1. YAZARLAR

  2. Rasim Özdenören

  3. Gene Laiklik: Vay Benim Köse Sakalım
Rasim Özdenören

Rasim Özdenören

Yazarın Tüm Yazıları >

Gene Laiklik: Vay Benim Köse Sakalım

A+A-

 

TBMM Başkanı İsmail Kahraman'ın: “…yeni anayasada laiklik maddesi olmamalıdır…” şeklindeki kanısını paylaşması muhalefet nezdinde kıyameti kopardı. Tam da “mal bulmuş Mağribî” deyimine uygun bir tutum sergilendi. Kendine özgü bir gündemi, geleceğe matuf bir tasarısı bulunmayanlara böylece eşsiz bir sermaye, bir mama çıkmış oldu.

Benim internet mail kutuma da bu çığrışmalardan bazıları düştü.

1. İmzasıyla gelen iletide: “…Anayasa'ya da aykırı böylesi cüretkar ve yersiz bir beyanat vermeye kalkışan, laiklik ile derdi olan, Anayasa'nın asla değişemeyecek 2. maddesindeki Türkiye Cumhuriyeti'nin tanımı ile oynamaya kalkan kimseyi, o yüce makamda bir saniye daha görmek istemiyoruz.” çığlığı atılıyor.

2. ODTÜ Mezunlari Dernegi imzasıyla gelen bir başka iletide ise: “Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması yolunda yapılan devrimler ve bu devrimlerle gelen laiklik; Cumhuriyet döneminin çağdaşlaşma yolundaki önemli adımlarındandır ve artık ülkemizin vazgeçilmezidir.” deniyor.

Bu iki iletide de kavramlar konusundaki vahim ve bir o kadar yaygın ve yanlış kanılar dile getiriliyor. Burada dile getirilen kanılar prototip yanlışları dile getirdiği için üzerinde durmak istiyorum.

1. Meclis Başkanı Kahraman, yürürlükteki Anayasa hükmünü bir başına değiştirelim dememiş. Öyle de dese önemli değil. Ama “yeni anayasada laiklik maddesi olmasın” diyor. Bir fikirdir, hem de isabetli bir fikir… Aslında milletvekilleri için kürsü dokunulmazlığı kavramı tam da bu tür fikirlerin dermeyan edilmesine fırsat sağlamak için mevcuttur. Dokunulmazlığın mantığı tam da burada, bu noktada tecelli eder.

Kaldı ki, bu fikre karşı koyan kafa yapısı şunun farkında değil: Yürürlükteki anayasanın değişmeyecek hükümler koymak suretiyle gelecek kuşakların iradesini ipotek altına almasına razı olan zihniyet, kendi iradesine sahip çıkmayı reddedebiliyor, hatta kendi iradesini o despot kafa yapısına kurban etmekten kaçınmıyor.

2. ODTÜ Mezunları ise, ders kitaplarında sayıklanan laiklik tanımını benimsemiş. Laikliği “din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması” sanıyor. Laiklik din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması değil; laiklik, din otoritesi olan Kilise ile Devlet’in birbirlerinin işlerine müdahale etmemesi zımnında aralarında akdettikleri centilmenlik anlaşmasının adıdır. Daha önce bu iki otorite birbirinin işine karışıyordu. Ama laikliğin kabulüyle bu iki otorite birbirinin işine karışmıyor. Ama din, Hristiyan ülkelerde yürürlüğünü sürdürüyor ve Hristiyanların bu konuda bir sıkıntısı yok. Onların temel yasaları elan dini esaslara dayanmaya devam ediyor. Birleşik Krallık (İngiltere) gibi kralın hem Devlet’in hem Kilise’nin başı olarak iş gördüğü ülkelerde ise laiklik kelimesi kullanılmıyor; onun yerine secular kelimesi tercih ediliyor. Dünyevi veya din dışı bağlamında…

Laikliğin bir de Kilise mensubiyeti bağlamında bir kullanılışı var. Kilise’ye mensup olmayanlara laik adı veriliyor. Kilise mensupları ise zaten din adamıdır.

Böylece laiklik kavramının Kiliseli toplumlara mahsus bir kavram olduğunu söylemiş oluyoruz. Yani anayasa “ben laikim” dedi diye laik olunmuyor. Kiliseli bir toplum isen laiklik kavramını kullanabilirsin. Çünkü kavram Kilise’ye nispetle bir anlam taşıyor.

Biz bu kavramı din işleri ile devlet işleri arasındaki ayrım diye keyfî bir tanım üzerinden algılatılmaya zorlandığımız için insanımız dini ile nizalı hale geldi. Oysa Hristiyan âleminde insanların dinleri ile bir nizaı yok, onların nizaı Kilise ile…

Not: 28 Nisan Perşembe günü yayınlanan BİR 28 NİSAN ANISI başlıklı yazımızı üstat Nuri Pakdil de okumuş. Beni telefonla arayarak yazıda anlattığımız olayların seyri esnasında kendisinin de orada bulunduğunun bilinmesi hususuna not düşmemizi istedi. Onun tanıklığının bizi teyit etmesini memnuniyetle not ediyorum.

Yeni Şafak

YAZIYA YORUM KAT