1. YAZARLAR

  2. Muhammed Halife

  3. İran’a karşı Türkiye
Muhammed Halife

Muhammed Halife

Yazarın Tüm Yazıları >

İran’a karşı Türkiye

A+A-

Türkiye’nin Filistin’le ilgili çıkışları Batı’nın duruşuyla uyumlu. İran’a karşı bölgede ağırlığı olan bir tarafın denkleme girmesi gerekiyordu.

Gazze’deki son İsrail saldırısı sırasında üzerinde düşünmeyi hak eden bir olay yaşandı: Filistin halkını destekleyen ve İsrail’e karşı duran Türk tutumu. Bu tavır ABD ve İsrail’e sağlam ilişkilerle bağlı olan Türkiye siyasetinde yeni bir gelişme. Peki bu tavır nasıl okunabilir ve Türkiye’yi İslam ve Müslümanları savunan, Batılı taşkınlığın önünde engel oluşturan büyük İslami bir güç olarak köklü geçmişine döndürecek şekilde, bölge sorunlarına yönelik politikalarındaki gerçekçi bir değişim sayılabilir mi?

İşin aslı şu ki, Türkiye’nin geçmişine dönebileceğini düşünmek yanlış. Zira bu geçmiş Osmanlı İmparatorluğu’nun 1. Dünya Savaşı’nda çökmesiyle son bulmuştu. O tarihten sonra yeni bir vakıa belirdi; kendisini geçmişin bütün bağlarından koparan ve Osmanlı dönemindeki Avrupa’yla çatışma yerine uyum sağlamayı nihai kural olarak belirleyip başka bir yöntem izleyen, Türkiye adında yeni bir devlet ortaya çıktı.

Ordu dış politikayı kontrol eder

Atatürk liderliğindeki hükümet, bu uyumu teyit etmek bağlamında İslam’a baskı yaptı. 1920 Anayasası doğrultusunda laik bir yöntem izledi, Türkiye geçmişinden ayrıştırıldı, ulusalcı kavramlara odaklanıldı, Arap harfleri Latin harfleriyle değiştirildi ve laiklik Türkiye’nin hayatında kutsal bir kitap haline geldi. Bu çerçevede Türkiye’nin 90 yıldır ortaya koyduğu tutumlar Batı’nınkiyle uyumlu oldu. Türkiye’nin NATO üyesi olduğu ve dünyadaki en büyük Amerikan askeri üslerinden birine ev sahipliği yaptığı da gözlerden kaçamaz. Atatürk ilkelerini uygulamakla meşgul olan ordu, iç ve dış politikalara hükmeder, bütün konularda nihai karara sahiptir.

Türkiye’nin Filistin sorununa yaklaşımına dönecek olursak, mantık bu tutumun Avrupa ve ABD’ninkiyle uyumlu olduğunu ifade ediyor. Zira başta Filistin olmak üzere bölge sorunlarına müdahale eden yeni bir güç var: İran. Bu devletin nükleer emellerine nokta konulamıyor. Tahran, İsrail’in alışılmış askeri üstünlüğüne karşı Ortadoğu ve Körfez’de kendi varlığını muhafaza edecek anlaşmalar imzalamaya çalışıyor. Bu nedenle Araplarla İsrail arasındaki çekişme denklemine İslam dünyasında bir ağırlığı temsil eden Müslüman bir tarafın girmesi gerekiyordu. İşte bu taraf Türkiye oldu.

Türkiye İsrail’le savaşmaz

Bu noktadan hareketle, Türkiye hükümeti güçlü bir biçimde Filistin halkının yanında yer aldı ve uluslararası toplantılarda Batılı ülkelerden bu halka adil davranmalarını istemeye başladı. Fakat herkes biliyor ki, Türkiye İsrail’le diplomatik çekişmede sınırı aşamaz ve İsrail’le savaşmak için askeri güç gönderemez. Aksine Türkiye, özellikle de kendisini diğer bölgesel güçlere karşı İslam’ın koruyucusu ve destekçisi olarak sunabilirse, İranlı yetkililere zemin kaybettirmeye çalışıyor. İşte böylelikle Filistin sorunu, topraklarından mahrum bırakılmış ve dünyanın dört bir yanına göç etmiş bir halkın sorunu olmaktan çıkıp, Arap ve İslam ümmetini hedef alan İslami çekişmeden korkanların seslerinin yükseldiği bir tartışma malzemesine dönüşecek. (Birleşik Arap Emirlikleri gazetesi Haliç, 22 Şubat 2009)

RADİKAL

YAZIYA YORUM KAT