Liberalizm: Ali Bulaç'a bir cevap

01.11.2009 00:08

Hasan Yücel Başdemir

Geçtiğimiz haftalarda Ali Bulaç, liberalizmi eleştiren yazılar yazdı. Bu yazıların her biri tartışmaya açık birçok iddiayı içinde barındırmaktadır. İlk yazının konusu, liberalizmin dayandığı bilimsel temeller, mekanik evren algısı, çelişkileri, dinle ilişkisi, İslam karşısındaki acziyeti gibi konulardı.

Liberalizmin bu tür bakış açıları ile eleştirilmeye ihtiyacı vardır. Eleştiriye açık olmayan düşünceler kendilerini geliştiremezler, insaf ve hakkaniyet çıtasını kaybedebilirler. Fakat Bulaç'ın yazısında dikkat çektiği ve eleştirdiği şeylerin hiçbirinin liberalizme ait olmaması ilginç. Sahip olmadığı düşüncelerden dolayı bir akım nasıl eleştirilir? Özellikle "Liberalizm" başlıklı ilk yazıda yer alan liberalizmle ve İslam düşüncesi ile ilgili bilgi hataları, diğer yazılarda derin karmaşalara yol açmıştır.

Liberalizm, düşünsel temellerini Newton mekaniğinden ve Kartezyen determinizminden almaz. Newton'dan mülhem Kartezyenizm, dünyayı birbirine indirgenemeyen iki cevhere (madde ve ruh) dayandırır ve insanî faaliyetleri, ruhun özelliği olan düşüncenin ürünleri görür. Mekanizmin hâkim olduğu alan maddî dünyadır. Bu düşünceyi daha sonra toplumsal mekanizme dönüştürenler, Fransız materyalistleridir. Liberallerin Fransız materyalistlerini hiç tasvip etmediğini konuyla az çok ilgisi olanlar bilir. Onlar, Fransız aydınlanmasına karşı İskoç aydınlanmasını temel alırlar.

Liberalizm mekanik toplum görüşünü şiddetle reddeder. Mesela Hayek'in Hukuk Yasama ve Özgürlük: Kurallar ve Düzen adlı kitabının ilk kısımları Kartezyen rasyonalizme, bilimperest politikaya ve sosyal Darwinizme ciddi eleştirilerden oluşur. Bu nedenle Bulaç'ın hem Newton okuması hem de bu düşünceyi liberalizme atfetmesi hatalıdır. Bu hatalı yaklaşım, yazılarda başka birçok yanlışın yolunu açmıştır. Yazarın liberalizmin rölativist bir düşünce olduğu şeklinde başka bir şüphesi daha vardır. O, liberalizme atfettiği bu şüphenin pozitivist, mekanik evren düşüncesiyle uyuşmadığını fark etmiş ve zihninde oluşan bu çelişkiyi liberalizme yüklemiştir. Fikrî rölativizm, düşünce ve değerlerin ilişkilere göre değişmesi anlamına gelir ve bu nedenle evrende mutlak doğru diye bir şeyin olamayacağını ileri sürer. Liberalizm, bireysel farklılıkları kabul ediyor olması açısından rölativizm görüntüsü verebilir. Ancak bu onun hedefi değildir. İsaiah Berlin "İdeal Arayışı Üzerine" makalesinde bunu, rölativizmden ziyade farklı amaçlara sahip bireylerin oluşturduğu çoğulcu bir toplum olarak tasvir eder.

Bulaç'ın iddiaları birçok bilgi hatasını ve mantıksal çelişkiyi içinde barındırmaktadır. Bunların hepsini burada ele almak mümkün olmadığından genel hatalara yönelmek daha doğru olacaktır. Liberalizmin dinle ilişkisi ve İslam karşısında "acziyeti", yine bazı zihinsel vehimlere dayandırılmıştır. İlk iki yazıda İslam ve liberalizm birbirinin alternatifi düşünceler gibi sunulmuş, liberalizm dinselleştirilmiş İslam ideolojileştirilmiştir. Din, inananların iyi hayat biçimlerini ifade eder. Liberalizmin bu konuda söyleyeceği hiçbir şey yoktur. Liberalizm, bireylerin kendi iyi hayat biçimlerini yaşayabilecekleri politik bir yapı oluşturma çabasıdır. Liberalizm bireylerin dünya görüşlerine rakip, ideal, kuşatıcı bir dünya görüşü ortaya koyma ve bireyleri buna göre dizayn etme şeklinde bir iddia taşımaz. Bu nedenle birçok liberal, liberalizmin tam bir ideoloji olarak tanımlanamayacağını, ucu açık bir ideoloji olarak görülebileceğini ileri sürer. Liberalizmin en temel talebi, ekonomik ve politik özgürlüktür. Bu anlayış, doğa ya da Tanrı karşısında insanoğlunun imkân ve kabiliyetlerini sorgulayan metafizik özgürlüğün tamamen dışındadır. Özellikle ikinci yazıda politik özgürlükle metafizik özgürlük aynı tartışmanın konusu yapılmıştır.

Liberalizme rakip olarak ortaya konulan dinî görüşler (örneğin ruhun menşei, ilahî sünnetler olarak ifade edilen kevnî konular) İslam'ın imana, ibadete ve kulluğa taalluk eden konuları değildir. Bu konularda Kelam, Tasavvuf ve İslam Felsefesi'nde birbirinden çok farklı onlarca görüş vardır. Bunlar sadece Müslümanların değil tüm insanlığın ortak metafizik sorunlarıdır. Müslümanların cevapları, medeniyet algısının sonucu olarak insanlığa sundukları alternatiflerdir. Ancak Ali Bulaç, bu konularda İslam'ın tek bir görüşü varmış ve bunlar da İslam'ın özüne ait taabbudî inanç ve kabullermiş gibi yazmaktadır. Her iki durumda da liberalizmin bu konularda söyleyebileceği bir şey yoktur. Çünkü onun metafizik bir iddiası yoktur. Bu konulardaki bütün görüşler sadece saygıyla karşılanır.

İlk yazı yanlış kurgulara dayandığı için diğer yazılarda hatalar daha da derinleşmiş ve liberalizmin özgürlük anlayışı, metafizik özgürlükle mukayese edilmeye çalışılmıştır. Liberalizmin özgürlük anlayışında, bireylerin kendi inanç ve amaçlarına göre davranırken insanlar tarafından engellenmesinin meşru optimal sınırının ne olduğu sorusunu aşan bir anlam yoktur. O, somut, görünür bir müdahale fikri üzerine inşa edilir. Oysa Bulaç, "Tanrı'dan ve dinden özgür olma" şeklinde liberallerin hiç de hoşnut olmayacakları bir tanımı liberalizme atfetmektedir. Daha büyük bir çelişkisi ise ilk yazısında ilk liberallerin "Tevhitçi" olduğunu söylemesiydi.

Liberalizmi pozitivizm, rölativizm, dindarlık, Tanrı inancı ve dinî düşünce üzerinden tanımlamak ve eleştirmek anlamlı görünmemektedir. Liberalizm, ilk temsilcilerinden bu yana (şu anda Türkiye'de olduğu gibi) farklı dinî inançta insanların savunduğu bir fikir olmuştur. John Locke bir Hıristiyan'dı. Francis Hutcheson, teslise inanan bir Presbiteryen rahibiydi. Öğrencisi David Hume, bir agnostik ateistti. Diğer öğrencisi Adam Smith, dindarlıkla deizm arasında yaşayan bir melankolikti. Yakın zamanda Lord Acton, bir Katolik rahibiydi. Antony Flew, seksen bir yaşına kadar ateist bir liberaldi. Ölmeden önce Yanılmışım: Tanrı Varmış adıyla Türkçe'ye de çevrilen bir kitap da yazdı. Liberalizmi savunmak için dindar ya da ateist olmak gerekmez. Onun metafizik ve dinî iddiaları da yoktur. Bu nedenle yazarın göremediğini iddia ettiği "Liberal Tanrısal düzenin toplumsal izdüşümlerini" aramanın hiçbir anlamı yoktur. Çünkü liberallerin bu türden bir düzen iddiası bulunmamaktadır.

Üçüncü yazı, ilk iki yazıdaki liberalizm algısı üzerine bina edilmiştir. Refahın yayılması konusunda liberallerin gönüllülük fikri yerine sosyalistlerin gelir paylaşımı ve müsadere yöntemi savunulur ve bu zihin yapısını belirleyen sosyalist unsurlar inkâr edilerek bu yaklaşım İslam'a mâl edilir. Liberalizm tam da zayıfların korunmasının devlet eliyle değil dinî inançlar ve diğer bireysel motivasyonlar gibi gönüllülük esasıyla yapılması gerektiğini savunur. Devlet müdahalesinin olduğu yerlerde yardımlaşma kültürünün öldüğünü ve politik kayırmacılığın başladığını vurgular.

Yazarın liberalizm algısı, yazılarda tuhaf bir söylem ortaya çıkarmıştır. Liberalizm haksızlıkları, katliamları, ahlâksızlıkları meşrulaştırmanın ve sömürgecilik, köle ticareti, faiz, ulus devletin oluşumu gibi tüm kötülükleri sonradan meşrulaştırmanın ve onlara "fetva" vermenin bir yolu olarak nitelenmiştir. Liberaller, faizi piyasa koşullarında kendiliğinden oluşan ekonomik bir araç olarak görürler. Dindarların isterlerse kendi bankacılık sistemlerini oluşturmaya hakları olduğunu söylerler. Bulaç'ın diğer ithamları ise kelimenin tam anlamıyla korkunçtur. Bireyi ve bireyin değerlerini esas alan ve onları korumak isteyen bir düşünce katliamları, ulus devleti, köle ticaretini nasıl meşrulaştırabilir?

Tabiin ve tebeut tabiin döneminden itibaren Müslümanların ortaya koydukları fikrî ürünleri, İslam'ın itikadî ve taabbudî meselesi saymak ise eksik bir İslam ve medeniyet algısıdır. Asıl vahim olan da budur.

*LDT Din ve Hürriyet Araştırmaları Merkezi Eş Direktörü

ZAMAN

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
      PANO
      KARİKATÜR
      Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim