“Diktatör kaçtı sırada kim var?”

19.01.2011 00:23

Sibel Eraslan

Tunus’un 1987 sonrası diktatörü Zeynelabidin Bin Ali, Suudi Arabistan’a kaçtı.

Bindiği terk uçağı, onu, Malta üzerinden hep destek gördüğü ve medet umduğu Fransa’ya götürecekken, aniden rota değişti, sürgün adresi Arabistan oldu... Havadayken yaşadığı Fransız usulü şoka bakınca, yıllardır Tunus’ta yürütülen baskıcı rejimi “demokratik kalkınma” olarak nitelemiş Paris sözcülerinin bu tavrı, cidden ibret vericidir. Düşenin ve diktatörün dostu olmazmış, hep birlikte gördük...

1987, bizler için heyecan verici bir tarihti, üniversiteli günlerimizde. Tunus’taki Burgiba rejiminin yıkıldığı günlerde de bugünkünün benzeri bir bahar havası yayılmıştı her yana. Nahda Hareketi’nin öncüsü Gannuşi’nin idamdan kurtuluşu, Burgiba diktasının yıkılışı anlamındaydı 1987. Ama kısa sürede anlamıştık ki, Burgiba’yı deviren Bin Ali de onun benzeri hatta kötü bir kopyasıydı. Serbest seçimler iptal edildi, sıkıyönetim ilan edildi, Gannuşi ve pek çok politikacı, sivil lider ülkesini terk etmek zorunda kaldı... 1987, çabuk kurutulmuş bir bahar sevinci olarak kaldı ne yazık ki...

2010’da yaşadığımız Halk Kalkışması için, bu kadar erken sevinmeyi bu yüzden tedirgin edici buluyorum. Adı bile üzerinde “yasemen kokulu” bir itiraz, bana çok da heyecan vermiyor. Kadifesini, portakal renklisini, yeşilini gördüğümüz diğer uzaktan kumandalı itiraz dalgaları geliyor insanın aklına ister istemez. Üstelik Tunus’taki sosyal-siyasal aktif düzey, 1987’nin çok daha gerilerindeyken... Başta Nahda olmak üzere, İslami ve Sosyalist blokların belinin büküldüğü, apolitikanın Burgiba tipli olanından çok daha sunturlu bir baskı ve çökertme kalıntısının altından sızıyor bugünün “yasemen kokuları”... Kapanın elinde kalacak bir kaos açılıyor 23 yıllık diktatörün ardından...

Sudan’ın bölünme startının hemen akabinde gerçekleşmesi de dikkat çekici bir başka rastlantı... Bunun “rastlantı” olmayacağına dair ciddi zanlar altında Tunus...

David Harvey’in “yeni emperyalizm” adıyla takdim ettiği, küresel kapitalizmin yeni dünya düzeninde uygun bulduğu ülkeleşme dizaynı geliyor akıllara... Sömürgeciliğin bittiğini düşündüğümüz bir çağda, demokrasi ve barış adı altında yaşanan sınır değişimleri, iktidar yıkımları ve güç transferleri... Artık ülkesel iktidarlar; yegane güç olarak dayandıkları üniter ve yerli yapılarıyla değil, küresel kapitalizm ve muktedirleriyle kurdukları onay bağlamında varlıklarını sürdüreceklerdi, “yeni emperyalizm” sürecinde... Irak’ta ve Afganistan’da gördüğümüz gibi dışarıdan gelen tanklar ve uçaklarla hücum söz konusu olmayacaktı... Kadifesiyle, turuncusu, yeşiliyle desteklenecek iç dalgalar aracılığıyla halledilecekti yeni sınır sistemleri... Eski sömürgecilerin cetvelleriyle çizdikleri sınırlar değil, yeni ve yerli, kontrol altında ve uzaktan kumandayla idare edilebilir iç desenlerle çizilecekti sınırlar... Aslında sınır değil sınırsızlık anlamındaki bu yeni emperyal tarz, demokrasi ve barış naraları eşliğinde kutlanarak gelecekti... Sudan’da olan budur...

Peki ya Tunus?

Henüz erkendir renkler ve kumaşlar üzerinden pay biçmeler için...

Ama şiirdeki gibi “Fransız Matmazel’in üzerine akrep atmak için bekleyen Berberi kızları” hep olacaktır Afrika’nın...

Nitekim yazışma üyesi olduğum Orta Doğu ve Afrikalı birkaç kadın haberleşme ağında yazılanlara baktığımda... Kendini ateşe veren Tunuslu Bu’azizi’nin etkisi bir hayli çarpıcı boyuttan okunuyor. “Diktatör kaçtı, sıra kimde?” diye soruyor pek çok Arap ve Afrikalı kadın... Ünlü şarkıcı Idir’in Cezayir, Fas ve Tunus kıyılarından söz eden dizeleri uçuşuyor mail guruplarında... Depremin artçı dalgalarını hep birlikte göreceğiz... Fransa’nın Afrika’ya yaptıklarını kimse unutmuş değil...

YENİ AKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim