1. YAZARLAR

  2. Eser Karakaş

  3. Diyanet fetvası ve çifte standart
Eser Karakaş

Eser Karakaş

Yazarın Tüm Yazıları >

Diyanet fetvası ve çifte standart

A+A-

Seneler önce adını ‘Normalleşme’ koyduğum uzun bir makale yayınlamış ve bu makaleye de Prof. Dr. Hayrettin Karaman’dan yine basın yoluyla çok yapıcı ve çok düzeyli bir eleştiri almış idim.

Bu makalede, bugün hatırlayabildiğim kadarı ile, ülkemizin yedi temel kurum ve yapılanmasını (sivil-asker ilişkileri, din-devlet ilişkileri, ekonomi, eğitim ideolojisi, yurttaşlık anlayışımız, içe kapalı ulus-devlet yapılanması ve resmi ideoloji) ele almış ve bu temel yapılanmanın ortak paydasının ‘normal’ dışılık olduğunu ve orta vadede çözümün bu yedi kurum ve yapılanmanın ‘normalleşmesinden’ geçtiğini ifade etmeye çalışmış idim.

2008 senesine geldiğimizde bu yedi meselenin tüm vahamet ve anormalliği ile aynı yerde durduğunu görüyoruz. 

* * * 

Bu yedi konudan biri de din-devlet ilişkilerinin kurumsal kesişim noktası olan Diyanet İşleri Başkanlığı konusu; Diyanet, sitesine koyduğu kimi açıklamalarla yine gündemde.

Sayın Hayrettin Karaman da 1 Haziran Pazar günkü Yeni Şafak gazetesinde ‘Diyanet’in fetvası’ başlıklı bir yazı yayınlıyor ve bazı sorular soruyor; bu sorulardan birincisi ‘laik ülkede fetva olur mu?’ sorusu.

Benim görüşüm laik bir ülkede fetva olabileceği ama bu fetva verme meselesinin vergi gelirlerinden yani merkezi bütçeden maaş alan devlet memurlarından kaynaklandığı durumda ortaya ciddi bir ‘anormalliğin’ çıktığı yönünde.

Bu normal dışı durum hem laiklik hem de hukuk devleti ilkeleri açısından çok sorunlu.

Toplumda bir kesimin ‘din uleması’ diye tanıdığı ama devletten maaş almayan, sivil toplum bünyesinde kişilerin, evrensel bir anlamda tanımlanmış kamu düzenini bozmama koşuluyla fetva verme ya da dini meselelerde yorum üretme hakları vardır; inananların ve hatta tüm diğer yurttaşların da bu fetvayı ciddiye alma ya da almama özgürlüğü vardır.

Flörtün zina olup olmadığı tartışmasının da sivil toplum bünyesinde sürüp gitmesinin, tekrar ediyorum, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi çerçevesinde kamu düzeninin ihlal edilmemesi koşuluyla, bir sorun yaratması düşünülemez.

Bizdeki temel sorun ise birilerinin flört ya da başka konuda fetva vermesi değil, bu fetva veren kişilerin devlet memuru olmasından kaynaklanmaktadır.

Burada da kaçınılmaz olarak devreye Diyanet sorunu gelmektedir.

Sayın Karaman makalesinde ikinci sorusunda ise ‘laik bir ülkede bir devlet kurumu olarak Diyanet olur mu’ meselesini gündeme getiriyor ve galiba çok net bir cevap vermeden meseleyi bir çifte standart meselesine getiriyor.

Sayın Karaman makalesinde kemalistlerin (bu tabiri ben kullanıyorum) devlet dini kontrol etsin diye Diyanet’i kurduklarını ve süreç içinde devletin ezandan giyim-kuşama kadar müdahale ettiğini, aynı kemalistlerin bu müdahaleyi normal bulduklarını, ülkenin özel şartlarına bağladıklarını ama aynı zamanda da Diyanet fetvalarına kızdıklarını belirtiyor ve bu durumu çifte standart olarak nitelendiriyor.

Bendenizin görüşü de Diyanet’i denetleyici kurum olarak savunur iken, fetvalara kızmanın bir çifte standart olduğu yönünde; ancak, kanımca başka bir çifte standart da, bana, devletin dine karışmasını eleştirir iken, Diyanet kurumunun varlığına itiraz etmemek gibi gelmektedir.

Oysa meselenin kalıcı çözümü bana kolay gözükmektedir; laik bir ülkede devlet dine ancak evrensel anlamda bir kamu düzeni ihlali oluşursa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi çerçevesinde, kamu düzeni adına müdahale edebilir ve ilaveten de Diyanet gibi bir kurum merkezi bütçeden zorunlu vergilerle finanse edilemez.

Diyanet kurumunun mevcut yapılanmasına itiraz etmeyenlerin de üniversitelerde reşit kızlara uygulanan haksız türban yasağına itiraz hakları da pek olmayabilir diye düşünüyorum zira bu itiraz da, Diyanet’in mevcut statüsünü savunmakla birlikte ele alındığında tam bir çifte standart örneğidir.

 

Star gazetesi

YAZIYA YORUM KAT