Arap devrimlerinin sınırları

19.03.2011 00:06

Halid El Sercani

Tunus ve Mısır devrimleri her iki rejimin devrilmesinde başarılı oldu ancak bu başarının rejimlere karşı halk ayaklanmalarına sahne olan başka Arap ülkelerinde tekrarlanması mümkün mü? Bu soru Arap konularıyla ilgilenen yorumcularca yöneltiliyor. Oysa önceki ilk analizler Arap ülkelerinin rejimlerinin çoğunluğunu devirecek siyasi tsunami olgusu yaşadığını ifade ediyordu.

Arap devrimlerini analiz ederken her Arap ülkesinin diğerinden farklı sosyal ve kültürel yapısı olduğunu anlamamız yararlı olacaktır. Mısır ve Tunus'un belirli bir hususiyeti var. Bu hususiyet iki ülkenin de sosyal açıdan en homojen devletler olması. Bu durum halkların rejimin gitmesiyle ilgili taleplerinde hemfikir olmasına destek oldu. Buna diğer Arap ülkelerine kıyasla iki ülkede eğitim düzeyinin yüksek olmasının ve geçmiş yıllarda içinden geçtikleri demokratik sivil deneyimin, vatandaşların sivil talepleri dillendirmelerini sağlaması eklenebilir. Bu da her ikisinde devrimin başarısını kolaylaştırdı. Yukarıdaki iki etkene ilaveten bir üçüncü etken de iki ülkedeki orduların yapısıyla ilgili. Ordu rejime değil, topluma aitti. Her iki ordunun tutumu anayasa doğrultusunda toplumun kurtarılması yönünde bitirici oldu. Dolayısıyla ordu, halk gitmesini istediği için rejimi hızlı şekilde bıraktı.

Bunun tam tersi yönünde bazı Arap ülkeleri kabileci, mezhepçi veya kültürel etnik bölünmeler yaşıyor. Bu bölünmeler rejimle mücadelede hızlı birlikteliğin gerçekleşmesini engelliyor. Bu bölünmeler gölgesinde iktidar, kendisini savunacak ve devrilmesini engelleyecek kabile, mezhep veya kültürel kesimler bulmaktadır. Dolayısıyla rejimin düşürülmesi uzun soluklu olup bu kesimlerin rejimi bırakmasıyla irtibatlı. Keza kabileci, etnik veya mezhepçi desteğe dayanan bu rejimler orduyu da sonuna kadar kendi kontrolünde kalması için aynı yapıda tuttular.

Devrimin misyonunu tamamlayamadığı Yemen ve Libya'da kabile etkeninin bu konuda rol oynadığını görüyoruz. Her iki ülkedeki rejimin kabile kimliği, rejime kendisini savunan sosyal ve siyasi taban oluşturulmasında rol oynadı. Dolayısıyla devrimin başarısı bu kesimlerin bu sosyal yapıdan çıkmasıyla ve devletin çıkarlarının kabile çıkarlarının üstünde tutulmasıyla ilişkili. Bu kesimlerin askeri kurumdan olması gerekiyor. Zira kabile etkeni her iki ülkede silahlı kuvvetlerin oluşturulmasında açık rol oynamaktadır. Başka ülkelerde ise mezhepçi etkenin rejimin kendisine halkçı, sosyal ve siyasi taban oluşturmasında başarılı olmasında rol oynadığını görüyoruz. Bu da devrim güçlerinin rejimin gitmesi talebi etrafında anlaşmaya varmasını engelliyor ve rejimin ıslahı önerilen gerçekçi talep oluyor. Hatta göstericiler rejimin gitmesini veya devrilmesini isteyen sloganlar atsa dahi durum böyle.

Ortada anayasa değişikliği, olağanüstü halin kaldırılması veya halkın razı olmadığı hükümetlerin değiştirilmesi gibi siyasi sisteminde köklü reformlar yaparak devrimlerin kendisine intikalini engellemeye çalışan başka ülkeler de var. Bu önlemler şu iki noktadan birine götürebilir. İlki hükümetten daha önce alamadığı kazanımlar elde etmesi itibarıyla muhalefet hareketleri sakinleşir. İkincisi ise devrimci hareketin taleplerini geçici olarak ertelemesi veya hükümetin tutumuyla nasıl bir ilişki kuracağı etrafında kendi içinde bölünmeler yaşaması ve dolayısıyla 'halihazırdaki devrimci tsunamiden' çıkması.

Sözün özü Mısır ve Tunus'ta devrimin başarılı olmasına ve başka ülkelerin rejimin devrilmesini isteyen güçlü protesto hareketleri yaşamasına rağmen ortada Arap devriminin protestoların yaşandığı ülkelerin yapısından kaynaklanan sınırları var. Arap ve Batılı birçok analiz Arap vatanında yaşananları Doğu Avrupa'da bütün komünist rejimlerin yıkıldığı 1989 olaylarına benzetmeye çalışsa da bu analizlerin görmezlikten geldiği önemli bir etken var. Mısır ve Tunus'ta bulunan bu etken gerek Doğu Avrupa'da gerekse de Mısır ve Tunus'ta devrilen modeller arasında birbirine yakın uygarlık gelişimi derecesiyle ilgilidir. Fakat bu analiz diğer ülkelerdeki devrimci hareketlerin başarı şansının olmadığı anlamına gelmez. Bu analiz daha çok devrimci hareketlerin başarı yolunun uzun olacağı, farklı kurbanlar isteyeceği, devrimlerin yaşandığı ülkelerdeki sosyal, uygarlık ve kültürel farklılıklarla ilişki kurma yöntemleri bulmayı gerektireceği anlamına gelmektedir. Birleşik Arap Emirlikleri gazetesi El Beyan 17 Mart 2011

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim