1. YAZARLAR

  2. Beşir Ayvazoğlu

  3. Irkçılığa karşı çıkarken ırkçılık yapmak
Beşir Ayvazoğlu

Beşir Ayvazoğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

Irkçılığa karşı çıkarken ırkçılık yapmak

A+A-

Alexandre Dumas'nın Monte Kristo Kontu adlı romanını çocuk yaşta okumuştum.

Bir iftira yüzünden evlendiği gün tutuklanarak İf Şatosu'nda hapsedilen zavallı Edmond Dantes'nin uğradığı haksızlığa onunla birlikte isyan etmiş, adadan kaçıp zengin olduktan sonra Monte Kristo Kontu kimliğiyle gittiği Paris'te kendisine bu haksızlığı yapanlardan tek tek intikam alırken, sanki haksızlığa uğrayan da, intikam alan da benmişim gibi vahşi bir haz duymuştum. Evet, insanı körleştirdiği için bazen hedefi de şaşırtan öfke ve intikam zevk verir, hem de büyük bir zevk; bu yüzden sinemacılar tarafından çok istismar edilmiştir.

Sözü kan deryası filmleriyle tanıdığımız Quantin Tarantino'nun şu sıralarda sinemalarda gösterilmekte olan "Soysuzlar Çetesi" filmine getirmek istediğimi anlamış olmalısınız. Amerika'da gösterime girdiği gün 14,3 milyon dolar hasılat yaptığı söylenen filmde, Yahudi menşeli bir grup Amerikalı askerin savaş sırasında Nazilerden nasıl intikam aldıkları anlatılıyor, ama tam Tarantino usulü...

Şiddeti pronografik sınırları da zorlayarak göstermeye bayılan Tarantino'nun -hiç sevmediğim bir yönetmendir- bu fantezisinde kafa derilerinin yüzülüşü ve beysbol sopasıyla kafaların patlatılışı bütün ayrıntılarıyla gösteriliyor. Öldürmedikleri Nazilerin de alınlarına çetenin lideri Teğmen Aldo Raine (Bradd Pitt) tarafından kasaturayla bağırta bağırta gamalı haç çiziliyor. Bıçağın keskin ucunun kemiğe dayanarak alın derisini yara yara ilerleyişini yakın plandan izliyorsunuz. Bu sahnelerin çoğunda gözlerimi kapamak zorunda kaldım. Neymiş? İntikam!

Film, Fransa'nın Alman orduları tarafından işgalinin ilk yılında, ailesi Nazi Albay Hans Landa tarafından katledilen Shosanna Dreyfus'un ölümden kıl payı kurtulup kaçışıyla başlıyor. Paris'e yerleşen Shosanna, sonraki bölümlerden birinde bir sinema salonu işletmecisi olarak karşımıza çıkacaktır. Bu arada Almanların "Inglourious Basterd" (Soysuzlar Çetesi) ismini taktıkları çeteyi tanırız. Boğazında boydan boya bir bıçak yarası taşıyan liderleri Teğmen Aldo Raine, çete üyelerinden en az yüz Nazi öldürerek kafa derilerini yüzmelerini ister. Çete, Amerikalılar hesabına ajanlık yapan Alman kadın sinema oyuncusu Bridget von Hammersmark'la ilişkidedir. Hammersmark'ın planı, Paris'te Propaganda Bakanı Göbbels'in yaptığı bir filmin, Hitler dâhil bütün Nazi liderlerinin katılacağı galasında sinemayı havaya uçurmaktır. Gala, söz konusu filmde kahramanlıkları anlatılan genç askerin âşık olduğu Shosanna Dreyfus tarafından işletilen sinemada yapılacaktır. Shosanna'nın da bir planı vardır: Gala sırasında sinemayı yakıp bütün Nazi liderlerini toplu halde öldürmek... Bu planları yapanlar birbirlerinden habersizdir.

Tarantino, Göbbels'in propaganda filminde, millî kahraman ilân edilen keskin nişancı genç Alman askeri bir kulede mevzilenip yüzden fazla düşman askerini tek tek avlarken Hitler'in duyduğu vahşi zevki yakın plandan gösteriyor. Ne var ki "Soysuzlar Çetesi" filminde, Nazileri çete elemanlarına vahşice öldürtürken duyduğu ve seyircisine duyurmak istediği zevkle Hitler'in duyduğu zevk arasında son tahlilde mahiyet farkı bulunmadığına dair hiçbir ima ve sorgulama çabası yok.

Sonuç mu? Hammersmark'ın Soysuzlar Çetesi'yle birlikte hazırladığı plan deşifre olurken Shosanna'nın planı tıkır tıkır yürür. Shosanna, sinemasında galası yapılan filmin sonuna kendisinin çektiği bir parçayı gizlice eklemiştir. Almanlar, film biterken Yahudi olduğunu, şimdi hepsinin öleceğini söyleyen ve yardımcısı zenciye yangını başlatma emri veren Shosanna'nın görüntüsüyle şok olurlar. Zenci makinist, perdenin arkasında filmleri ateşe verince salon birden parlayan alevlerle kuşatılır. Kapılar arkadan kilitlendiği için aralarında Göbbels'inden Göring'ine kadar, üst düzey Nazilerin de bulunduğu bir salon dolusu Alman cayır cayır yanarak can verir. Hitler ve Göbbels ise Soysuzlar Çetesi'nin iki adamı tarafından localarında taranarak öldürülürler.

"Soysuzlar Çetesi", bana sorarsanız, ırkçılığa karşı çıkarken nasıl ırkçılık yapılabileceğini gösteren ve sinema tarihine bu büyük (!) başarısıyla kaydedilmesi gereken bir sinema filmi. Tarantino'nun Yahudi olup olmadığını bilmiyorum; değilse bile kraldan ziyade kralcılık yaptığını söyleyebilirim. Filmin vermek istediği mesaj apaçık ortada olmasa, Tarantino, insanın hayal gücünü zorlayan kanlı intikam sahneleriyle, tarihte yaşadıkları sıkıntıların acısını toprakların el koydukları zavallı Filistinlilerden çıkaran Yahudileri ve kurdukları vahşi devleti eleştirdiğini söyleyebilirdim.

Yine de hakkını yememek lâzım: Tarantino Yahudiliğin ve içinde yaşadığı kültürün "alter ego"sunu deşifre ederek sadece Albay Hans Landa'lara karşı değil, Teğmen Aldo Raine'lere karşı da müteyakkız olmamız gerektiğini öğretiyor.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT