Atatürkçü hukuk!

25.12.2012 14:37

Kazım Güleçyüz

AKP’li Mehmet Metiner, evvelce mensubu, hattâ bir ara başkan yardımcısı olduğu BDP’ni n vekilleriyle son kavgasından hayli zaman önce Meclisteki bir konuşmasında Türkiye’nin geçmişinde tek adam yönetimi olduğunu söyleyip “ebedî şef-millî şef faşizmi”ni eleştirince, bir CHP milletvekilinin “Atatürk’e dil uzatıyorsun, faşist sensin” şeklindeki tepkisine hedef olmuş.

Bunun üzerine o milletvekiline manevî tazminat davası açmış. Ama davayı reddeden Ankara 25. Asliye Hukuk Mahkemesi, şu gerekçeyi göstermiş:

“Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu ulu önder ve eşsiz kahraman Atatürk’e saygı esastır. Ülkenin o günkü koşulları değerlendirilmeden, ülke bütünlüğünün korunabilmesi, gerçekleştirilen devrimlerin yerleştirilebilmesi için yapılanları faşizmle suçlamak, haksız, ağır bir ithamdır. Davacının bu sözlerine tepki olarak davalının ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’e sahip çıkarak davacıya sert sözler söylemesi, haklı sebeplere dayalı bir tepkidir.”

Bu karar bize, 28 Şubat’ın perde gerisi önde gelen isimlerinden e. Org. Doğu Aktulga hakkındaki bir yazımızdan dolayı ailesi adına açılan davada tazminata hükmeden Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesinin kararındaki şu cümleleri hatırlattı:

“İlgili hakkında ‘Beynini Atatürkçü düşünce sistemiyle şarj eden bir kişi olarak Onuncu Yıl Marşı okunurken cömertçe akıttığı gözyaşları ile...’ nitelendirmesi de kişilik haklarına açıkça saldırı mahiyetindedir. (...) Doğu Aktulga Atatürk’ün de görev yaptığı TSK’nın bir mensubudur. Törenlerde yaşananlar vatan sevgisinin pekişmesine yarar sağladığı gibi, böylesine duygusal davranışlar gençliğe de önemli mesajlar vermektedir...” (Bkz. “Kararda 10. Yıl Marşı” başlıklı yazımız, Yeni Asya, 13.12.06)

Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin onamasıyla kesinleşen bu karar, daha sonra AİHM’den döndü. Ve işin ilginç tarafı, Türkiye Cumhuriyeti devleti bu kararı savunmadı ve “dostane çözüm” teklif etti.

Biz de teklifi kabul ettik ve iş tatlıya bağlandı.

Burada işaret etmek istediğimiz nokta, o zaman bizi mahkûm eden kararda da, Metiner’in başvurusunun reddinde de hakimlerin aynı ideolojik yaklaşımı sergilemeleri. Biri 10. Yıl Marşını referans gösteriyor; diğeri “ulu önder ve eşsiz kahraman” olarak nitelediği “M. Kemal’e saygı” dersi verip, devrimlerin yerleşebilmesi için yapılanların faşizmle suçlanamayacağını buyuruyor.

Bu tartışma siyaset gündeminde, akademik zeminlerde, medyada yapılabilir; yapılması da lâzım.

Ama bir mahkeme kararı bunun yeri olmasa gerek. Hakim, kişisel olarak Atatürkçü olabilir; M. Kemal’i “ulu önder ve eşsiz kahraman” olarak görebilir; devrimlerin gerekliliğine de inanabilir. Ancak bu sübjektif görüşlerini kararına yansıtamaz.

Aksi halde, Atatürk, Atatürkçülük ve devrimler hakkında farklı görüş ve kanaatlere sahip olanlarla ilgili davalarda tarafsız kalamayacağı için, vereceği kararlar bilhassa fikir ve ifade hürriyetini ihlal eder.

Bu yazıya konu olan iki örnekte görüldüğü gibi.

Son örnek, Mümtaz’er Türköne’ye açılan dava.

Osman Can’ın, “Eski ideolojik reflekslerini devam ettiren binlerce yargı mensubu görev başında” tesbiti, bu örnekleri daha da manidar kılıyor.

YENİ ASYA 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim