1. YAZARLAR

  2. Emine Uçak

  3. Bizi kardeşlik edebiyatı değil adalet kurtaracak!
Emine Uçak

Emine Uçak

Yazarın Tüm Yazıları >

Bizi kardeşlik edebiyatı değil adalet kurtaracak!

A+A-

Kürt sorunu ve Ergenekon'un yolu faili meçhul cinayetlerde kesişiyor. Ama bana göre asıl kesişme noktası; ön yargı ve travmalar...

Ergenekon'u masum görenlerin, onun oyunlarına gelenlerin ve yıllardır kanayan yara olan Kürt sorununun ana kaynağında; evcil öfkelerimiz ve bitmeyen travmalarımız var.

Bu toprakları çeteler için, sulak alanlara çeviren de bu evcil öfke ve travmalar.

'Hain, bölücü, zalim' ve daha bir çok kodlanmayla küçük yaştan itibaren travma mirasıyla büyüyenler; ötekinin de kendisi gibi acılarının ve kanayan yaralarının olduğunu göremiyor.

Herkes kendi penceresinden baktığı için yara hep kanıyor. Hiç kimse diğerinin de kanadığını görmek istemiyor, bu yaraya bakarken. Oysa bu coğrafyanın bütün insanları ve bütün toprakları, bu yaranın gittikçe derinleşen izleriyle çevrelenmiş durumda...

Her geçen gün yeni acılarla kronikleşen bu yara; önyargılarla, ötekileştirmelerle büyüdükçe büyüyor; bazen Altınova bazen Diyarbakır'daki gibi yangına dönüşüyor. Her yangında yeni öfkeler büyüyor ve bu bir kısır döngü gibi aktarılıyor yeni nesillere...

ADALET DUYGUSUYLA BAKMAK

İnsanlar bu yarayla büyüdüğü için ölümü ve şiddeti kutsuyor hayata karşı. Kendine şiddeti hak görür oluyor. Bir tek kendi zulmünü önemsiyor. Ve bu zulme karşı çıkarken, zalimlik yaptığını, hakkaniyetli davranmadığını görmezden geliyor. Ötekini yok saydığı için; yarasına, acısına merhamet etmeyi umursamıyor. Merhamet olmayınca adalet de olmuyor. İşte Kürt sorununu içinden çıkılmaz hale getiren bu...

Fazla ütopik ve romantik göründüğünü bili-yorum. Çünkü konu Kürt sorunu olunca; hemen hemen herkesin sosyolojik ve bilimsel kelimeleri, kamuoyu araştırmaları, tarihsel karşılaştırmaları, operasyon şemaları, askeri taktikleri ve bol bol öfkeli ezberi var.

Olmayan ise serinkanlı bir duruş ve biraz 'merhamet'... Sadece Kürt sorununda değil; sıradan insanlar için artık zulme dönüşen bütün yasakların, siyasi dayatmaların, yok saymaların kıyısında da bu eksik bakış var. Merhamet ve adalet duygusuyla bakabilseydik; kendimizden olmayanın da 'hayatı istediği gibi yaşama ve yorumlama' hakkına saygı duyardık.

Tek ses, tek görüş, tek dünya, dayatmasıyla kendimizden olmayanı susturmaya çalışmaz; bu yolda kan dökmekten çekinmeyen çetelerin oyununa gelmezdik.

Bu yangın yerinde çocuğun, gencin, bireyin kısacası insaniyetin hiç önemi yok. Varsa yoksa emre amade kalabalıklar, patlamaya hazır canlı bombalar, siyasi iradeye dönüşebilecek potansiyeller... O yüzden bütün söz sahipleri kürsülerinden, kışlalarından, sahnelerinden, seçim otobüslerinden insanları; sözde barış ve huzur adı altında öfkeye ve şiddete çağırmaktan hiç imtina etmiyorlar. Onları yangını körüklemeye, ölümleri çoğaltmaya adeta hayata çağırırmış gibi bir pervasızlıkla çağırabiliyor. Hizaya getirmek için olağanüstü hallere bürünmeye, taraf olmaya, zorluyor.

Kendini Diyarbakır'ın ve Kürt halkının sahibi olarak gören bir zihniyet, 'halkına rağmen' dayatmalarına, iftiralarına devam ediyor. Diyarbakır'da tek ses, tek düşünce görmek istiyorlar. Ve bu da sadece ve sadece kendi sesleri. O yüzden sivil toplum kuruluşlarının çabalarını gölgelemeye çalışıyorlar. Yapılan her iyi niyetli girişimi küçümseyerek, alay ederek yok saymaya çalışıyorlar.

Bu tek ses korusunun hedefinde ise bu aralar şair ve yazar Bejan Matur'un bütün iyi niyeti, emeği ve Diyarbakır'a olan sevdasıyla hayata geçirdiği 'Diyarbakır Kültür ve Sanat Vakfı' var. Matur'u, sırf Zaman gazetesinde yazdığı için kıyasıya eleştirenler; şimdilerde ise, onun sadece Diyarbakır'a değil bütün Ortadoğu'ya kadim günleri tekrar getirme sevdasını "Fethullah Hoca'nın vakfı" sözleriyle küçümsüyorlar, ardından tehditlerle yok etmeye uğraşıyorlar. Şimdiye kadar yapılan bütün iyi niyetli girişimlerde olduğu gibi, büyümeden öldürmeye çalışıyorlar.

AZ HAMASET, ÇOK SAMİMİYET

Öfkelerinin bu kadar artmasının sebebi; artık Kürt halkının şiddeti ve ölümü değil; hayatı kutsamaya başlaması... Çünkü biliyorlar ki; hayatı kutsamaya başlamakla, kendilerine ölümden başka seçenek sunmayanların tahakkümünden kurtulacaklar. Çocuklarının ölüsüne değil, dirisine sahip çıkacaklar. Sadece akla karayı değil, hayatın diğer renklerini de görecekler.

Her yangından, her öfke selinden sonra sıkça kardeşlik edebiyatı yapıyoruz. Oysa ihtiyacımız olan 'kardeşlik edebiyatı' değil. Travmalarla nesilden nesile aktarılan öfkelerin, acıların kıyısında; bütün kelimelerini kaybedip, elinde kala kala 'şiddet' kalan bu kardeşliğin kimseye faydası yok. Bu örselenmiş, öfkelere teslim olmuş kardeşlik edebiyatına değil; merhamet ve adalete ihtiyacı var coğrafyamızın... En çok da kendinden olmayana merhamet ve adalet gösterebil-meye... Ezberlenmiş sloganlara değil; yangın yerindeki çocukların acısından geceleri uykularımızın kaçmasına. Ölüme giden her gencin rahat yataklarımızdaki uykularımızı karabasana çevirmesine... İnsanları siyasi hedeflere ulaşmada 'kelle' olarak görmeye değil; onların acılarını ve öfkelerinin kaynağını görmeye. Yaraları 'siyaseten' değil gerçekten sarmaya... Kısacası çok samimiyete az hamasete...

*Araştırmacı-Yazar

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT