Başbakan ve milliyetçilik

01.06.2011 12:37

Rasim Ozan Kütahyalı

Özgürlükçü-demokrat kimliklerine çok inandığım birçok yazar son dönemde ısrarla ve ısrarla Başbakan’ın daha fazla milliyetçiliğe kaydığını ve hatta MHP’lileştiğini söylüyor... Başbakan’ın seçim sürecindeki söylemlerine yönelik yüzeysel bir analizden böyle bir sonuç çıkartabilirsiniz. Fakat Türkiye’deki milliyetçilik olgusuna ilişkin geniş ve derin bir analiz yaptığınızda bilakis Başbakan’ın toplumun geniş kesimlerinin “MHP’lileşme” ihtimaline karşı en güçlü engel olduğunu görürsünüz...

Kürt meselesinin geldiği şu noktada, devlet ile Abdullah Öcalan arasında barış amaçlı görüşmeler tam gaz ve nerdeyse aleni olarak sürerken, bu görüşmeler geniş Türk kitleleri “daha milliyetçileştirme” yönünde ulusalcı/milliyetçi cepheye kuvvetli bir istismar argümanı verirken MHP’nin baraj sınırlarında dolaşması ancak ve ancak Başbakan’ın başarabileceği bir şey... Laik kesimin demokratları bu realiteyi gözden kaçırmadan analizlerini yapmalı. Bir sözün ve amacın haklı olması yetmez, o haklı sözü ve amacı beynine 88 yıldır nasyonalist zehirler zerkedilmiş halkımıza da benimsetmeniz gerekir... Bu çok mu kolay iş?

Nasıl bir siyaset dili, nasıl bir liderlik tarzı, nasıl bir toplumsal karizma Türk halkının çoğunluğu tarafından bugüne kadar “Teröristbaşı, bebek katili, bölücübaşı” diye anılan bir adamla Türk devletinin “barış görüşmeleri”ni bu halka kabullendirebilir? Tayyip Erdoğan dışında bunu kim yapabilir? Üstelik bunu yaparken Türklerin çoğunluğunu ikna edip, kendi yanında tutmaya devam etmesi de gerekiyor... Üstelik Türkiye’nin Türk halkının büyük çoğunluğunun kendini “milliyetçi” olarak tanımladığını unutmayalım. Bu halkın 88 yıldır sabah-akşam milliyetçi endoktrinasyonla muhatap olduğunu unutmayalım... Bu topraklarda “Ben asla milliyetçi değilim” diyen insanların bile incelendiğinde son derece milliyetçi tavırlara sahip olduğu gerçeğini de unutmayalım... Çoğunluğu oluşturan Türklerin milliyetçiliği dışında bir de buna Kürt milliyetçiliğini eklersek bu toprakların tartışmasız en egemen ideolojisinin –çeşitli varyantlarıyla- milliyetçilik olduğu gerçeği de önümüze çıkar...

Şimdi Başbakan’ın durumunu düşünün... Bir yandan yıllardır inkâr ve asimilasyon politikalarına tabi tutulan Kürt halkının çoğunluğunu tatmin etmek zorunda. Kürtlerin hem sisteme ve belki hem de Türklere birikmiş bir öfkesi var. PKK’yı desteklemeyen Kürtlerin çoğunluğunun dahi ailesinden dağa çıkmış birileri muhakkak var... Öte yandan aynı başbakan bir yandan da dediğim gibi çoğu milliyetçi olan Türklerin de kahir ekseriyetini ikna etmek zorunda. Dolayısıyla milliyetçilik kavramını tamamen dışlayan bir politika güdemez... Milliyetçiliği “Bu toprakları, bu ülkeyi, bu milleti sevmek” diye özetlenebilecek bir insani yalınlıkta yeniden tarif ederek, güçlü bir dil ve söylemle toplumun karşısına çıkmak zorunda... Siyasal birliği ve kültürel çoğulculuğu aynı anda savunmak zorunda. Bu toplumu ikna edebilecek ortak zemin bu... Avrupa tarihinden örnek vermek gerekirse Johann Gottfried Herder’vari bir milliyetçiliği savunan, böyle bir anlayışı da savunmak zorunda olan bir adam Başbakan Erdoğan. Mesela Taraf gazetesinde hepimizin her gün yazabildiği gibi “Milliyetçilik bir hastalıktır” diyebilecek durumda biri değil. Böyle bir söylemle toplumun karşısına çıkan hiçbir siyasetçi bu ülkeye barışı getiremez, kanı durduramaz, askerî vesayeti de bitiremez... Laik kesimden gelen demokrat aydınların kitleleri ikna etmekten uzak steril dili ve söylemi siyasette geçerli olursa esas o zaman bu toplumun “MHP’lileşme” süreci hızlanır, MHP’nin oyu beklenmedik noktalara yeniden gelebilir ve askerî vesayet de yeniden tepemize biner... Böyle, toplumun çoğunluğunu ikna etmekten uzak bir siyasi anlayışla darbeye karışmış muvazzaf bir orgenerali de hukukun karşısına çıkaramazsınız...

Öte yandan hiçbir entelektüelin “kitleleri ikna etmek” diye bir zorunluluğu olamaz. Toplumun çoğunluğuna çok ters de gelse bir entelektüel inandığını sonuna kadar söylemelidir, putları yıkmalıdır... Yazarı olmaktan onur duyduğum Taraf gazetesi de bugüne kadar hep bunu yaptı. Birçok liberal, demokrat ve özgürlükçü-sol entelektüel de bu ülkede putkırıcı bir işlev gördü. O yüzden de entelektüel hayatta haklı bir hegemonya kurdular... Fakat Batı ülkelerinde pek görülmeyen şekilde bizde entelektüellerin “Başbakan’a yol göstermek ve akıl vermek” gibi de bir alışkanlığı var. Bu alışkanlığın devamında da eğer Başbakan bu “aydın öğütleri”ni dinlemezse Başbakan’a kızmak, küsmek ve nefsani sebeplerde tavır almak gibi huyları var bizim Türk entelektüellerinin... Bu “bize özgü” garip gerçeği de kabul edelim... Bu konuya devam edeceğiz...
rasim.ozan@hotmail.com

TARAF

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim