ABD'nin 28 Şubat tavrı bin yıl sürer mi?

23.04.2012 07:16

Ali H. Aslan

Yargı potasına giren darbeler kervanına katılan 28 Şubat, askerî müdahalelere ABD etkisine ilişkin tartışmaları da tekrar alevlendirdi.

Washington'un askerî darbeler konusunda özellikle Soğuk Savaş sürecindeki sicili pek temiz değildir. Ancak 'post-Soğuk Savaş' döneminde zuhur eden 'post-modern' 28 Şubat darbe sürecinde ABD'nin rolü bence teşvik ya da organizeden çok, sessiz onay oldu. Darbecilerin Washington'da güçlü bağlantılarının bulunması, Erbakan-Çiller koalisyonunun düşürülmesinde bilfiil Amerikan parmağı olduğunu ispata yetmez.

Muhtemel muhalifleri sindirmek, darbelerin en önemli ayaklarındandır. Uluslararası camiadan kotarılacak destek bu bağlamda çok değerlidir. Darbeciler 'güç bizde' diyebilmek için, dünya siyasetinde ağırlığı olan dış odaklara hassaten yakın görünmeye çalışırlar. Bu muvacehede, Türkiye'deki askerî vesayet rejiminin aktörleri, darbeleri olgunlaştırma sürecinde ABD ile ilişkilerini içeriye yönelik psikolojik savaşta kullanagelmiştir. Washington'a yapılan ziyaretler, darbe süreçlerinin vazgeçilmez parçası olmuştur.

Amerika'nın da bu işlere sıcak baktığına darbecilerin inandırılması da hazırlama sürecinin önemli unsurlarındandır. Darbeciler Washington'daki hissiyatı bütünüyle yansıtmayan şahıs ve kesimlerle görüştürüldükleri halde, tüm ABD'nin kendilerinden yana olduğu hissine kapılırlar. Mesela 28 Şubat sürecinde sık sık Ankara'dan Washington'a gelip askerî müdahale heveslilerinin erişimini kolaylaştırmaya çalışan bazı sivil kökenli darbe simsarları vardı. Bunlar arasında en aktif olanlardan birinin özellikle İsrail lobisi nezdinde yüksek itibarı bulunuyordu. İsrail sağının ve Amerika'daki etkili destekçilerinin Milli Görüş çizgisini iktidardan indirmek istedikleri her hallerinden belliydi. Tıpkı Türkiye'deki laikçi Kemalistler gibi 'irtica'yı birinci tehdit görüyorlardı. Ama liberal çizgideki Demokrat Bill Clinton yönetimi, bu denli İslamofobik değildi. ABD demokrasisinin genlerini bozan 11 Eylül 2001 olayları ise henüz vuku bulmamıştı. Bu bağlamda sözü eski ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright'ın Mart 1997'de bazı aydınlarla yaptığı Türkiye toplantısına getireyim. Söz konusu toplantı, Washington'da gündemdeki konularda yapılan geleneksel beyin fırtınalarından biriydi. Tek farkı, akşam yemeğinde, daha gayriresmî bir atmosferde gerçekleştirilmesiydi. Anlaşılan o ki, fikrî çeşitlilik olsun diye farklı çizgilerden uzmanlar davet edilmişti. O dönemlerde yönetim tarafından organize edilen tek fikir cimnastiği bu da değildi. Mesela Dışişleri Müsteşarı Strobe Talbott da görüşlerini dinlemek üzere bir grup uzmanı davet etmişti. Bu tür toplantılar ilgili ülkelerde olup bitenleri ve ABD'ye muhtemel yansımalarını daha iyi anlama amacını güder. Siyaset kararlaştırma yeri değildir. Dolayısıyla, oralarda darbe kurgulandığını sanmıyorum.

Merhum Başbakan Necmettin Erbakan, Libya ziyareti ve İslam Birliği türü söylemleriyle Washington'da çoklarını rahatsız etmekle birlikte, Amerikan çıkarlarına kaydadeğer bir tehdit görülmüyordu. ABD'ye büyük bir çelme takmamıştı. Hatta Türkiye'deki Kemalist hakimiyetinden artık bıkan bazı liberal çevreler, geniş halk kitleleriyle ve dinî değerlerle daha barışık hükümetlere şans verilmesi gerektiğini dahi düşünüyordu. Bütün bu nedenlerle, ABD'nin hükümeti devirme gayreti içine girmiş olma ihtimali düşük.

AMERİKA'NIN TİMSAH GÖZYAŞLARI

Diğer yandan Washington, Kemalist rejimi tahkim amacıyla yapılan insan hakları açısından özürlü siyaset ve toplum mühendisliği çalışmalarına güçlü şekilde karşı da çıkmadı. Amerikalıların tek kırmızı çizgisi, fazla militer görünümlü klasik bir askerî darbeydi. Zira en yakın NATO müttefiklerinden birinde cereyan edecek demokrasi tecavüzü savunulamazdı. Albright bence bu saiklerle fiilî darbe söylentilerinin ayyuka çıktığı 1997 Haziran'ında basın üzerinden anayasal çerçeve dışına çıkılmaması çağrısı yaptı. Amerikan yönetimleri Türkiye'yle ilişkilerini genelde iktidarda her kim varsa onunla çalışma ve mümkün mertebe iyi geçinme esası üzerine bina etmişlerdir. O nedenle yakın geçmişe dek ülkede en büyük iktidar odağı olan Genelkurmay'a ve sivil toplumdaki destekçilerine fazla yüksek sesli eleştiriler getirmemişlerdir. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin baskın rolü, Washington'da Türkiye politikasının belirlenmesinde Pentagon'u diğer kurumların hep bir adım önüne çıkarmıştır. 28 Şubat sürecini Genelkurmay'a telkin eden Pentagon olmayabilir. Ancak Washington'da müdahaleci Türk generallere itirazların sönümlendirilmesinde Amerikalı silah arkadaşlarının ve askerî-endüstriyel kompleksin rol oynadıkları inkar edilemez.

Sonuç olarak ABD dış politikasında maddî ve stratejik çıkarlar, demokratik değerlerin üstünde tutulur. Türkiye dahil yabancı ülkelerdeki insan hakları ve demokrasi ihlallerine genelde sadece timsah gözyaşları dökülür. Bu ihlaller müttefik devletlerce yapılıyorsa, üstünü örtme eğilimi yaygındır. ABD'nin 28 Şubat darbe sürecindeki tavrı da farksız değildir. Ve bu tavır bin yıl daha süreceğe benzemektedir...

ZAMAN GAZETESİ 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim