Bir fikir savaşçısı: Malik Bin Nebi

06.11.2009 23:28

Altan Algan

“Cezayir\'de Malik Bin Nebi en az anlaşılan kişidir. Ama Nebi, sahiplenilmiştir. Fakat sloganik olarak. Onu anlayabilen çok azdır. Nebi, entelektüeldir. Halk içinse, slogan lazımdır. Halk slogan ister” diyordu Raşid Bin İsa, bir konuşmasında. Kuşkusuz bu yargı sadece Cezayir için geçerli değildir. Başka coğrafyalar için de bu cümleyi rahatlıkla kurabiliriz. Çünkü düşünce esaslı olduğunda kendi kıvamını bularak yol alır gider. Hatta uçarak yayılır. Kanatları çok nazik ama güçlüdür. İnsanın aklını ötelere taşıdığı gibi, muhayyilesini de ufuklara kadar taşır. Bu düşünürlerden biridir Malik Bin Nebi. Ona göre tarihi olaylar ve hareketler üç önemli etkenin etkileşiminden doğar: kişiler, düşünceler ve eşyalar. Malik Bin Nebi açısından düşünceler son derece önemlidir. Ona göre bir toplumun zenginliği, sahip olduğu "eşya" ile değil düşünceleri ile ölçülür. O yüzden düşünsel devrim önceliklidir.

 

Binlerce yıllık insanlık birikimi, en büyük erdem olan kendini tanımayı öğretmiştir ona. İşte bu yüzden de onun meşrebinde sermayeci nasihatler yoktur. Köklere dönmek ve bir çıkış yolu bulmak vardır.

 

Coğrafyalar Arasında Engin Bir Arayış

28 Ocak 1905\'te Kostantine’de doğdu Malik Bin Nebi. Onun hayatının ana uğrakları hep bu çıkış düşüncesine işaret eder Yaşamının ilk yılları ise sömürgeci Fransız sisteminin baskısı altında geçer.

 

Çocukluğundan itibaren ülkesinin ve çevresinin yaşadığı çöküntüleri “Çağa Tanıklığım” kitabında anlatır. Özü kaybeden şekillerin, bir süre sonra nasıl ortadan kaybolduğuna bizzat şahitlik eder. Ailesinin yanında özellikle de anneannesinden iyilik yapmayı kötülükten sakındırmayı müjdeleyen hikâyeler dinler. İlk ve orta öğrenimini ailesinin memleketi olan Tebessa ve Kostantine\'deki bir Fransız okulunda tamamladıktan sonra öğrenimine devam etmek üzere 1930 Eylül’ünde Fransa\'ya gider. Gençlere maddi yardımda bulunan Paris\'teki bir Hıristiyan gençlik derneğine üye oldu. Bu arada Doğu Araştırmaları Enstitüsü\'nün giriş sınavına katılma başvurusu politik sebeplerle geri çevrilince Elektrik Mühendisliği Enstitüsüne girdi. 1935\'te elektrik mühendisi oldu. Paris\'te Sorbon, Fransız Koleji ve Doğu Dilleri Enstitüsü gibi akademik çevrelerden birçok araştırmacı ve fikir adamıyla tanıştı. Zamanının büyük kısmını felsefe, sosyoloji ve tarih çalışmalarına ayıran Malik Bin Nebi, Fransa şartlarında kültür, medeniyet, yenileşme, kalkınma, sömürgecilik ve bağımsızlık gibi konularda birikim sahibi olmaya çalıştı. Ayrıca Fransa\'da yaşayan Kuzey Afrikalı gençlerin sömürgeci yönetimlere karşı bilinçlenmesini sağlamaya yönelik faaliyetlerde bulundu. Cezayirli işçileri eğitmek üzere kurulan Cezayir İslâm Kültür Merkezinin müdürlüğünü yaptı. Ülkesine dönük sorumlulukları ve vicdanlı duruşu, yani Fransız sömürgeciliğine karşı tavrı ve görüşleri sebebiyle Paris\'te çeşitli sıkıntılarla karşılaştı. Elektrik mühendisi olmasına rağmen Fransa\'da kendisine iş verilmediği gibi Cezayir\'deki babası da memuriyetten uzaklaştırıldı. II. Dünya Savaşı\'nın başlaması üzerine Paris\'te yaşaması daha da zorlaşınca 1939\'da Cezayir\'e gittiyse de aynı yılın eylülünde geçim sıkıntısı yüzünden Fransa\'ya dönmek zorunda kaldı. Almanların Paris\'i işgali sırasında bazı gençlerle birlikte Paris\'te Kuzey Afrika\'nın kurtuluşu için bir hareket oluşturmaya çalıştı. 1944 yılında tutuklandı ve on ay kadar hapiste kaldı. Cezayir\'de meydana gelen ve adeta Cezayir’in yazgısı olan kanlı olaylardan sonra ikinci defa hapsedildi.

 

Yaşamanın gündelik sıradanlığını aşma tarihidir aslında onun tüm çabaları. 1956\'da Fransa\'dan ayrılan Malik Bin Nebi, hac görevini ifa ettikten sonra Kahire\'ye gitti. Burada Cemal Abdunnasır\'la görüştü. Çalışmalarını sürdürebilmesi için Mısır hükümeti kendisine maaş bağladı. Ne hazindir ki aynı yıllarda Müslüman Kardeşler hareketi sindirilmektedir. Bazen kişiler özelinde farklı ilişkiler gündeme gelebiliyor. Malik Bin Nebi Kahire\'de Arapçasını ilerletti. Bir kültür merkezi haline gelen evinde gençlere İslâm dünyasının meseleleri ve bunların çözümüyle ilgili düşüncelerini aktardı. Aynı amaçla Suriye, Lübnan, Suudi Arabistan ve Kuveyt\'e giderek konferanslar verdi. Kahire\'deki İslâm Konferansı\'nın danışmanlığını yaptı. Bu arada yazı çalışmalarını sürdürdüğü gibi daha önce Fransızca yazdığı eserleri Arapçaya çevrildi ve Arap dünyası onun fikirlerini tanımaya başladı. Cezayir\'in bağımsızlığını kazanmasından sonra 1963\'te ülkesine dönen Malik Bin Nebi, Cezayir Üniversitesi rektörlüğüne, ardından yüksek öğretim danışmanlığına getirildi. 1967\'de görevinden ayrılarak bütün vaktini düşünsel çalışmalara ayırdı. 31 Ekim 1973\'te vefat etti.

 

Meselemiz: Medeniyet

Malik Bin Nebi üniversite öğrenciliği döneminden itibaren yaşamını, ilgilerini, çalışmalarını İslam dünyasının sömürge durumuna düşmesinin temel sebeplerini ve kurtuluş çarelerini belirlemeye ve yazmaya adamıştır. Onun asıl konusu nedir, dediğimizde rahatlıkla medeniyettir diyebiliriz. Malik Bin Nebi’nin medeniyet düşüncesini temel bir ölçüt olarak kullanması onun şu temel anlayışındandır: "Herhangi bir insan topluluğunun problemi sadece onun medeniyetinden kaynaklanır." Ona göre medeniyet olgusu, "olaylar zinciri değil, tarihin bizi ilgilendiren hikâyesidir"; fakat bu "tahlili bizi yasasına götürebilecek bir olgudur”.

 

İbn-i Haldun “Mukaddime”de, insan topluluğunu umran (toplum bilimi) adını verdiği farklı bir sosyolojik analize tabi tutmuştu. Bazı araştırmacılar, medeniyet olgusu üzerinde çalışmaya başladığı zaman Malik Bin Nebi\'nin, İbn-i Haldun kadar orijinal bir düşünür olduğunu belirtiyorlar. Onun sosyal gelişim hakkındaki görüşleriyle, İbn-i Haldun\'unkiler arasında açık bir benzerlik vardır. Bununla birlikte Malik bin Nebi, İbn-i Haldun\'un sadece dikkatli bir öğrencisi değil; modern sosyal bilimlerdeki en son gelişmelerden zekice faydalanan birisiydi. “Mukaddime”yi, okuyup etkilendiği açık olmakla birlikte onun uzun uzadıya düşünülmüş medeniyet hakkındaki felsefi görüşleri, İbn-i Haldun\'unkilerden öteye gitti. Bu konuda Bertolt Brecht’in çok net görüşünü anımsamak yeterli: Tüm sanatlar, sanatların en yücesi olan yaşama sanatına hizmet eder diyor. Malik Bin Nebi de etkileşimler içinden geçerek bir sanat eseri gibi yaşamını inşa etmiştir.

 

Malik Bin Nebi’nin psikoloji, sosyoloji, tarih ve antropoloji gibi birçok sosyal bilim alanında belli bir birikimi vardır. İnsanların problemleriyle medeniyetleri arasında ilişki kurarak, problemlerin çözümü için yaptığı tahlillerle aynı zamanda bazı toplumsal yasaları da ortaya koyar. Yine ona göre toplumların tarihe katılış dönemi boyunca fikirlerin rolü çok önemlidir. Zaten kendisi bir "fikir savaşçısı"dır. Özellikle İslam ümmetindeki düşünce sorunlarına kafa yoran ve hayatı boyunca bu ümmetin içerisindeki durağanlık ve gerilemeyi sona erdirebilmek için çabalayan, proje masasının başındaki bu mühendisin medeniyet ilgisi daha sonraki Müslüman düşünürleri de derinden etkilemiştir. Ama onların çoğu ona atıf yapmayı gerek görmediğinden Malik Bin Nebi adı pek yaygınlaşmamıştır. Bu konu takılır aklıma bazen. Medeniyet kavramının çağdaş İslam düşüncesi tarihindeki yerine bir de bu yönden bakmak gerekir belki.

 

Müslümanların meselelerini bir medeniyet meselesi olarak gören Malik Bin Nebi, milletin insanlık gerçeğini, medeniyeti kuran ve yıkan etkenleri doğru kavramadıkça kendi medeniyet problemini aşmasının da mümkün olamayacağını söyler. Medeniyet, bir topluma her ferdinin ilerlemesi için gerekli olan bütün unsurları sağlayan etkenlerin tamamıdır. Diğer bir ifadeyle medeniyet bir topluma, fertlerinden her birinin çocukluğundan yaşlılığına kadar varlığının her aşamasında ilerlemesi için gerekli desteği sağlayan ahlaki ve maddi şartların toplamıdır. Öte yandan ona göre medeniyetler arasında demir perdeler yoktur. İslam dünyası kendi kimliğini korumak şartıyla Batı medeniyetine açılarak ondan bazı şeyleri alabilir. Hatta bunun zaruri olduğunu ifade eder. Kültür kavramını ise medeniyetten farklı görür. Malik Bin Nebi, kültürün bilgiden ziyade davranışla ilgili olduğunu ve ahlak ilkesi, estetik-zevk, pratik mantık, üretim (teknik yönelim) olmak üzere dört unsuru içerdiğini belirtir. Tabi bunların çok net ayrımları da yapılabilmiş değildir.

 

Emperyalizmi ruhlarınızdan atın!

Onun en önemli özelliği bireysel sorumluluk ve toplumsal sorumluluk üzerine kurulu çözümlemelerdir. Son eserinde ulema ilahi kanuna karşı geldiğini, Rad 11. ayetini arka plana attığını işler. Kendini değiştirerek, tarihini değiştirebileceğini unutma olgusuna değinir. Siyasi yönetimi toplumun zihniyet ve yaşayışının bir ürünü olarak gören Malik Bin Nebi, toplumsal ortamın temiz ve özgür olması halinde yönetimin bu ortama yabancı şeyleri topluma dayatamayacağını, ancak ortam sömürge olmaya elverişli ise yönetimin sömürgeci olmasının da kaçınılmaz olduğunu, dolayısıyla sömürgeciliği yerleştirenin siyasetçiler değil bireylerin bizzat kendileri olduğunu ileri sürer. Malik Bin Nebi, sömürülebilirlik deyimini, sömürünün farklı şekillerine karşılık direnişinde Müslüman Kardeşler lideri Hasan el-Benna\'dan esinlenerek kullanmış olabilir. El-Benna\'nın en çok anılan sözlerinden birisi -ki Malik Bin Nebi de anar- şudur: "Emperyalizmi ruhlarınızdan atın, o sizin topraklarınızdan uzaklaşacaktır.” İslam dünyasındaki dikta yönetimlerini tarihten gelen bozuk mirasın bir sonucu olarak gören ve kişileri kutsallaştırmanın İslâm ülkelerinde hâlâ devam ettiğini belirten Malik Bin Nebi, Cemaleddin Afgani’nin önerdiği şekilde gelenekte bir ayıklamaya gitmenin ve mevcut düzeni geleneğin yükünden kurtarmanın gerekli olduğunu söyler. Ayrıca dini de bütün ıslah ve uyanış faaliyetlerinin temeli olarak görür. Ona göre günümüz Müslümanları Kur’an’ı anlamada hem fıtrî hem ilmî zevki kaybettikleri için ondan gerektiği şekilde yararlanmaları mümkün değildir. Buna karşın etkilendiği Afgani’yi özellikle siyasal acelecilik konusunda eleştirmekten kaçınmaz. Diğer taraftan Abduh\'un kelam ilmini ıslah çabalarının Müslümanların acıklı sosyal, ahlaki ve düşünsel durumlarına çare üretemediğinin de farkındadır. O, kelam ilmine olan bu ilgiyi "ümmete çok zararlı bir şey” olarak gördü. Bunun anlamı, gerçek sorun "Müslümanların inançlarını nasıl öğretecekleri değil, tersine inancın sosyal etkisinin nasıl geri getirileceğiydi". Diğer bir ifadeyle Malik Bin Nebi, sorunun Allah\'ın varlığının Müslümanlara ispatı olmadığını, tersine O\'nun varlığının bir enerji kaynağı olarak bireyin ruhunu doldurmasının ve bunun bir anlam ifade etmesinin nasıl başarılacağını tartışır.

 

Malik Bin Nebi, ümmetin düşünsel sorunları başta olmak üzere medeniyet projesi için birçok fikir üretmiştir. 1946\'da yazdığı ilk kitabının adı “Kur\'an Mucizesi” ya da “Kur’an Fenomeni”dir. Uzun yıllar boyunca belli bir çerçeveye oturttuğu fikirlerini son yazdığı “İslam Dünyasında Fikir ve Put” kitabında özetlemiştir. 1960 yılında yazmaya başladığı bu kitabı Malik Bin Nebi 1970 yılında tamamlamıştır. Bunun sebebi olarak, sömürgecilerin "ideolojik savaş ajanları"nı gösterir ve bu yüzden çalışma planını değiştirmek zorunda kaldığını söyler. Kendisine göre, sömürgeci ajanlar, her zaman için bir toplumun meselelerine o toplumun bireylerinden önce eğilmektedirler.

 

Malik Bin Nebi, engin bir muhayyilenin peşine düşmüş, sınırları zorlamış, aynı zamanda yoğun emek ve sistemleştirilmiş bir çalışmanın içine girmiş, mühendisliği sağlam yapıtlar ortaya koymuş. Belli başlı eserleri dışında çok okunup anlaşıldığını söylemek mümkün değil. Bunun nedeni çok büyük ve temelli hedefleri olmasından kaynaklanır. Yani niyeti iyi, ama projesi fazla büyük. O yüzden büyük projesinin yeniden gündemleştirilmesi gerekir.

 

Onun sesi insanın ruhunu titretir. Onu derinden sarsar. İşte bu ses, sömürgeci Fransa tarafından yıllarca ezilmiş bir ülkenin çocuğu olan Malik Bin Nebi\'nin bağrından yankılanan ve insanı etkileyerek ona belli bir eylemlilik kazandıran gerçeğin sesidir. Bu ses bir şahidin sesidir:

 

"Sömürgecilik hâlâ gece yarısı çanlarını çalıp sömürge halkını uykuya devam etmeye çağırıyorsa da artık uyku saati geçmiş, İslam dünyasının teslimiyetçilik ruhu dönmemek üzere gitmiştir."

 

Herkes değil ama insan olan herkes okumalı Malik Bin Nebi’yi.

  • Yorumlar 2
    Yazarın Diğer Yazıları
      PANO
      KARİKATÜR
      Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim