1. YAZARLAR

  2. Nabi Yağcı

  3. ABD’nin ‘Berlin duvarı’ yıkıldı
Nabi Yağcı

Nabi Yağcı

Yazarın Tüm Yazıları >

ABD’nin ‘Berlin duvarı’ yıkıldı

A+A-

Akşam geç vakit bugünkü yazımın başına oturduğumda başlığım “Devlet biterken” idi, sabah Taraf’ı açıp Ahmet Altan’ın yazısını görünce yeni yazı yetiştirme telâşı sardı beni, zira başlık aynı olduğu gibi yazı da neredeyse aynı gibiydi. Konuyla ilgili ikinci temam ise bu yazımın konusuydu, onu biraz daha işleyeyim bari dedim.

Neden söz ettiğim açık, dünya medyasının neredeyse bugünlerde tek gündem maddesi haline gelmiş olan Wikileaks olayı. Üstelik daha işin başındayız, binlerce belgeden söz ediliyor, 251 bin belge ve yalnız 226’sı açıklanmış. Açıklandıkça yeni şeyler öğreneceğiz ama açık ki, deprem yaratan şey bu belgelerin içeriğinden çok ABD’nin devlet güvenliği otoritesinin yerle bir olmasıdır. Kendi gizli belgelerini dahi koruyamayan bir hegemon devlet var karşımızda. İsterse bu belgelerin, belge de değil kripto notlarının ortaya saçılması yine bu devlet içinde birilerinin marifetiyle olsun, sonucu değiştirmez. Bundan böyle Amerikan devletiyle, onun diplomatlarıyla temas kuran herkes konuşurken sözlerini kırk kez ölçüp biçmek zorunda hissedecektir kendini.


Wikileaks olayını Berlin Duvarı’nın yıkılması olayıyla benzer görüyorum. Bu benzerlik yalnızca yarattığı sonuçlar açısından değil aynı zamanda üstlendiği tarihsel misyon olarak da benzerdir.
Bir adım daha ileri gidip sosyalist devletler blokunun çöküşüyle belirlenen soğuk savaş dünyasının bitimi sürecinin bir devamı olarak düşünüyorum.

Berlin Duvarı’nın yıkılması sosyalist blokun içten içe çözülmesinin dışa vurumu, son sahnesiydi. Sosyalist dünya çözüldüğünde iki kutuplu dünya ABD hegemonyasında tek kutuplu dünya halini almıştı. Kapitalist Batı dünyası bir zafer sarhoşluğuna kapılmıştı, tarihin sonuna gelindiğini, kendi düzenlerinin tartışılmaz bir geçerliliğe sahip olduğunu düşünüyorlardı. Fakat ABD yönetimi içinde ulusal güvenlik stratejistleri tehlikenin farkındaydılar, zaten soğuk savaş siyasetlerinin mimarıydılar. İkinci Dünya Savaşı sonrasının iki kutuplu dünyasının, biri ötekine göre ayarlanmış siyasetler üstüne oturduğunun farkındaydılar, biri çöktüğünde öteki de değişmeden kalamazdı.

ABD politikalarının mimarlarından biri ve ulusal güvenlik danışmanı olarak yıllarca görev yapan ünlü Zbigniew Brzezinski (Z.B.) daha 1996 yılında bugünü gören kâhince sözler etmişti. Yerimin kısıtlılığı nedeniyle söylediklerini özetle vermek zorundayım. Tırnak içine aldıklarım doğrudan Z.B’nin sözleridir. Özetle dediği, sosyalizm çöktükten sonra bizim liberal toplumumuz içten içe çürüme tehlikesiyle yüz yüze. Sovyetler Birliği varken sosyalizme karşı bir yarış nedeniyle “liberalizm evrensel bir alternatif olarak ileri sürülmüştü. Şimdi artık yarış bittiğine” göre “her şeye izin veren bolluk düzeninin liberal toplumlarımız için ne gibi tehlikeler taşıdığını görmek daha kolaydır. Ama silkinme süreci hayli uzun, acılı ve zor olacağa benzemektedir.” Her şeye izin veren bolluk toplumu anlayışının sonlarını getireceğini söylüyor. Bu sözlerin ardından konut kredisi bolluğuyla başlayan finansal krizi hatırlamamak mümkün değil.

Z.B. Amerikan toplumunun “manevi kayıtsızlık” içine sürüklendiğini söylüyor. “Kötü program iyi programı kovuyordu, çünkü en büyük ortak cazibe insanların en soylu yanlarına hitap eden değil, en aşağılık ilgilerine, dehşetengiz korkularına hitap edenlere yönelikti.” (Bu sözlerle, birkaç yazıdır işaret ettiğim Batı’da ve bizdeki “korku psikozu” arasındaki bağıntı akla gelmeli.)


“Uygarlık tarihi boyunca tüm toplumlarca ve tüm dinlerce yıkıcı ve bozucu olarak görülmüş olan değerler, yani aç gözlülük, sefahat, şiddet, sınırsız bencillik, ahlâki sınırlamaların yokluğu, çocuklarımıza her gün sunulan şey olmaktadır. Eğer bu gerçek bizi telaşlandırmıyorsa dünya düzeninin lider ulusu artık onarılamayacak kadar bozulmuş demektir
.


Bu analizlerle Wikileaks arasındaki bağıntı ne?

Z.B’nin büyük ölçüde doğru analizlerinden sonra acaba çözüm olarak düşündükleri ne? Daha özgür ve insani, daha demokratik siyasetler mi düşünüyor? Bu yazıma sığdıramayacağım için bu sorunun yanıtını gelecek yazıma bırakacağım. Şu kadarını söyleyeyim, Z.B. “çokkültürlülükten” ve medyanın sınırsız özgürlüğünden, bu özgürlüklerin devleti “hakem devlet haline” getirmiş olduğundan yakınıyor. Dünya için tehlike olarak gördüğü ise “medeniyetler çatışması”dır ve özellikle Ortadoğu’nun zapturapt altına alınması üstünde duruyor.

Wikileaks olayı ister bir senaryoyla bağlantılı çıkmış olsun isterse olmasın acaba sonuçları itibariyle Amerikan devleti ve toplumunu ve de dünyayı yeniden dizayn etmenin bir aracı olarak mı kullanılacak? Bu dizayn etme daha özgürlükçü yönde mi yoksa daha totaliter yönde mi olacak?

Düşünelim.

TARAF

YAZIYA YORUM KAT