1. YAZARLAR

  2. Murat Aksoy

  3. 28 Şubat operasyonu: Evet ama yetmez
Murat Aksoy

Murat Aksoy

Yazarın Tüm Yazıları >

28 Şubat operasyonu: Evet ama yetmez

A+A-

Dün sabah daha önce başlatılan 28 Şubat post-modern darbesine soruşturma kapsamında, dönemin "güçlü" isimleri bir bir gözaltına alındılar. Bu, Türkiye'nin darbe geçmişiyle yüzleşmesi açısından önemli adımlardan biridir.

Çünkü, 28 Şubat post-modern darbesi 2007'de başlayan Ergenekon sürecinin zihinsel öncüsüdür. Ergenekon davası sürecinde ortaya çıkan darbe girişimleri 28 Şubat'ın zihinsel sürekliliğinin devamıdır.

3 Kasım 2002'deki seçimleri kazanan AK Parti'ye karşı 28 Şubat'ın önemli aktörleri hazırlıklara başlamışlardır. Hükümete karşı ilk toplantıyı Aralık 2002'de ve daha kapsamlısını da 3-5 Mart 2003'de yapmışlardır. 28 Şubatçıların zihinsel takipçileri her başarısız darbe planından sonra bir yenisini hazırlamışlardır. Sarıkız, Ayışığı, Eldiven, Yakamoz ve diğerleri. Bu sürecin son adımı 27 Nisan e-muhtırasıdır.

Devamlılık sadece zihniyette değil, aktörler düzeyinde de devam etmiştir.

28 Şubat sürecinde yaklaşık 6 milyon kişiyi fişleyen ünlü Batı Çalışma Grubu'nun (BÇG) başında olan Çetin Doğan, aynı işi 2003 sonrası bu kez "Cumhuriyet Çalışma Grubu" (CÇG) adı altında sürdürmüştür.

28 Şubat süreci öncesinde yaşananların pek çok örneğini 2003 sonrasında ortaya çıkan darbe planlarında görüyoruz. O günleri hatırlayın bir günde ortaya çıkan Ali Kalkancı, Fadime Şahin; bir günde Ankara'ya akın eden Aczimendiler, ekranlara yansıyan "şeriat geliyor" hezeyanları vs. Bunların amacı kamuoyunu hazırlamaktı ve başarılı oldular. Çünkü onları mamuoyuna sunan "medya" onların suç ortağı idi. 28 Şubat soruşturması, o dönemin "medya aktörler"ine ulaşmazsa eksik kalır. 2003 sonrası darbe planlarında da kamuoyunda kaos yaratma hedefi vardı. Bunun için çocukların gittiği müzeleri bombalanacak, gayrimüslimler, Alevi dedelerini öldürülecekti. Başaramadılar.

Ergenekon davaları üzerinden yakın geçmişiyle hesaplaşan bir Türkiye'nin 28 Şubat süreci ile hesaplaşmaması mümkün değildi. 28 Şubat süreciyle hesaplaşmaya başlayan Türkiye'nin Susurluk'la ve onun aktörleri ile hesaplaşmaması mümkün değildir. Susurluk'la hesaplaşmaya başlayacak Türkiye'nin 1992 ile başlayan faili meçhuller, Eşref Bitlis cinayeti, Turgut Özal'ın ölümü, Sivas ve Başbağlar katliamı, Bingöl'de 33 erin öldürülmesi, Cem Ersever'in öldürülmesi dahil pek çok olayla yüzleşmemesi olmaz. Çünkü bütün bunlar var olan otoriter devlet-toplum ilişkisinin sürmesini isteyen zihniyetin devamı için yapılan eylem ve olaylardır. Yapan isimler ve yapılar başka olsa da, zihniyet aynıdır.

Bu açıdan hukuken bu tekil olayların bir bütünsellik içinde ele alınması; toplumsal ve siyasi olarak da otoriter zihniyetle yüzleşmek gerekmektedir.

OTORİTER ZİHNİYETLE HESAPLAŞMAK

Karşımızdaki sorun otoriter zihniyet ve onun toplumsal yansıma ve pratikleridir. Cumhuriyet'in kurumsallaşması ile hayat bulan bu zihniyet, otoriter bir devlet-toplum ilişkisi vazetmekte ve meşruiyetini toplumdan değil devletten almaktadır. Toplumun farklılıklarını yok sayıp homojenleştiren, siyasetten ticarete, sanattan edebiyata pek çok alanda sadece Cumhuriyet'in "Türk/laik" vatandaşlığını benimseyen ve sahiplenenlerin girebildiği bir "kamusal alan" icat etmiştir.

Devlet açısından 1960, 1980'deki açık darbelerin, 1971'deki muhtıranın ve 28 Şubat post-modern örtük darbeleri, toplumun farklılıklarının çıktığı kamusal alanı yeniden strelize etmeleridir.

28 Şubat post-modern darbesi 1990'ların başından itibaren Refah Partisi'nin (RP) önce yerel yönetimlerde sonra genel seçimlerde elde ettiği başarı sonrası devreye girmiş ve kamusal alanının İslami görünürlükten temizlenmesi ile sonuçlandırılmıştır. Başörtülü öğrenciler okullardan uzaklaştırılmış, İmam Hatip'leren orta kısımları kapatılmış, nihayet 1997'den 2002'ye kadar olan süreçte RP (ve koalisyon ortağı DYP) siyaseten yok sayılmıştır. Çok geçmeden de RP, Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından kapatılmıştır. 28 Şubat post-modern darbesi otoriter zihniyetin TSK öncülüğünde medya ve yargıyı da yedeğine alarak kendi sistemine sahip çıkmasıdır.

Bir tiyatro gösterisini bahane ederek tankları Sincan meydanına sürenler, o günlerde kendilerince "demokrasiye balans ayarı" yapanlar bugün hukuk karşısına çıkıyorlar. Onların yargı ve medyadaki ortakları da ortaya çıkmalı.

Geçtiğimiz hafta 12 Eylül 1980 Darbesi yargı önüne çıktı. Bu hafta 28 Şubatçılar göz altına alındı. Bunlara hukuk ihlal edilmediği sürece ancak sevinebiliriz.

12 Eylül'ün hakim karşına çıkmasını "tiyatro" olarak görüp önemsemenler, dün yaşananlara da benzer tepkiyi verebilirler. Canları sağolsun. Biz biliyoruz ki, demokrasi bitmeyen bir süreç ve mücadele.

12 Eylül 2010'daki referandumda "Yemez ama evet" dedik. Geçen hafta "Evet ama yetmez" dedik, bugünde aynı şeyi söylüyoruz; "EVET AMA YETMEZ"

YENİ ŞAFAK 

YAZIYA YORUM KAT