Tevhid olmadan toplumsal ıslah mümkün mü?

Tevhid olmadan toplumsal ıslah mümkün mü?

Vahdettin İnce, peygamberlerin tevhid mesajını toplumsal ıslahın temeli olarak öncelediğini, ekonomik, siyasi, ahlaki ve hukuki düzenlemelerin ancak bu inanç zemini üzerinde kalıcı sonuçlar doğurabileceğini ifade ediyor.

Vahdettin İnce / Star

Her şeyin başı Tevhid

Bütün peygamberler toplumlarına aynı mesajı iletmişlerdir. "Allah'tan başka ilah yoktur". Sonra her bir peygamber yaşadıkları toplumun ekonomi, siyaset, ahlak ve hukuk alanındaki sapmalarını, yanlışlıklarını, çarpıklıklarını düzeltmeye koyulmuş, toplumlarını ıslah etmeye çalışmışlardır. Dünya kurulduğundan beri gönderilen peygamberlerin değişmeyen çizgisi, tevhidin insanların zihninde ve sosyal hayatlarında egemen kılınması ve ondan sonra toplumdaki eğriliklerin, çarpıklıkların giderilmesi olmuştur. Kur'an bu meseleyi değişik vesilelerle Müslümanların dikkatine sunar. Peygamberlik silsilesinin son halkası peygamberimiz de on yıllık Mekke döneminde hemen hemen sadece tevhid akidesinin insanların zihninde ve hayatlarında iyice berraklaşıp yerleşmesine odaklanmıştır. Sonra Medine'de sosyal hayata, ahlaka, hukuka dair hükümlerin konulmasına sıra gelmiş, toplumun ıslahına el atılmıştır. Çünkü tevhidin bilinmediği veya iyice belirginleşmediği bir vasatta ıslah çabalarının başarılı olmasına imkan yoktur. Bu yüzden tevhid, ekonomik, siyasal, sosyolojik ve ahlaki olarak atılacak adımların zemini olacak kadar hem müminlerin hem de mümin olmayan diğer muhatapların zihninde istenen düzeyde berraklaşmamışsa iyileştirme, ıslah etme ile ilgili verilecek herhangi bir çabanın istenen sonucu vermesi mümkün değildir.

Kuşkusuz tevhid akidesinin belirgin olmadığı zamanlarda, mesela İslam öncesi Arap cahiliyesinde toplumdaki yozlaşmalara, ahlaksızlıklara, baskılara, zulümlere, genel dejenerasyona karşı çıkan, bu tür yozlaşmaları düzeltmek için çaba sarf eden bireysel ve örgütsel çabalar eksik olmamıştı. Örneğin "Hilfu'l Fudul" (Erdemliler ittifakı) gibi bir hareket vardı ve bu harekete üye olan insanlar yukarıda saydığım çarpıklıklara karşı samimi bir mücadele veriyordu. Fakat bütün çabalarına rağmen, müesses nizam tevhid akidesine dayanmadığı, ilkel cahiliye bütün kavramları ve çarpıklıklarıyla egemen olduğu için zulüm ve zorbalık git gide azgınlaşıyor ve toplum, ahlaki anlamda sukut edecek düzeye doğru gidiyordu.

Bugün dünyada ve bölgemizde kurum ve kavramlarıyla Batı medeniyeti egemendir. Bu medeniyetin egemenliği altında korkunç bir yozlaşma, ölümcül bir yolsuzluk ve insanlığın belini büken talan zulmü devam etmektedir. Zaten medeniyetin birinci vasfı, Batı dışındaki toplumların sahip oldukları bütün yeraltı ve yerüstü zenginliklerin talan edilmesi, sömürülmesidir. Batı, önce kendi içindeki alt sınıfları sömürerek kimliklerini, kişiliklerini yok etmiş, onları ayakta tutan erdemlerini ellerinden alarak dayanaksız bırakmıştır. Hristiyanlığın şahsında hala varlığını sürdüren tevhid kırıntısını da etkisizleştirmiştir. Sonra kendisinin dışındaki dünyaya yönelmiş ve artık insanlığın tamamını sömürü, yolsuzluk, talan ve onursuzlaştırma esaslı düzeninin esiri haline getirmiştir.

Bu arada hem batıda hem de dünyanın geri kalanında insanlığın bu denli çürümesine, onursuzlaştırılmasına, varlığının talan edilip kimliksizleştirilmesine bigane kalmayan, kalmak istemeyen bireyler, kurumlar ve hareketler eksik değildir. Bunların da gerek yerel ve gerekse küresel düzeyde sergiledikleri eylemleri gözlemliyoruz. Gözlemlediğimiz bir şey daha var: Bunca çabaya, bunca eyleme ve bunca söyleme rağmen insanlığın hayatında herhangi bir iyileşme olmadığı gibi dejenerasyon, ahlaki, ekonomik ve siyasal çürüme küresel çapta daha bir ivme kazanıyor.

Bütün bunların sebebi, bu gibi erdemli hareket ve söylemlerin tevhid akidesinden, tevhidin egemen olduğu bir zeminden güç almamalarıdır. Kur'an, peygamber kıssaları üzerinden bize bu mesajı veriyor. Islah için izlenecek yolun ilk adımının tevhid akidesini benimsemek olduğunu vurguluyor.

Ülkemiz, kaç yüzyıldır Batı medeniyetinin önce kültürel, sonra fiili egemenliği altına girmiş bulunuyor. Hayatımızın her yönünü dizayn eden Batı zihniyetinin de tevhid akidesinden ne kadar uzak olduğunu biliyoruz. O yüzdendir ki kaç yüzyıldır ülkemiz konjonktürel olarak her on yılda bir ekonomik, ahlaki ve siyasal çürümeye delalet eden olaylarla çalkalanmaktan kurtulamıyor.

Bu eğitim sistemi, tevhidden fersah fersah uzak batı medeniyetinin değerlerinin nesillere taşınmasını birincil vazife bilen bu maarif sistemi devam ettiği sürece, bugün olduğu gibi olabilecek en ideal insanlar da yönetimde olsalar yine de çürüme devam edecektir.

Her şeyin başı tevhid.

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir