Burka yasağını konuşmak

26.02.2010 02:45

Jessica Berns

Yüzü kapatan İslamî örtülere kısmî yasaklama getirilmesini öneren parlamento komitesi raporu sadece Fransız siyasetçileri ve toplumu açısından değil, dünya genelinde demokrasi için önemli sorunları akla getiriyor.

Bir ülkenin, içindeki farklılıkları ne şekilde kucakladığı ya da reddettiği, demokratik ilke ve değerlerinin kuvvetinin göstergesidir. Tüm ülkeler dinî, etnik, dilsel ve kültürel açılardan gitgide daha çeşitli hale geliyor. 194 egemen devletin içerisinde 4.000 kadar etno-kültürel grup mevcut; devletlerin yüzde 40'ı bu tür gruplardan en az beş tane barındırıyor ve üçte birinden biraz azında da etnik çoğunluklar mevcut.

Bu yeni demografik hakikatler, tüm yurttaşların güvende ve kendi yurtlarında hissedebilecekleri ahenkli ve bütünleşmiş toplumları ortaya çıkartıp koruyabilecek yeni yaklaşımları gerektiriyor.

Parlamento komitesinin raporu, peçenin Fransa'da tüm kamu alanlarında; postanede, üniversitede, hastanede, toplu taşıma araçlarında ve devlete ait tesislerde yasaklanmasını öneriyor. Cumhurbaşkanı Sarkozy'nin çabucak onayladığı tavsiyelerin, ilkbaharda parlamentonun önüne gelmesi bekleniyor.

Bu kısmî yasağın parlamento tarafından benimsenmesi hâlinde, sayıları 5 milyonu bulan, Avrupa'daki en büyük Müslüman cemaatini barındıran Fransa, aynı zamanda Avrupa'nın örtünme yasağı konusundaki en katı ülkesi olacak. Parlamentonun bu tavsiyeleri oylamasından evvel kimlik, toplumsal ahenk ve demokrasinin ilkeleri hususlarında ulusal düzeyde bir diyalog yaşanmalı.

Komitenin kurulmasına, tavsiyelere ve şimdi de Fransız hükümetinin en yüksek makamlarından gelen desteklere giden süreç, peçenin Fransa'nın sekülarizm ve eşitlik ilkelerine aykırı olduğu inancına dayanıyor. Peki aynı anda farklılık ve eşitlikçilik değerlerinin desteklenebileceğini göz önünde bulundurmak neden mümkün olmasın? Veyahut da daha kuvvetli ve daha dirençli bir Fransız kimliğinin ortaya çıkmasına fırsat tanıyacak olan, farklı kimliklerin bir arada yaşayıp serpilebileceği bir alan yaratmak? Ve de yüzünü örten kadının temsil ettiği farklılığı Fransız değerlerine tehdit olarak görmek yerine, Fransız toplumuna kattığı zenginlik nedeniyle bu farklılığı kucaklamak?

Fransa'nın sekülarizme bağlılığının tarihi bir hayli eski ve devletin kendisini, herhangi bir yurttaş grubunun dinî değerleriyle özdeşleştirmemesini gerektiren liberal demokrasi ilkesiyle gayet tutarlı.

Öte yandan, demokratik bir toplum, demokrasinin ilkelerini zedelemeden hiçbir yurttaşının kültürel ya da dinî kimliğini bastıramaz; azınlık gruplarını da toplumsal ve ekonomik politikalar ya da "burada istenmiyorsunuz" diyen uygulamalar vasıtasıyla kıyıya atamaz.

Fransa, farklılıkların artması sebebiyle seküler ve demokratik değerlerinin karşısına zorluklar dikilen tek ülke değil. Gana'dan Malezya'ya, Britanya'ya, Japonya'ya, Birleşik Devletler'e ve Surinam'a kadar birçok ülke, yurttaşlığın kapsamı, devletin sınırları içindeki farklılığın ifadesi olan anayasal ve siyasal çerçeveler, uygun eğitim yapıları, eşitlik ve kültür meseleleri ve demokratik katılım gibi bir arada yaşama meseleleriyle boğuşuyor.

Göçün arttığı, farklılıkların çoğaldığı ve devletlerin çok etnikli yapılarının yerleşmekte olduğu küreselleşmiş bir dünyamız var. Demokratik süreç ve kurumlar eşitliğin korunmasını, çeşitliliğin kucaklanmasını ve karşılıklı etkileşimi teşvik etmelidir. Bunların hepsi de hem yerel hem de ulusal düzeylerde bir arada yaşayabilmeye katkı sağlar.

Fransa, tüm yurttaşlarının kendini ait hissettiği, farklılıklara saygı duyan ahenkli toplumu yaratmakta önder de olabilir, farklılıktan kaçarak bir arada yaşamanın altını da dinamitleyebilir. Önümüzdeki aylar Fransa'nın gerçek doğası açısından bir sınav niteliğinde olacak.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim