Halkı Saf Yerine Koyma!

18.07.2009 12:55

İrfan Yıldırım

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) haziran kararnamesi temmuz ortasını geçtiğimiz halde tamamlanamadı. Kararname süreciyle ilgili basına yansıyan iddialar, gerçekten tüyler ürpertici. Türkiye'de yargı organının ve bilhassa yüksek yargı bürokrasisinin demokratikleşmeye, sivilleşmeye ve özgürlüğe karşı direnci zaten biliniyor. Yüksek yargı, vesayet rejiminin devam etmesi için bürokrasiyle ittifak halinde ve bu ittifakın icaplarını hukuktan da, demokrasiden de üstün görüyor.

En son Anayasa Mahkemesi'nin tuhaf 367 kararı, anayasa değişikliğini esastan denetleyen yetki gasbı kararı, emekli veya halen görev yapan yargı mensuplarının bu istikametteki kabul edilemez açıklamaları, durumu kamuoyunun gözüne sokacak hale getirmişti. Ancak HSYK'nın haziran kararnamesinde yapmak istedikleri, bu anlayışı sonuna kadar götürüp iflasa sürükleyecek bardağı taşıracak nitelikte. Çünkü yapılmak istenenler, artık yürütme ve yasamayla cedelleşmenin ötesinde, açıkça halka karşı meydan okumak anlamına geliyor.

Halk, devlet içine yerleşmiş derin devlet adıyla maruf çetelerin tasfiyesini ve yargılamasını gerçekleştiren, yani halk adına görevlerini yapan savcı ve hakimlerin önce sürülmesi ve bilahare de meslekten men edilmeleri tehdidiyle "saf", "aciz" ve "korkutulabilir" bir nesne haline getirilmeye çalışılıyor. Bu yüzden artık mesele, bir güçler çatışmasının ötesinde demokratik hukuk devleti için, biz vatandaşlar için bir beka davası haline gelmiştir.

BU NE PERVASIZLIK ANLAŞILIR GİBİ DEĞİL...

Kamuoyuna yansıyan iddialara göre Ergenekon davası savcı ve hakimleri, PKK'nın DTP içindeki ve şehirdeki ayağı olan "derin PKK" örgütlenmesi KCK'ya karşı yürütülen operasyonun savcıları ve faili meçhul cinayetleri soruşturan savcılar görev yerlerinden alınmak istenmektedir. HSYK'nın içindeki bazı üyelerin bu konudaki ısrarı kabul edilebilir çizgilerin ihlali anlamına gelmektedir. Üstelik basına yansıyan bilgilere göre, bazı HSYK üyeleri Ergenekon davası sanıklarıyla halen görüşmektedir. Hatta iddianamede yer alan ve örgütün içinde mütalaa edilen toplantıların müdavimi oldukları anlaşılıyor. Bu halde bu üyelerin HSYK'dan derhal istifa etmeleri gerekmez mi? İstifa etmek bir yana, kamuoyuna yansıyan iddialar doğruysa, bir de bu soruşturmaları yürüten hakim ve savcıları engellemeye çalışmak, işte bu tüyler ürpertici bir durum... Acaba yargı mensupları halkı, kamuoyunu, bir başka deyişle kamu vicdanını hiç ciddiye almıyorlar mı? Bu durumda artık yürütme ve yasamanın üzerine düşeni yapması yetmez. Kamuoyunun, sivil toplum kuruluşlarının ve hatta bunların ötesinde bütün vatandaşların artık konuya demokratik ve meşru kanallarla müdahale etmesinin zamanı gelmedi mi?

Ergenekon davası başta olmak üzere vatandaşın demokratik iradesini ve temel haklarını ihlal eden derin devlet yapılanmalarının ve eylemlerinin üzerine giden soruşturmalar, darbe teşebbüsleri ve devam eden cuntalaşmalar üzerine Türkiye'deki vatandaşlar olağanüstü sabır ve olgunlukla yargının üzerine düşeni yapmasını bekledi, bekliyor... Yürütme ve yasama da tehdit kendisine karşı gelişmesine rağmen, vatandaşların bu tavrını benimsedi ve sağduyuyla bir çözüm arayışına devam etti. Ancak gelişmeler, derin devlet çetelerinin bürokratik vesayetini savunan çevrelerce savunulduğunu ve hatta "hukuk soslu darbe teşebbüslerinin" devam ettiğini gösterdi. Böylece yasama ve yürütme, üzerine düşen rolü üstlenmeye başladı. Son yapılan değişikliklerle sivillerin askerî yargıda yargılanmamaları ve askerî olmayan suçlarda asker kişilere sivil yargı yolunun açılması bu bakımdan kayda değerdir. Çünkü bu mesele, artık sadece yargının üstlendiği rolle çözülemeyecek bir boyut ve derinlik kazanmıştır. Kaldı ki HSYK'nın davalara yönelik son müdahale denemesi de, yargıya yönelik müdahaleyi de açıkça göstermektedir. Üstelik konunun bir de yargıda öbeklenmiş çetecilere dokunulamaması gibi bir boyutu da var. Bu yüzden vatandaşların, adaleti engellemeye yönelik "hukuk soslu darbe teşebbüsüne" karşı sıranın ve sözün kendisine geldiğini görerek, demokratik haklarını kullanmasının zamanı gelmiştir. Vatandaş, artık reşit bir kişiliğe sahip olduğunu ve haklarının engellenmesi durumunda meşru yollarda hakkını arayacağını vesayetçi çevrelere göstermelidir. Esasen halk, bir 27 Nisan e-bildirisinden sonra bu istikamette meydanlarda boy göstermeye başlamıştı. Nitekim bugün de "Darbeye Karşı 70 Milyon Adım Koalisyonu" Taksim Tünel'de "Özgürlük İstiyoruz/Darbeciler Yargılansın" sözüyle sırasını almıştır. "Ergenekon davasının sonuna kadar gidilmesini, Ergenekon çetesinin yargılanmasını ve dağıtılmasını istiyoruz" sloganı, artık halkın talebini dile getirmektedir.

VESAYETE İNAT SAVCILARA SAHİP ÇIKMAK

Ergenekon davası başta olmak üzere bu tür davaları yürüten hakim ve savcılara sahip çıkmak artık herkes için bir namus borcudur. Çünkü hakim ve savcılar, demokratik hukuk devletini korumak için Türk milleti adına görev yapmaktadırlar. Hakim ve savcıları tehdit eden herkes, adaleti engellemek suçundan dolayı kamuoyu vicdanında mahkûm olmanın ötesinde derhal mahkemeler huzurunda yargılanmalıdır. Bu hususta mevzuatta bir eksiklik varsa derhal giderilmeli ve adalet tesis edilmelidir. Bu bağlamda adaletin gerçekleşmesini engelleyen yargı erkindeki reform da, gerekirse bir referandumla halk desteği alınarak hayata geçirilmelidir. Çünkü artık kimse için geri dönmek ve darbecilerle uzlaşmak mümkün değildir. Yasama ve yürütmenin muhtaç olduğu kudret ve cesaret, halkta mevcuttur.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim