Derinlerin son tangosu

19.03.2008 05:02

Yusuf Gezgin

Türkiye'de millete rağmen, demokrasiye rağmen var olan ve devam ettirilmesi için olmadık yollar denenen mevcut derin sistem 100 yıl önce, 1908 ihtilalinden sonra tesis edildi. Yaklaşık yüz yıl süren “Türk devletini ele geçirme planı” 31 Mart ihtilaliyle, 2. Abdulhamid'in tahttan indirilmesiyle başarıya ulaştı.

 

Takriben 100 yıldır ülkenin ana damarları, beyni, stratejik ve kritik kurumları Türk insanına rağmen Beyaz Türk denilen, aslı ecnebi kökenlilerden oluşan bir kesimin tekelindedir. Bu yapının Atatürk'e rağmen 1950'lere kadar mutlak bir hâkimiyeti vardır.

 

Demokrat parti iktidarının kadrolarının kahir ekseriyeti de beyaz Türklerden oluşmasına rağmen, 1950'lerde millet biraz nefes aldı. Bu dönemde Beyaz Türklerin hâkimiyeti hafifçe ırgalandı. Bunun bedelini Menderes ve ekibinden beyaz olmayanlar canlarıyla ödediler. 1960'ihtilaliyle beyaz Türklerin hâkimiyeti yeniden tesis edildi ve sisteme yeni sigortalar yerleştirildi. Anayasa Mahkemesi demokratik sürecin aleyhlerine işlemesi durumunda kullanılabilecek etkili bir kontrol aracıydı. TBMM'nin kontrolü dışında yapılandırılan ve çalıştırılan Mahkeme siyasetin ve millet iradesinin bürokratik bir yapıyla kontrolünü getiriyordu. Bu durum “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir” ilkesinden dönüştü, bir geri adımdı. Ama bu yolla pek çok siyasi oluşum-parti, hem de Atatürk sütre edilerek siyaset sahnesinden silinecekti.

 

Halkın demokratik uyanışı ve derinler aleyhine mevzi kazanması, sisteme yerleştirilen bürokratik kontrol araçlarına, yarım yamalak işleyen demokrasiye rağmen devam etti. Bu gün gerçek yüzünü daha iyi görebildiğimiz Demirel hükümetleri döneminde bile millet lehine demokratik açılımlar sağlandı. 1980 ihtilaliyle sistem millet aleyhine, derin yapılar lehine bir defa daha regüle edildi. Sisteme MGK ve Devlet Güvenlik Mahkemeleri gibi yeni kontrol araçları, dengeleyiciler ilave edildi. 28 Şubat sürecinde kurumsal-bürokratik dengeleyiciler yeterli olmadığından olsa gerek, milletin iradesine provokasyonlarla, manipülasyonlarla haciz konmaya çalışıldı.  Son yıllarda demokratik süreci kontrol ve yönlendirme için, psikolojik mücadele araçları, silahlı paramiliter güçler yoğun biçimde kullanılmaya başlandı. Beyaz Türkler millet aleyhine sistemi elde tutma ve ayrıcalıklarını koruma adına daha sofistike yol ve yöntemler denemeye başladılar.

 

Uzatmayalım, 1908'de beyaz Türkler ve kripto ecnebiler lehine kurulan düzen ihtilallerle, provokasyonlarla, antidemokratik kurumsal yapılarla, çeteleşmelerle sürdürülmeye çalışıldı. Ama her yama, her ihtilal, her derin operasyon ve çeteleşme bu yapının ve hâkimiyetinin sorgulanmasını hızlandırdı.

 

Delik deşik olmuş, her türlü kire-pisliğe, istismara, suiistimale bulaşmış, dikiş tutmaz hale gelmiş bu aristokratik yapıya, geçen yıl bir yama daha yapmaya kalktılar. Yama elektronikti,  teknolojikti ama tutmadı, millet bunların son numarasını da yutmadı.

 

Derin, milli söylemleri kullanan gayrı milli, aristokratik yapı genel seçimlerden beri gergindi. Hâkimiyetlerini kaybetme, ayrıcalıklarını yitirme endişesini iliklerine kadar hissediyorlardı. Yüzyıl uğraşıp kurdukları, son yüzyıldır ellerinde tuttukları bir güç-yapı ellerinden kayıp gidiyordu. Mutlaka bir şeyler yapmalıydılar. Bütün güçlerini toparlayıp, her yolu deneyip, en sofistike entrikaları devreye sokup hakimiyetlerin korumalıydılar. Ama sürekli açığa düşüyorlardı, çeteleri deşifre ediliyor, planları işlemiyordu. Zaman aleyhlerineydi ve toprak altlarından kayıyordu. Eğer biraz daha geç kalırlarsa, yeni bir çıkış yapacak dermanı kendilerinde bulamayacaklardı.

 

İşte Cumhuriyet Başsavcısının açtığı dava, ülkeye 100 yıldır hükmeden gayrı milli kripto yapının son hamlesinin başlangıç düdüğüdür. Bu bir starttır, millete savaş ilanıdır.  Hedef asla sadece AKP hükümeti değildir. Bundan sonra, gayrı milli, antidemokratik, seçkinci yapı; silahlı-silahsız, derin-sığ, medyatik- politik bütün kartlarını devreye sokacaktır. Gelinen nokta aristokratik beyaz azınlık açısından var olma-yok olma meselesidir.

 

Önümüzdeki günlerde, kapatma davasıyla yükseltilen tansiyonun arkasından ülkeyi gerecek, karıştıracak olaylar silsilesine şahit olabiliriz. İnsanları hop oturtup hop kaldıracak cinayetler, provokasyonlar, gösteriler vs. görebiliriz. Yargının içindeki hukuk tanımaz bir gurubun millete karşı açtığı savaşa, diğer demokrasi özürlü bürokratik kurumlardan, kesimlerden destekler gelebilir. Güdümlü kitleler yeniden sahne alabilir. Bir kısım medya felaket tellallığına soyunarak, insanları galeyana getirebilir.

 

Dava açmayla başlayan süreç, cinayetlerle, bombalamalarla, üniversitelerde yaşanacak kargaşayla, sahne alacak irticacı terör örgütleriyle içinden çıkılmaz hale getirilebilir. Laik kimliğe sahip bazı aydınların, hatta Başsavcının öldürülmesiyle ülke kilitlenebilir. Sivil otoritenin yetersizliğini sergileyecek, silahlı güçlerin olaylara el koymasına gerekçe oluşturacak bir ortam hazırlanabilir. Ben dava sürecinin ve ülkede yaşanan, yaşanacak pek çok olayın mutlaka önümüzdeki Ağustosla da ilintilendirilmesi taraftarıyım. Komuta kademesinde yapılacak değişiklik ihtimallerini dikkate almadan süreç anlaşılamayacak, olaylar çözülemeyecektir.

 

AKP'li değilim ve giderekte AKP'den hazzetmez hale geliyorum. Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi, AKP'nin her geçen gün kirlendiğini ve misyonunu tamamladığını düşünüyorum. Ama son hareket AKP'nin ötesinde, milli iradeye, Kara Türklere karşı yapılmıştır.

 

Bu durumda bütün Kara Türklerin bütünleşmesine, sükûnetini ve metanetini koruyarak millet iradesine sahip çıkmasına ihtiyaç vardır. Tahriklere ve provakatif yönlendirmelere gelmeden, basiretle hareket edilerek antidemokratik derin yapılar bir defa daha açığa düşürülmelidir. Halkımızın ve kamu görevlilerinin duyarlı, serinkanlı ve sorumlu davranmaları gerekmektedir.

 

Derin cenahların son tangosu da boşa çıkarılabilirse, ülke için güzel günler yakın demektir. Bu çıkışın da boşa çıkarılması durumunda, “habis bir ur” şeklinde beynimize, damarlarımıza yerleşmiş kanserli hücreler bir daha bünyemizde tutunamayacaklardır.

 

Ahmet Altan Taraf'ta çıkan yazısında son çıkışı yapan derin ekibin birkaç hafta içinde ülkeyi karıştıracağından bahsediyor, bu ihtimal mümkün. Ama aynı yazısında operasyonu yapanların Rusya'ya dayanma ihtimalinden bahsediyor. Rusya Türkiye'de operasyonel kabiliyete sahip nadir ülkelerden birisidir. Fakat ben Türkiye'deki derin cenahların hala güçlü bir biçimde batının, özellikle ABD'nin kontrolünde olduğunu düşünüyorum. Derin cenahların anti-batıcı ve anti-ABD'ci söylemlerine, Batının demokrasiye vurgu yapan beyanatlarına rağmen, bu yapı ile batı arasında hala devam eden güçlü bir bağın ve koordinasyonun olduğuna inanıyorum. Önceki ihtilallerde takınılan tavırlar bir tarafa, E-muhtıra sürecinde ABD'nin tutumu söylediklerimi destekler niteliktedir.

 

Batı, Türkiye'nin millet iradesine dayalı, önü açık demokratik bir ülke olmasını asla istemez. Sadece istiyor görünür ve bu görüntü altında ülke üzerindeki tasarruf kabiliyetini artırmaya çalışır. Aksi akla ve mantığa, reel politiğe aykırı. Zira Türkiye'deki mevcut derin sistemi batı kurmuştur. Osmanlı devletini bu yapı marifetiyle yıkmışlardır. Kabına sığmaz Türk milletini kripto ecnebilere dayalı bu sistemle kontrol etmektedirler. Ben ülkemizdeki ulusalcı-derin cenahların ipinin hala, bütünüyle batının elinde olduğunu iddia ediyorum Dün İngilizlerin kurup içimizdeki (kripto) azınlıklara teslim ettiği derin sistem, bu gün ABD-Yahudi güdümündedir. Anti Amerikancı görüntülerine ve söylemlerine rağmen Türkiye'deki, cuntacı-derin bütün yapılar göbeğinden ABD'ye ve İsrail'e bağlıdırlar. Bu nedenle Türkiye'nin demokratik açılımlarından ve güçlenmesinden hoşnut olduklarını sanmıyorum. Batının şirin, demokratik açıklamalarına değil, derin kripto yapı ile el altından nasıl iş tuttuğuna, bağlantılarına bakmak gerekir.

 

Kanaatimce bu sürecin içinde ABD ve Yahudi lobisi var. Eğer böyle ise, yakında CIA ve MOSSAD'ın güdümündeki laikçiler, Kürtçüler, ulusalcılar ve radikal dini guruplar denkleme dâhil olurlar.

 

Zaman, milletçe, sükûnetle, vakarla, aklıselimle; tükenmek üzere olan bu derin yapıların son tangosunu da boşa çıkarma zamanıdır. Hükümete düşen dengeli, onurlu, demokratik bir duruş sergileyerek oy verenlere ihanet etmemesidir. E-muhtıranın hakkından nasıl gelindi ise, yargı muhtırası da pekala bertaraf edilebilir.

 

Aktifhaber

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim