1. YAZARLAR

  2. Mustafa Yalçıner

  3. Ertosun ve solculuk
Mustafa Yalçıner

Mustafa Yalçıner

Yazarın Tüm Yazıları >

Ertosun ve solculuk

A+A-

Ali Suat Ertosun, hakim ve savcıları atayan, yargının en üst idari kurumu Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) üyesi.

HSYK, son atamalarda, özellikle Ergenekon ve Diyarbakır (JİTEM) davaları savcılarının değiştirilip değiştirilmemesi konusunda iç çatışma yaşayıp uzun süre karar alamadı. Bir tarafta Adalet Bakanı ve müsteşarı diğer tarafta Ertosun’un da içinde yer aldığı (bürokratlarca) “seçilmiş” beş üye vardı. En son bir uzlaşmaya varıldı. Ancak taraflarca medya ayrı ayrı bilgilendirilerek “iç tartışma”nın gizlisi saklısı bırakılmadı. Yargı ve “bağımsızlığı”na, “hakim teminatı”na güven bundan böyle tam olabilirdi!

HSYK iç çatışmasında öne çıkan isimlerden biri, bu A.S. Ertosun oldu. Diğer öne çıkanlar ise, kuşkusuz bakan ve müsteşarıydı.

Gazeteci Can Dündar’ın Ö. Sabancı’yı öldüren M. Duyar’la yapmak istediği röportajı engellemesini eleştirerek hakkında açıklama yaptığı Ertosun, iyi oldu, kaçınamadı ve hakkındaki iddiaları yanıtlamak için bir basın toplantısı düzenledi.

“Kadrolarını ele geçirerek devleti de ele geçirmeye ve Cumhuriyet’i yıkmaya çalışan” AKP ve Fethullahçılar’ın önünü kesme gerekçesiyle bu “ekip”le sürtüşen/çatışan kim varsa destekleme tutumu geliştiren “solcular” açısından ibretlik bir durum vardı, basın toplantısında.

Şimdiye kadar, lanetli amaçlarıyla AKP’yi işaret ederek Ergenekon’un avukatlığını üstlenmenin bile gerekçesine sahip olduklarını düşünenler Ertosun’a da sahip çakma uğraşındaydılar. Ancak Ertosun işlerini çok zorlaştırmaktaydı.

“Hayır! Veli Küçük ya da İbrahim Şahin’e bir şey demiyoruz, ama Sabih Kanadoğlu ve (rahmetli) Türkan Saylan da olur mu?” tepkisiyle, görünüşte AKP’nin “Cumhuriyetçiler’e karşı açtığı kampanyaya karşıtlık”tan hareket edenler, kanlı cinayetlere, katliamlara, faili meçhullere bir şey demiyorlardı. V. Küçük’ten de, İ. Şahin’den de söz etmiyorlardı. Ama Kanadoğlu’nu ve diğer “savunulabilir” saydıklarını “bu kadar da olur mu?” deyip öne sürüyor, tartışmayı (ve çatışmayı) buradan yürütüyorlardı. Genel görüntü; AKP “Ergenekon’u tasfiye etme”ye çalışırken CHP ve sair “solculuk” iddiasında olanların Ergenekon yanlısı/savunucusu oldukları şeklindeydi.

Evet, AKP (ve Fethullahçılar) ele geçirmeye çalışıyorlardı. Evet, karanlık amaçları vardı. Evet, “korku yayma” peşindeydiler, “iktidar ipi”ni daha sağlamca ele geçirebilmek için. Bu nedenle, muhalif kim varsa üzerine gidiyorlardı. Evet, solcu AKP yandaşı olamaz! Ama buradan, Ergenekon destekçiliği sonucu çıkarmak için pek pespaye bir “solcu” olmak gerekiyor.

Basın toplantısında kendisini ve görüş ve tutumlarını kendi deşifre eden Ertosun örneğin, sahiplenilip savunularak “solcu” olunabilir mi? Ertosun “sol” biri olarak mı görünüyor? Yoksa K. Evren’in kurgulayarak hayata geçirdiği 12 Eylül çarkının bir dişlisi mi?

Evet, soru soran muhabirin gazetesi Vakit de 12 Eylül’ün ürünüdür ve resmi bir cezaevi katliamı olan “Hayata Dönüş Operasyonu’na karşı tek bir laf etmemiştir. Şimdi işine geldiği için Ertosun’u sıkıştırmaktadır. Ama bunlar da Ertosun’u kurtarmaz. O, hâlâ “Bu operasyon yapılmasaydı çok daha fazla insan ölürdü” diyerek katliamı savunmaktadır. Bir “solcu”, zihniyet olarak olduğu kadar pratiğiyle de V. Küçük’le aynı zeminde duran Ertosun’a nasıl sahip çıkabilir? Sahip çıktığında nasıl “solculuk” iddiasında bulunabilir?!

Üstelik, bir de Sabancı’yı öldürmekten sanık M. Duyar’ın öldürülmesindeki rolü dolayısıyla tartışılmaktadır.

Yine üstelik, bir de Diyarbakır’da onlarca kişinin faili meçhule getirilmesinden yargılanan Albay Cemal Temizöz’ü “kurtarmak için” “Kayseri Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Ali Aydın’ın bağ evine gittiği” iddiaları vardır.

Üstelik, Ergenekon davasından Engin Aydın’la çekilmiş fotoğrafı vardır, arkadaştırlar.

Üstelik, bütün solcular Kontrgerillayı bilirken, “Ergenekon terör örgütü diye bir şey yok” demektedir, bu, “Mahkeme kararıyla ortaya çıkacak”mış!

EVRENSEL

YAZIYA YORUM KAT