Denetimsizliğin dayanılmaz keyfi

16.05.2008 04:22

Koray Düzgören

Nevruz Bayramı sırasında, 1 Mayıs'ta ya da orada burada ve tabii sıkça meydana gelen ve polisin vatandaşa bir güzel kötek atmasıyla sonuçlanan olaylara fazlaca takılıyorum.

Nitekim bana mesaj gönderen kimi okurlarımızın bu durum dikkatini çekmiş.

"Sen mi düzelteceksin bu durumu?" diyenler var.

"Polis devletinde sanki herşey normal de bir tek polisin uyguladığı şiddet meselesi var" diyen umutsuzlara da rastlanıyor.

Bir de, "Bunların hakkı kötektir. Polis ne yapsaydı?" diye şiddete hak verenler de bulunuyor. Bu gibilere bakılırsa, "Polis iki tekme vurmuş, bir tokat atmış ne olacak?"

Doğru. Bir açıdan bakılınca özgürlük, hak, hukuk, insan hakları, barış, uzlaşı vb. gibi değerlerin yerleşmediği ya da bozguncu fikirler olarak algılandığı bir ortamda bizimki abesle iştigal gibi bir şey.

Medyada da aşağı yukarı durum aynı.

Ankara'nın yüksek politika tartışmalarına dalmak, Kraliçe'nin nasıl oturduğunu, ne yiyip ne içtiğini yazmak varken bu gibi meselelerle uğraşmanın ne gereği var?

İstanbul Emniyet Müdürü geçen gün bir basın toplantısı düzenlemiş. "1 Mayıs'ta ne kadar başarılı olduklarını anlatıyordu.

Vatandaşa nasıl nefes aldırmamışlar. Onu söylüyordu. Özgürlük, hak, hukuk yok ortada. Varsa, 'nizam, düzen, asayiş, devlet otoritesi" lafları...

Gerisi hikaye.

Bu açıklamaların benzerlerini daha önce İstanbul Valisi ve İçişleri Bakanı da yaptı. Hatta Başbakan'ın bile polisi haklı bulan sözleri var.

Şunu söylüyor polis şefi bir yerde. "Aman" diyor, maazallah biz tedbir almaz, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı falan diyenleri engellemezsek sonra bunlar kalkar, devlet binaları önünde, vilayette, emniyet müdürlüğü önünde de gösteri yaparlar."

Tehlikeye bakar mısınız? Ya devlet binaları önünde gösteri yapılırsa? Ne olur bu ülkenin hali?

"Herhalde öyle bir şey olsa doğrudan hedefe ateş etmekten çekinmezler" diye düşünmek lazım bu sözlere bakıp.

Ne olacak? Demokratik bir ülkede bir devlet kurumu da protesto edilir. Silahsız ve barışçı bir gösteri yapmak koşuluyla her kurum protesto edilebilir. Polis vatandaşın bu özgürlüğünü kullanmasına yardımcı olmaktan başka bir şey yapamaz.

Önce bu anlayışın değişmesi gerekmez mi?

Bu noktada Güvenlik Bilimleri Fakültesi'nde bu konularda çalışan Önder Aytaç ve arkadaşlarının iyi niyetli eğitim çalışmalarını anımsıyorum.

Ve soruyorum:

"Ne olacak bu Cerrah gibi polis şefleri?" Bunlarla mı Türkiye AB standartlarını yakalayacak? 1 Mayıs olaylarında aldığı eğitimi, psikolojik ajitasyon ve siyasi taraflılık seviyesini gösteren polisle mi özgürlüklerin kullanımı devlet güvencesi altına alınacak?

Vatandaşı potansiyel düşman olarak gören bu polisle mi Türkiye insan hakları karnesini düzeltecek?

Ya denetim mekanizmalarının gayrı ciddiliğine ne demeli?

Bütün dünyanın gözü önünde silahsız göstericilere inanılmaz dozda, hatta vahşice şiddet uygulayan polisi denetleyen de yine aynı polis.

Buna denetim denebilir mi?

Sanırım Güvenlik Bilimleri Okullarında buna artık denetim denmiyor.

Denetim başka bir şey.

Bakın, artık herkesin vicdanı isyan ettiği için olsa gerek, bazı 1 Mayıs görüntüleri hakkında açılan idari soruşturmanın sonuçlarına.

Polis müfettişlerinin yaptığı soruşturma bunlar.

Biri Cumhuriyet Gazetesi önünde, bu gazetenin bir muhabirinin kolunun kırılmasıyla sonuçlanan olay. Diğeri de malum, kaldırıma oturan bir bayan göstericinin kafasına -yani öldürmek amacıyla- polisin tekme savurması olayı. Sadece bu ikisinde müfettişler soruşturmaya gerek olduğuna karar vermişler

Diğer bütün iddiaları reddetmişler. Yani, bütün diğer vahşet görüntüleri normal sayılmış.

Polisin polisi denetlemesi işte böyle bir komediye neden oluyor.

Oysa AB ile yürütülen müzakerelere göre polis ve jandarmanın hak ihlalleri konusunda kurum dışından denetlenmesi gerekiyor. Müzakerelerde, Adalet, Özgürlük ve Güvenlik başlıklı 24'üncü fasılın gündeme gelmesi bu nedenle hiç istenmiyor.

Her iki kurumun da buna karşı direndiğini biliyoruz. Amaç, bağımsız denetim kurumları ve mekanizmaları eliyle denetimin önüne geçmek.

Bir de mesleki koruma denilen, "Kol kırılır yen içinde" anlayışı var.

Bu anlayış nedeniyle hak ihlallerinin sorumlularının cezalandırılması bir yana ortaya çıkarılması dahi engelleniyor..

1 Mayıs 2007'de Taksim'de yüzünde maske ve kafasında kask olan bir polisin kafede oturan Masis Kürkçügil'e tokat atması bu durumun en iyi örneği olarak biliniyor.. O polisin bütün arkadaşları tokatı atanı bildiği halde İstanbul Emniyeti, konuyla ilgili soruşturmasını tokatı atanı bulamadan tamamladı. Bundan da hiç utanç duymadı.

Şimdi aynı akibet büyük bir olasılıkla 1 Mayıs 2008 olaylarını bekliyor.

Yaşasın denetimsizliğin dayanılmaz keyfi…

Yeni Şafak gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim