1. YAZARLAR

  2. İbrahim Öztürk

  3. Karadon ağıtlarından Esenyurt yanıklarına!
İbrahim Öztürk

İbrahim Öztürk

Yazarın Tüm Yazıları >

Karadon ağıtlarından Esenyurt yanıklarına!

A+A-

"... Bir sıcak somun için Yalın kat bir don için Dökülürler bulvarlara yapraklar gibi..."

Yukarıdaki dizleri Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, çok içten okur. Ben de arabamda onun okuduğu şiirleri dinlerim. Başbakan 'Sana, Bana, Vatanıma, Memleketimin İnsanlarına Dair' adlı bu yürek yakan şiirin yazarı Erdem Bayazıt'ın Fatih Camii avlusundan son yolculuğuna çıkan tabutunu da omuzlarında taşıyan adamdır.

Ben Başbakan'ın yüreğini biliyor ve ona çok inanıyorum. Ancak ben, o değerlerin Başbakan'ın yüreğinde toprağın altına gitmesini istemem. Bu zalim, kirlenmiş, gaddar düzene yansımasını beklerim. Maalesef Başbakan'ın bütün hayallerine rağmen sistem son yıllarda artan oranlara, 'işin ucunda para varsa, rekabet varsa, kârlılık varsa, gerisi teferruattır' şeklinde bir anlayışa doğru tepetakla gidiyor.

Daha geçen sene ağustos sıcaklarında yerin diplerinde, Zonguldak'ta, Karadon Madenleri'nde tam 30 madenci can verdi. Toprağın altından cebinde nişanlısının hediye ettiği mendil çıkan gençler vardı. Afşin Elbistan'da göz göre göre gelen toprak kaymasında hayatını kaybeden ve 11 aydır cesetlerine bile ulaşılamayan 9 işçi... 24 Şubat'ta Adana'da hidro elektrik santral inşaatında baraj kapağı yıkıldı ve 7 işçi hâlâ kayıp. Bu ağıtlar dinmeden, şimdi de Esenyurt'ta 11 genç daha can verdi. Gazetemiz Zaman 'Ucuz hayatlar' diye bunu manşete taşıdı.

Kalkınmak, insan içindir. Bu sistemde, gün geçtikçe daha da vahşileşen bu kapitalist düzende yeni türeyen sözde birçok muhafazakâr 'yuppilerin' ilkesiz bir şekilde yükseldiğini, sistemin tek kutsalının artık rekabet olduğunu görüyoruz.

Madenlerde, Tuzla Tersaneleri'nde, inşaatlardaki ölümlerin arkasında ağırlıklı olarak 'biraz daha ucuza getirme, daha çok cebe indirme' arayışı var. Kapitalizmin mabedi olarak Esenyurt'ta yükselen o alışveriş merkezindeki facia da bunlardan sadece biri. Hangisini yazalım, daha geçen senenin martında Ankara OSTİM'deki patlamada da 19 kişi yanarak, parçalanarak can verdi. Türkiye, iş kazalarında dünyada Çin'le beraber yarışıyor. Dramatik olanı, artık facialar kanıksanır oluyor. İnsanlar ağıt yakarken 'her işin bir riski var, yapacak bir şey yok' mealindeki cümleleri nereye koyacağız? Uludere'de, dağlarda, madenlerde, yangınlarda, göçüklerde hep ucuz iş gücünün bir parçası olan hayatlar son buluyor!

Daha eylül ayında İstanbul'da yapılan '19. Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Kongresi'nde Başbakan'ın yaptığı konuşma hafızamda. 'Sağlıklı ve sürdürülebilir bir iş gücü arzı oluşturmak, çalışanların yaşam kalitelerini yükseltmek, işletmelerde verimliliği artırmak ve üretim kalitesini geliştirmek için iş güvenliğini artıracak adımlar atılacaktır.' dedi. Yine 'bu yaklaşımla' hazırladığınız müstakil İş Sağlığı ve Güvenliği Yasa Tasarısı ivedilikle yasalaştırılacak' dedi. Gelişen olaylar ne diyor peki? Bu yasa daha çıkmış değil. Çıksa da muhtevası nasıl olacak? İşadamının önünü açacak, bu kesin de çalışanların üzerine toprak mı dökecek? Eminim, bu da bir gün paydaşlarla anlaşılmadan, apansız önümüze gelecek.

Denetim eksik, hatta yok. Yapılanlar göstermelik. Denetim 'ver parayı al sertifikayı' mantığı ile satılıyor. Denetimler fiilen özelleşti ve satılıyor. Garip insanların ölüleri üzerinden ticarete dönüştü. Karadon madenindeki taşeronun adı kamu ihale yolsuzluğunda da geçiyor. Kamu İhale Yasası değişirken, yerli sanayinin desteklenerek rekabetçi kılınması adına değiştirildi ancak boşluktan içeriye büyük yolsuzluklar sızdı.

Ne diyebiliriz ki! Hayatın bu kadar ucuz olduğu ülkede ölümlerden sonra sarfedilen tumturaklı sözler de bir anlam taşımıyor.

ZAMAN 

YAZIYA YORUM KAT