1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Türkiye'nin acil ihtiyacı işlevsel bir hukuk sistemi!
Türkiye'nin acil ihtiyacı işlevsel bir hukuk sistemi!

Türkiye'nin acil ihtiyacı işlevsel bir hukuk sistemi!

Ali Osman Aydın, Türkiye'de suçun cezasız kaldığını ifade ederken böyle bir ülkede güvenlik ve huzurun sağlanmasının mümkün olmadığını kaydediyor.

02 Mart 2024 Cumartesi 12:00A+A-

Ali Osman Aydın / Yeni Akit

Hukuk!

Şurası net! 

Ülkede şiddetin dozu her geçen gün artıyor. Altın ve döviz fiyatları ya da gerçek enflasyon oranı gibi… 

İnsanlığımızdan utandığımız, sinirlerimizi allak bullak eden şiddet gösterileri ile hayretlere gark oluyor, sarsılıyoruz her gün. 

En son, bir halk otobüsünde koltuk değnekli yaşlı bir adamla eşine yapılan vahşi saldırıyı izledik! Adam ve oğlu yaşlı adamın üstüne çıkıp resmen tepiniyorlar videoda. Akıllara ve kalplere zarar bir görüntü…

Ayaklarıyla yaşlı adamın kafasına basan kişi, söylenene göre bir okul müdürüymüş. Şu işe bakın siz! Çocukları emanet ettiğimiz insanlara bakın! 

Mağdurlar yaşlı, engelli ve savunmasızlar. Fakat buna rağmen, üzerlerine çıkıp tepinenler inanılmaz bir hınçla hareket ediyorlar. 

Bu kadar hızlı zıvanadan çıkmak, bu kadar kontrolsüz hınç duymak bana hiç normal ve insani gelmiyor. Konuşulamaz, kontrol edilemez düzeyde bir şiddet bu! 

Bu şiddet toplumu esir alıyor giderek. Bu şiddet, şiddeti doğuruyor. 

****

Yaşlı adamı ve eşini dövenler adamakıllı bir ceza almayacaklar muhtemelen. 

E canım, adam öldürenler adamakıllı ceza almıyorlar, dövenler mi alacak!  

Caninin biri, bir kişiyi öldürmüş, 4 kişiyi yaralamış, ama 6-7 sene yatıp çıkıyor! Ne güzel İstanbul! 

Martin Scorsese’nin Taksi Şoförü filminde Travis karşılaştığı siyasetçiye “ Bu şehir üstü açık bir tuvalet! Birinin sifonu çekmesi gerekiyor” demişti. Ve filmin sonunda o “sifonu” çok kanlı bir biçimde kendi çekmeye çalışmıştı…

Aklınızdan ne geçtiğini biliyorum. Ama önce şunu sormak gerek: Neden yaşadığımız şehirler “üstü açık bir tuvalete” dönüşsün ki? 

Neden? 

Şehirleri, sokakları, cemiyeti bu hale getiren kim, ne? 

Biziz elbette. İçinde yaşayanlar tabii. 

Ne olursa bu kirlilik şehirlere bulaşmaz, peki? 

Hukuk, yasa, kurallar, terbiye ve cezalar elbette. 

****

İnsanın toplumsal yaradılışı ve onun ihtiyaçları konusu hukukun biricik kaynağıdır. Toplumsallığın düzenlenmesi gerekir ki denetlenebilsin. Çünkü insanlar, eylemlerinde her zaman makul değildirler. Hatta insanlar nadiren makuldürler. Çoğu zaman dürtüsel, acımasız ve çıkarcı olurlar. Çıkarları için güçlerini kullanırlar. Onları sınırlayacak kurallar yoksa sınırlara da riayet etmezler. 

Hukuka düşen görev, ortak yaşama zararlı olayları engellemek, katlanılabilir bir ölçüye indirmek, topluma güven ve istikrar kazandırmaktır. 

M. Fuko’nun söylediğine göre 1760’ta İngiliz hukukunda idamlık suçların sayısı 160 kadarmış. 1819’da bu oran 223’e yükselmiş. Modern hukuk “insanlığa daha fazla saygı düsturuyla” kıyıcı cezaları hafifletme yoluna gitti. İyi ama “insanlığa daha fazla saygı” denklemi içindeki “suçsuz” düzgün vatandaşlara ne olacak? Onlar saygıyı hak etmiyorlar mı yoksa?  

****

Hukuk gerektiği biçimde işletildiğinde, insanlar otobüste başlarına bir şey geleceği endişesini taşımazlar. Cemiyetin bütün fertleri oluşan güvenlikten paylarına düşeni alırlar.  

Şehirler, adalet sistemi bu fonksiyonunu yerine getirmediğinde “üstü açık tuvalete” dönüşürler. 

İzlediklerimize bakılırsa sadece hayvanlar, çocuklar ve yaşlılar şiddet görmüyor. Daha az güçlü olan, güçlü olandan şiddet görüyor. Daha güçlü olan, daha az güçlü olanı eziyor. Hukuku işletmediğinizde güçlü ve gaddarın zayıfı ezdiği bu anarşi ortamı “yeni normal” haline geliyor. Çünkü herkes kendi adaletini tesis etmeye çalışıyor. Herkesin kendi adaletinin peşinde olduğu bir toplumda, adı konmamış bir anarşi olmasına şaşmamalı! 

****

Türkiye’de, siyaset putunun gölgesinde geçiyor ömrümüz maalesef. Bu putu doyurmak telaşı her şeyin önüne geçiyor. İnsanlar öldürülüyormuş, öldürenler cezasız kalıyormuş, yapanın yaptığı yanına kar kalıyormuş, çocukları sokaklarda köpekler parçalıyormuş, şehrin ara sokaklarında çatışmalar çıkıyormuş, bunlar sonraki işler!(!)

"Hele şu seçimleri bir kazanalım!"

Seçimler kazanılıyor… 

Bir bakıyorsunuz hemen beş sene sonraki seçimi kazanmak telaşı ve gündemi siyaseti esir alıyor. Fizik gibi siyaset de boşluk kabul etmiyor! Ve biz iki seçim arası telaşesinde yaşamaya çalışan insanlara dönüşüyoruz.  

Koca bir toplumun en hayati sorunu olan güvenlik habire tehir ediliyor. Bu fetret devrinde de katile, hırsıza, arsıza, namussuza gün doğmuş oluyor tabii.    

Kopuğun biri kendisinden yol isteyen Ambulansı durdurup içini kontrol ediyor. Öbürü kafasına estiği için pompalı tüfekle yol kesiyor. Diğeri gürültü yapan komşusunun evini basıp, çoluk çocuk herkesi vuruyor! 

Fakat kimseye adamakıllı ceza verilmiyor. Can alan neden yaşıyor mesela? Bir katili neden vergilerimizle besliyoruz? Katili sıcak koğuşlarda, üç öğün yedirmek ona ceza değil, nimettir! İşlerin böyle döndüğü bir toplumda ne otobüste, ne sokakta, ne markette ne de evimizde güvendeyiz!  

Siz hukuku işletmeyerek “şehirleri üstü açık tuvalete” çevirdikten sonra Travis’in arzusuna uyarak “sifonu çekmek” isteyen milyonlar bulunur. Yeni normalimiz de “kaos” olur! Allah korusun…    

Şimdi diyeceksiniz ki, Gazze’de kardeşlerimiz katledilirken bunlar da mesele mi? 

Haklısınız, ne diyeyim! 

HABERE YORUM KAT

1 Yorum