1. YAZARLAR

  2. Temel İskit

  3. Kıbrıs’ta ‘ertesi gün’
Temel İskit

Temel İskit

Yazarın Tüm Yazıları >

Kıbrıs’ta ‘ertesi gün’

A+A-

Derviş Eroğlu KKTC’nin yeni Cumhurbaşkanı ve Başmüzakerecisi. Mehmet Ali Talat’ın seçimi kaybetmesinin nedenleri malum: Çözüm konusunda özellikle AB’nin tutumundan kaynaklanan umutsuzluk ve içte Talat’ın eski partisi CTP’nin yönetim hataları. Ama artık nedenlerin tahlilinin fazla yararı yok. Şimdi bu değişikliğin doğuracağı sonuçlar önemli.

Bu basit bir nöbet değişimi değil. Bir yandan Kıbrıs sorununun çözüm olasılığı  diğer yandan Türkiye’nin AB üyelik süreci üzerinde önemli etkileri olacak.

Her şeyden önce, Eroğlu liderler arası müzakerelere devam edeceğini vaat etse de ‘hiçbir şey eskisi gibi olmayacak’. Hristofyas’ın kendi iç politika frenleri nedeniyle zaten yavaşlatmaya çalıştığı görüşmelerde Eroğlu’dan Talat gibi bir ‘itici güç’ rolünü yüklenmesini beklemek mümkün değil. Tam tersine yeni Cumhurbaşkanı’nın, üzerinde mutabık kalınmış BM parametreleri ve ‘tek egemenlik, tek vatandaşlık’ ilkelerine dayanan ‘federal’ çözüm konusundaki isteksizliği büyük olasılıkla görüşmelere yansıyacak.

Eroğlu’nun çözüm isteyen Ankara’nın sözünden çıkmayacağı, bu nedenle müzakerelerin aksamayacağı görüşü ise fazla rahatlatıcı  değil. Ankara’nın baskısı ancak bir yere kadar etkili olabilir. Gönlünde ‘Denktaşvari’ bir KKTC yattığı sır olmayan Eroğlu, halktan aldığı yetkiye dayanarak Kıbrıs Türklerinin çözüme ve AB’ye güvensizliğini hem Ankara’ya hem Rumlara karşı kullanabilir. Rumlardan daha fazla taviz kazanma iddiası ile tutumumuzu sertleştirebilir. Seçim gecesi vurguladığı ‘onurlu pazarlık’ vaadi bunun bir işareti. Ayrıca, ayrıntıları günü gününe izlemesi zor olan Ankara’yı herhangi bir noktada müzakerelerde güçlük çıkaran tarafın kendisi değil Rumlar olduğuna ikna edebilir.

Bunun yanında Rum tarafı muhtemelen Eroğlu’nun seçilmesini Türk tarafının çözüm istemediği şeklinde istismar edecektir. Kıbrıs sorununun başından beri dünya kamuoyu önünde oynanan ‘çözümsüzlüğün suçunu karşı tarafa yıkmak’ oyununda bir adım öne geçmek için Rumlar yeni Başmüzakereci’nin olası her isteksizlik belirtisini veya gerekçesi fazla sağlam olmayan her direnişini abartabilecektir. Talat’ın mızıkçılık yapmasına fazla fırsat vermediği Hristofyas şimdi yan çizmek için bol bol gerekçe bulabilecektir. (Bu arada, lisan bilmeyen Eroğlu’nun görüşmeleri daha çok bir vekili ile yürütmek isteyeceği, bunun da görüşmelerin düzeyinin düşmesine neden olacağı söyleniyor).

Kısacası, Kıbrıslı Türk ve Rumlar masadan ilk kalkan taraf olmayı  göze alamayacak olsalar da zaten güçlükle yürüyen Kıbrıs müzakerelerinin hızla buzdolabına girmesi şaşırtıcı olmayacak.

Bunun Türkiye’nin AB üyeliği sürecine olumsuz etkileri de zaten uzun süredir enine boyuna irdeleniyor. İyice yavaşlamış olan AB müzakerelerini de aynı buzdolabı bekliyor gibi. Çözüm olasılığı  uzaklaşınca ilk adımda Türkiye üzerindeki ‘Kıbrıs müzakerelerinin etkilenmemesi’ gerekçesiyle fazla teşvik görmeyen ‘limanlar’ ve GKRY ile ilişkileri normalleştirme konularındaki baskı artacak. Rumların KKTC’nin izolasyonunun sürdürülmesi tutumu daha da katılaşacak. Taşınmaz mallar konusunda AİHM kararıyla sağlanan nefes alma imkânı süratle yıpratılacak. Bu arada, ‘doğrudan ticaret tüzüğü’nün AB Konseyi’nde Rum vetosuna maruz kalmadan onaylanması için Avrupa Parlamentosu’nca kabulü muhtemelen önlenecek. Daha sonra da, liman-izolasyon bağı nedeniyle Türkiye adım atamayacağı için limanlar yüzünden müzakerelerde askıda olan başlıklar sürecek, hatta artacak. Sonuçta belki de Ankara ve Kıbrıs Türk tarafı 2004 referandumundaki ‘evet’in kazandırdığı moral üstünlüğü dahi kaybedebilecek.

Kıbrıslı  Türkler CTP’ye, ekonomik güçlüklerine, AB’nin menfi tutumuna tepki olarak seçimlerini yaptılar. Çözümün ve Talat’ın dünyada –ve Türkiye’de- sahip olduğu desteği umursamadılar. Hatta ‘bize karışmayın’ diye meydan okudular. KKTC’nin dünyadan izolasyonunu arttıracak, içe kapanık, tam da işlerine karıştırmak istemedikleri Türkiye’nin eline bakan hayat tarzlarını sürdürmeyi tercih ettiler.

Hristofyas seçildiğinde karamsarlık yayanları ‘Kıbrıs Kassandra’ları’ başlıklı yazımda eleştirmiş, bu gibi peşin hükümlü yaklaşımların çözüm karşıtlarının ekmeğine yağ sürdüğünden bahsetmiştim. Bugün çözüme hâlâ inansam da, Kassandra rolünü üstlenmek ağır geliyor. Bu arada, Denktaş’ın Kopenhag ve Lahey ‘hayır’larının zaten 2004 referandumu öncesinde Rumlara AB üyeliğini altın tepside sunarak çözüm fırsatını kaçırttığını hatırlayıp esef etmekten kendimi alamıyorum. Ayışığı ve Sarıkız darbe planlarının, en azından Kıbrıs’ta çözümsüzlük amacının gerçekleştiği hissinden de kurtulamıyorum.

tiskit@turk.net

TARAF

YAZIYA YORUM KAT