Edep, mânevî estetiktir

12.09.2012 02:03

Ahmet Turan Alkan

 

"Araştırıcı bir göz, uluslararası bir kalabalıkta bile Müslüman'ı çehresinden tanır. Renkler ve çizgiler bakımından bir ayrılık söz konusu olamaz; Müslüman çehrelerindeki değişiklik, mânâ ve ifâdeden ileri geliyor.

"Araştırıcı bir göz, uluslararası bir kalabalıkta bile Müslüman'ı çehresinden tanır. Renkler ve çizgiler bakımından bir ayrılık söz konusu olamaz; Müslüman çehrelerindeki değişiklik, mânâ ve ifâdeden ileri geliyor. Bu nüans ayrılığı bazen o derece kuvvetlidir ki gayr-ı Müslümanlar bile farkına varır. Tabii sadece yüz değil, yürüyüş, oturuş, kalkış, el hareketleri ve davranışların tümünü teşhise yardım eder. Bu ayrı seçinin sebebi Müslüman ruh yapısına dayanır. (...)

Hazreti Muhammed, Müslüman cinsinin nasıl olmasını istemişti ve ideal Müslüman'ın kesin vasıfları nelerdir? (...) İşte zamanımızın bütün mânevî buhranını içine alan bir sual. Gelecekteki politik, ekonomik ve sosyal tutum bu sualin cevabını perde perde açıklayacaktır. Tahmin ederim ki bazı hususiyetleri değişmeyecek, Müslüman'ın ruh yapısı ile birkaç özellik; bana sorulsa derim ki, istiğna, tenezzülsüzlük, tok gözlülük başta gelir. İsterseniz bir nevi gurur deyin buna. Kendini dünyadan ve dünyanın baş edebileceği her şeyden üstün görenlerin gururu. Nefsi göz önünde tutmak, sık sık körletmek, -ki dünyayı mat etmek demektir- terbiyesinde yetişmiş olanların ruh haysiyeti. Bir aile ocağında nesiller boyunca böyle bir telkin ve terbiye hüküm sürmüşse, nihâyet o ocağın çocukları fakir de olsalar, tahsilsiz de olsalar bir başka türlü irfan ve pek ince bir kibarlığa bürünürler (...)

Müslüman'ın eli külfetlere davranırken rıza ve teslimiyetle kalkar, nimetlere uzanırken çekimser ve yumuşakça yarı yumulur; her an el çekmeye hazırmış gibi bir başka özellik, mahrumiyet ve titizliktedir. Müslüman, hususi hayatını kat kat itinâlarla sıkı örter (...)

Müslümanlıkta sır tutmak, söylenecek sözü sıkı sıkı kontrol etmek, gevezelikten kaçınmak, terbiye ve muaşeret esaslarından da ileri, âdeta akîde icabı sayılır. Böylece dinin emrettiği şartlar yanısıra bir nevi moral titizlik asıl olur ki, Müslüman'ın az konuşması, rastgele açılmaması, her işinde ihtiyat göstermesi bu yüzdendir. Şımarıklığı sevmez, etrafa hafif çatıkça bakar, tebessümü ölçülüdür (...)

Bana sorulsa eğer, insan Müslümanlığını hangi kabahatle kaybeder? İnsan Müslümanlığını galiz olduğu zaman kaybeder.

Bence İslamiyet'in en muhteşem cephesi mânevî estetiktir, edeptir denilebilir, fakat geniş muhitlerde edep anlayışının pek kısır kalmış olduğunu görüyoruz. Mahcup ve itaatli tavır takınmayı bir 'edep' sayıyorlar. Beni sarmıyor. Edeb tâcını başımdan düşürmeden cüretkâr ve serkeş olabilirim, yeter ki temizlik ve güzellik kültüründe kökleşmiş bulunayım.

Müslüman'ın bâriz hususiyetlerinden biri de gayret ve cesarettir. Mücahitlerin, gazilerin dünya tarihinde bıraktığı parlak izler göz kamaştırır... Dinî terbiye ve itiyatlarından doğmuştur bu cesaret ve fazileti. Namaza dururken geçmişi-geleceği, dünyayı-ahireti ardına atmaya alış[mak]mış Müslüman'ın özel kuvvetidir. Herhangi bir şeyi çok istemek, herhangi bir işten çok ürkmek, kaçınmak gibi 'korku ve recâ' engellerini aşabilmeli. Bunun için Hakk'a sığınmak şarttır..."

...

Bu satırlar, takriben elli sene önce aramızdan ayrılmış büyük bir yazara, önemli bir fikir insanına ait; onun, "Müslüman" başlıklı makalesinden alıntılar. Kimliğini şimdilik açıklamıyorum; bakalım bilen çıkacak mı?

"Müslüman hâricen nasıl belli olur?" suali, itiraf edeyim ki beni biraz sersemletti. "Sen benim kalbime bak Müslümanlığı"nın râyiç kazanması yüzünden Müslümanlık, gizlense de olur kabilinden bir temsiliyete dönüştü. Ne fiyaka, ne ketumluk! Davranışlardan, hüsn-i hâlden, hüsn-i ahlâktan doğan bir güzelliğin cakayla sergilenmesi veya mahcubiyetle gizlenmeye çalışılması gerekmez. İyi insanı herkes tanır, herkes arar, herkes kadr-ü kıymetini bilir ve ona yakınlık duyar.

Büyük meselelerle uğraşıyor gibi görünürken "Küçücük" ayrıntıları unutmamalı; "Günün en basit hadiseleri seciyeyi yıkar ve yapar." Bana öyle geliyor ki bizler, küçük ayrıntıların hüsn-i tanziminden sorumluyuz; büyük ayrıntılar ise küçük şeylerin bir araya gelmesinden oluşuyor galiba.

Şimdi endam aynasına bakalım öyleyse; eynimizde nasıl duruyor Müslümanlık, bir görelim...

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim