih; kadın gibidir, kendisine mahcup şekilde yaklaşandan çok sert muamele edenden hoşlanır. Yırtıcı, vicdanı zayıf gençlere daha çok itaat eder. Bunun için atılganlık tedbirlilikten daha iyidir.

13. Olması gereken değil olanı ele alıyorum. Nutuklar kitabında olması gerekeni Hükümdar kitabında olanı ele aldım

14. Halka güvenmek kum üzerine bina yapmak gibidir. (Daha sonra bu görünümü değiştirip Monarşiye karşı cumhuriyetçiliği savunmuştur.)

Halka güvenmeyen politikacıların ayakta kalmak için yalan ve ikiyüzlülüğü kullanmaları günümüzün gerçeğidir.

İlkel toplumlar itaat kültürü ortamında yönetildiler. Hür toplumlar demokrasi kültüründe yönetiliyorlar. Demokrasinin bir değer ve kültür olarak benimsendiği toplumlarda halka ve halkın kararına güvenmek gerekiyor.

Halkın sevgisi ve güveni olmadan hiçbir yönetici kendini emniyette hissedemez. Yalan politikalar veya baskıcı yöntemlerle anlık çözümler elde edebilir, fakat halkın sevgi ve güveni kazanılmıyorsa uzun vadede sistem çökecektir. Sovyetler Birliği buna canlı bir örnektir. Halkın sevgi ve güvenini kazanmak halk dalkavukluğu değil akıl ve bilimin gereğidir.

Despotizmde korku duygusu uyandırılarak toplum yönetilir. Demokraside sevgi ve güven duygusu uyandırılarak toplum yönetilir.

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim