1. YAZARLAR

  2. John Pilger

  3. Irak soruşturması tiyatrodan ibaret
John Pilger

John Pilger

Yazarın Tüm Yazıları >

Irak soruşturması tiyatrodan ibaret

A+A-

Britanya'da Irak savaşı öncesi sürece yönelik soruşturmanın tek amacı, suçluları adaletten korumak için medyaya yetecek miktarda 'suçluluk tiyatrosu' oynayıp bir suçu normalleştirmek. Blair de rolünü tiksindirici bir mükemmellikte oynayıp ıslıkları görev bilinciyle kabul edecek.

Geçenlerde Mark Higson’a ulaşmaya çalıştığımda kendisinin dokuz yıl önce öldüğünü öğrendim. Higson sadece 40 yaşında, onurlu bir adamdı. Kendisiyle Britanya Dışişleri’nden 1991’de istifa etmesinin hemen ardından tanışmış ve ona, hükümetin Endonezya’ya satılan Hawk bombardıman uçaklarının Doğu Timor’da sivillere karşı kullanıldığını bilip bilmediğini sormuştum.

“Parlamento ve kamuoyu dışında herkes biliyor” diye yanıtlamıştı. “Peki ya medya?” diye sorduğumdaysa şu cevabı vermişti: “Medya, yani önemli isimler Dışişleri’ne davet edildi, pohpohlandılar ve onlara yalanlarla dolu brifingler verildi. Sorun çıkarmıyorlar.” Dışişleri’nin eski Irak masası yetkililerinden olarak, bakanlar adına milletvekillerine ve kamuoyuna hükümetin Saddam Hüseyin’i silahlandırmadığına dair güvence veren mektuplar da yazmıştı. “Bu baştan aşağıya yalandı. Daha fazla katlanamadım” demişti bana.

Iraklılar 17 yıldır saldırı altında

Higson, Irak’a verilen silahlarla ilgili soruşturmada ifade veren Britanyalı yetkililer arasında gerçeği söylediği için Yargıç Lord Scott’tan övgü alan tek kişiydi. Bunun bedelini sağlığını ve evliliğini kaybetmenin yanı sıra casuslar tarafından sürekli izlenerek ödedi. Felç geçirip yalnız ölene dek, Birmingham’da banyosunu paylaştığı tek odalı bir evde devlet yardımıyla yaşadı. Yasadışı olayları gammazlayanlar genelde birer kahramandır; o da öyleydi.

Bir başka Dışişleri yetkilisinin, yani 2003’teki Irak istilasının hazırlıkları sırasında eski Britanya başbakanı Tony Blair’ın BM daimi temsilcisi olan Sir Jeremy Greenstock’un resmini gazetede gördüğümde Higson aklıma geldi. Gelecekteki kan banyosuna bir BM maskesi bulma amacıyla her türlü numarayı deneyen kişi Greenstock’tu. Kendisi gerçekten de, Irak savaşını araştıran Chilcot soruşturmasında 27 Kasım’da bununla övündü; Greenstock istilayı ‘yasal ama meşruiyeti sorgulanabilir’ diye tarif etti. Ne kadar da zekice. Gazetedeki fotoğrafta pişmiş kelle gibi sırıtıyordu.

Uluslararası hukukta ‘sorgulanabilir meşruiyet’ diye birşey yoktur. Egemen bir devlete saldırmak suçtur. Britanya’nın en üst düzey hukuk yetkilisi olan Başsavcı Peter Goldsmith de, önce bizzat Dışişleri’nin yasal danışmanlarının sonra da BM genel sekreterinin baskısına maruz kalmadan önce bunu açıkça dile getirmişti. Irak istilası 21. yüzyılın en büyük suçu. Irak’ın savunmasız sivil nüfusuna ‘yaptırım’, ‘uçuşa yasak bölge’ ve ‘demokrasi inşası’ gibi anlamları çarpıtılmış isimlerle 17 yıl boyunca düzenlenen saldırıda, köle ticaretinin zirve noktasında ölenden daha çok insan ölmüş olabilir. Bunu Sir Greenstock’un, “New York’ta BM’de yapmaya çalıştığı şeye hiç de yardımcı olmayan” Amerikan ‘gürültüleri’yle ilgili kendi k.ıçını kurtarmaya yönelik saptırmalarıyla birarada düşünün. Dahası Greenstock, “Ben Dışişleri’ni kendi pozisyonumu gözden geçirmemin gerekebileceği konusunda bizzat uyardım” diyordu. Yani “Suçlu ben değilim, efendim” demeye getiriyor.

1996’da da aynısı oldu

Chilcot soruşturmasının amacı şu: Gerçekten önem taşıyan tek mesele, yani adalet önüne çıkma konusu gündeme getirilmesin diye medyayı tatmin etmeye yetecek miktarda suçluluk tiyatrosu oynayıp, destansı bir suçu normalleştirmek. Ocakta ifade verdiğinde Blair bu rolü tiksindirici bir mükemmellikte oynayacak, ıslıkları ve yuhalamaları görev bilinciyle kabul edecektir. Devlet suçlarına yönelik bütün ‘soruşturmalar’ bu yöntemle kısırlaştırılıyor. Yargıç Lord Scott’un Irak’a giden silahlarla ilgili 1996’daki raporu, elindeki muazzam miktarda kanıtın ifşa ettiği suçların üzerine perdeyi çekiyordu. O dönemde, Saddam’la yasadışı silah ticaretinin aracı olarak MI6 ve diğer gizli servislerin ‘ele geçirdiği’ şirketlerin hesap uzmanı Tim Laxton’la söyleşi yapmıştım. Laxton, tam kapsamlı ve açık bir soruşturma yapılsaydı ‘yüzlerce’ kişi hakkında dava açılacağını söylemişti. “Aralarında üst düzey siyasetçiler, parlamentonun her noktasından çok üst düzey memurlar ve hükümetin en üst kademesi bulunuyor” demişti.

Chilcot’un, Blair’ı bir zamanlar Chirchill ve Roosevelt’te benzeten Sir Martin Gilbert gibilerinden tavsiye almasının nedeni de bu. Soruşturmanın bütün Blair çetesinin, yani uzun zamandan beri sessiz kalan 2003 kabinesinin rolünü aydınlatacak belgelerin açıklanmasını talep etmeyecek olmasının da nedeni bu. Blair’ın ‘savunma bakanı’ Geoff Hoon’un Irak’a karşı nükleer silah kullanma tehdidini kim hatırlıyor ki?

Blair’ın önde gelen suç ortaklarından ve şu anki ‘adalet bakanı’ olan, aynı zamanda katil General Pinochet’nin adaletten kaçmasına izin veren Jack Straw, Enformasyon Komisyonu’nun, Goldsmith’in Irak istilasının yasadışı olduğuna dair hükmünü değiştirmeye zorlandığı kabine toplantısının tutanaklarının yayımlanması emrini geçersiz saydı. Hepsi nasıl da ifşa edilmekten korkuyor.

Medya da işbirliği yapıyor

Medya da kendi kendisini muaf kıldı. BM’nin eski silah denetçisi Scott Ritter 27 Kasım’da şöyle yazıyordu: “ABD ve Britanya’da ana akım medya tarafından oynanan kullanışlı idiot rolü Irak istilasını çok daha kolay hale getirdi.” İstiladan en az dört yıl önce Ritter benimle ve başkalarıyla yaptığı söyleşilerde, Irak’ın kitle imha silahla-rının kullanılamaz olduğu konusunda en ufak şüpheye yer bırakmıyordu; fakat kendisi yok sayıldı. Bush/Blair yalanlarının medyada yankılandığı 2002’de, Guardian ve Observer 3 binden fazla haberde Irak’a değindi ancak bunların sadece 49’u Ritter’den ve dile getirdiği gerçekten söz ediyordu.

Peki ne değişti? Independent

30 Kasım’da Afganistan’daki iliştirilmiş muhabirinin kaleminden, noktasına bile dokunulmamış bir propaganda metnini yayımladı. Başlıkta “Askerler ülke içi yenilgiden korkuyor” deniliyor, haber şöyle devam ediyordu: “Britanya Afganistan’da yolunu kaybetmek açısından ciddi bir riskle karşı karşıya, askeri komutanlar yenilginin ülke içinde kabul edilmesinin ön cephedeki askerlerin moralini bozduğu konusunda uyarıyor.” Gerçekte, Afganistan’daki felakete yönelik kamuoyu nefretinin birebir aynısı askerler ve aileleri arasında da görülebilir; bu da savaş yanlılarını korkutuyor. Yani, ‘ülke içinde yenilginin kabul edilmesi’ ve ‘askerlerin moralini bozmak’ da ‘çarpıtılmış anlamlar sözlüğü’ne ekleniyor. İyi deneme. Fakat maalesef Afganistan da Irak gibi bir suç. (Britanya’da yayımlanan haftalık dergi, 10 Aralık 2009)

RADİKAL

YAZIYA YORUM KAT