Bir yıl ileri, on yıl geri, Kürt meselesi

09.10.2008 16:46

H. Gökhan Özgün

“Yavaş, hantal, gönülsüz ve sahipsiz bir demokratikleşme, bir ‘ilerleme’, bir ‘iyileşme’ gibi gözükse bile, beklenin aksine PKK’yı zayıflatmayabilir. Hatta büyük ihtimalle güçlendirebilir bile. Halbuki ani, atak, radikal, kapsamlı ve kaynağı belli bir demokratikleşme PKK’yı çok hızla küçültür.

Bundan 30 yıl önce, Kürt diye ayrı bir halkın varlığını kabul etmiyorduk. Bugün Kürt varlığını kabul ediyor muyuz? Ediyoruz. Kürtçenin apayrı bir dil olduğunu, hatta bir Hint-Avrupa dili olduğunu kabul ediyor muyuz? Ediyoruz. Meclis’ten toplayıp senelerce içeri attığımız kişileri tekrar siyasette görmeyi kaldırabiliyor muyuz? Şimdilik kör topal kaldırıyoruz. Af Yasası’ndan, hatta bir paşa gönül isterse, Kürtçe devlet hizmetinden, eyalet sisteminden bahsedebiliyor muyuz? Bahsediyoruz. Son 30 yılda Kürt meselesinde hayati olmasa bile önemli değişiklikler olmadı mı bu memlekette? Oldu. En azından zihniyet açısından oldu.

Şimdi en önemli soruyu soralım. Nedense hiç sorulmayan soruyu. Peki, bu değişim nasıl gerçekleşti? Vicdanlıysak bu basit soruyu soralım artık. Bu nasıl gerçekleşti? Büyük siyasi partilerimizin iradesiyle mi oldu? Ben böyle bir irade görmedim. Gördüğüm, büyük bir dirençti. Yukarıdaki zihniyet dönüşümü, açıklanmış, net, belli bir siyasi proje çerçevesinde gerçekleşmedi. Sanki her şeye rağmen zamanın çarkında kendiliğinden gerçekleşti. Bu dönüşüm insanlık için küçük bir adım olabilir ama Kürtler için büyük bir adımdı. Bu dönüşümün öznesi kimdi? CHP mi? Ecevit mi? Demirel mi? AKP mi? ....Bu dönüşümün net bir öznesini Türkiye’de hiç kimse işaret edemez. Öznesi belli olmayınca bu dönüşüm pasif bir dönüşüm haline gelir. Ve birileri çıkar bu ‘sahipsiz dönüşümün’ öznesinin PKK olduğunu iddia eder. Burada mesele bu iddianın doğru ya da yanlış olması değildir. Böyle bir inancın zemininin olup olmamasıdır.

Böyle bir inancın zemini var mıdır? Eğer bu dönüşümün öznesi dev bir abide gibi her yerden görünmüyorsa, evet, bu inancın bir zemini vardır.

... Her hantal demokratikleşme, bir geri çekilme gibi tezahür eder ve bu ilerlemenin öznesi PKK oluverir. Öyle olmasa bile öyle telakki edilebilir. ....Yok, bir anda, radikal, kapsamlı, anlamlı ve sahipli bir demokratikleşme gerçekleştirilirse, bu demokrat atağın öznesi bütün Türkiye olur ve PKK aniden bütün siyasi zeminini kaybeder. Yani, demokratikleşme var, demokratikleşme var. Biri PKK’nın hesabına yatar, biri bütün milletin hesabına. İşte bence gerçek bu. Bu gerçeğin niye acı olduğuna gelince... Niye acı olduğunu zaten hepiniz biliyorsunuz.”

Yukarıdaki satırları, Yeni Anayasa ikliminin henüz dağılmadığı bir ortamda, yaklaşık bir sene önce yazdığım “Kürt meselesi ve PKK’yla ilgili acı gerçek” başlıklı yazımdan aldım.

Arada geçen zamanda ne oldu?

Arada Türkiye, silah, hukuksuzluk ve medya zoruyla en vahim, en akıl almaz köşelere sıkıştırıldı. Sonunda kurtulduk sandık. Ama baktık ki, AKP’yi kuma gömmeyi başaramayan ‘hukuk darbesi’, Yeni Anayasa ihtimalini muhtemelen canlı canlı tabuta soktu.

AKP, anayasa vaadine sarılacağına, kalan sağlar biziz pişkinliğiyle, artık tescil edilmiş, soğuk damgalı iktidarına sarıldı ve seçim öncesinde güç gösterisine başladı.

DTP’nin kapatılması meselesi Türk siyaseti denen zurnanın son deliği haline geldi. Ve işin en acı yanı, DTP kapatılırsa, hukuksuzluğu tescilli bir mahkeme tarafından siyasi bir kararla kapatılacak, kapatılmazsa, yine siyasi bir kararla kapatılmayacak.

Ve şimdi, AKP çok tehlikeli bir oyun oynuyor. Artık bu çağda zaten kaçınılmaz olan küçük, sembolik ve sıradan demokratik hamlelerin PKK’yı köşeye sıkıştıracağı vaadi veriliyor halka. Bu, büyük bir yalandır.

Böyle gönülsüz, göstermelik ‘demokratik’ hamleler PKK’yı güçlendirir.

Gerçek şudur ki, kararlı, kapsamlı radikal bir demokratik hamle bile, olsa olsa PKK’ya vicdani zemin kaybettirebilir. Ve onu izole eder. Yok olmasını garanti etmez.

Demokrasi, Kürt vatandaşlarımızın temel hakkı olduğu için önemlidir. Yoksa PKK’yı yok etmek için ekonomik ve stratejik kullanılması gereken çok pahalı bir teçhizat ya da modern bir ‘silah’ değildir.

Samimiyetle cevaplanması gereken soru şudur. PKK’yı yok etmeyecek olsa bile, Kürtlerle ilgili radikal bir demokratik açılıma evet diyecek, bu konuyu gündemde tutacak, iki halk için ortak hafıza oluşturmaya çalışacak, her fikrin ifade edilmesine tahammül edecek kaç kişi var bu memlekette?

Öznesiz, nesnesiz, mesnetsiz bir sözde ‘demokratikleşme’, terörün öznesini de, nesnesini de, mesnedini de güçlendirir.

Bir bakmışsınız yine on yıl geriye gitmişiz. Bir taraftan demokratikleşmeden bahsederken, bir taraftan yine olağanüstü durum yasaları çıkarmaya başlamışsınız. Demokraside ilerliyoruz derken, ucubeliğimize ucubelik katmışız.

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim